E. Reha KORKMAZ

E. Reha KORKMAZ

E. Reha KORKMAZ
Yazarın Tüm Yazıları >

YASALDIR AMA

A+A-

2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde bir konuşma yapan Yazar Alev Alatlı'nın söylediği sözler adeta “hayat dersi” niteliğindeydi. Konuşmanın anafikri, kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan kesimin kulağına küpe olmalı. Alatlı, konuşmasında verdiği örneklerle yasal olan herşeyin helal olmadığını gözler önüne seriyor. İşin ilginç yanı da Yazar Alev Alatlı'nın sıraladığı örneklerin satır aralarında verilen mesajları hayatımızın her döneminde karşımıza çıkan gerçeklerle birebir örtüşmesiydi. Alatlı'nın tarihi konuşması şu şekilde:
“Aslolan, hakkın eda edilmesi olmalıdır; aslolan helalleşmek olmalıdır, helalleşmek olmalıydı.
Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıydı; çünkü her yasal hak, helâl değildir ve olamaz. Suruç ile Kobani'nin arasında çizgi çekmek, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin yasal/kılıç hakkıdır belki; ama helâl değildir.
Keza, iflas eden kardeşinizin haraç-mezat satışa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir; ama helâl değildir. İmar ruhsatı olan bir müteahhit, şehrin ufkuna tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helal değildir.
Yeni ve çok daha ucuz bir enerji türünün pazara/piyasaya girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alıp sümen altı eden bir petrol şirketi de, yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helal değildir. Keza raf ömrünü uzatmak için ekmeğin hamuruna kanserojen madde katan gıda üreticisi, formülü ambalajın üstünde yazdığı sürece suçsuzdur; ama helal değildir.
Bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden izliyorsa, suçsuz sayılacaktır; ama helal değildir.
Şimdi buradan, şöyle bir öngörüde bulunuyorum: 21.yüzyılın en yaman toplumsal projesi; "Helâl olanı, yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir."
Kadim değerlerle rabıtası zedelenen özgürlüklerin şerden yana bükülmelerini önlemenin yollarını bulmak zorundayız. Yasaların tanıdığı haklardan insanlık veya Allah adına feragat etmenin garipsenmeyeceği bir yeni düzen, dünya yaratmak zorundayız.
Tarihin bize öğrettiği bir şey var: İster en mükemmel yönetim sistemini, ister ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiş olsun; bir medeniyetin sevgi ve nefis terbiyesi dumura uğramış, manevi enerjisi tükenmişse; o medeniyeti ne Birleşmiş Milletlerin tüzüğü, ne Helsinki beyannamesi, ne AİHM mevzuatı, ne de en üstün silâhlar kurtarabilir. ..."
Etrafınıza bir bakın. Kamuyu yönetenler, çok ortaklı şirketlerin idarecileri, hizmet ve ürün satanlar, patron şirketlerinin idarecileri, vakıfları yöneten mütevelliler, siyasetçiler yani tüm insanlar…
Yasal olan ama helal olmayan bir durum var mı etrafınızda?
Hadi buyurun iğneyi kendimize batırarak başlayalım işe.

***

VAY ASLAN HACIEMMİM VAY
Konyamızın insanının büyük bir bölümünün yerel siyasetle uzaktan yakından alakası yoktur. Ama bu durum siyasetle hiç ilgilenmiyor anlamına da gelmez. Hepimiz biliriz ki biraraya gelince gerek ülke ekonomisini düzlüğe çıkarma konusunda, gerekse de milli takımı dünyanın sayılı milli takımları arasına getirme konusunda bilgi ve birikime sahibizdir. Otobüste seyahat ederken hacıemmilerin sohbetlerine biraz kulak kabartırsanız ne dediğimizi anlarsınız aslında. Çok fazla bir istekleri de yoktur bu hacıemmilerin. Ya mahallelerinin okullarının yanından geçen anayolda araçların yavaşlaması için küçük bir set isterler, ya da çöplerinin zamanında alınmasını. Aslında dolu dolu sohbete de hazırdırlar. Eee yılların birikimi hazırdır hafızalarında.
Akşamları iş dönüşü sık sık karşılaştığım iki hacıemminin sohbetlerine sık sık kulak veririm. Hani amacım laf dinlemek değil de tecrübelerinden istifade etmek aslında. Hani kulak veriyorum derken hacıemmiler zaten otobüste canlı yayın durumundalar. Otobüsün tamamı kendilerini dinliyor.
Hacıemminin biri dış mihraklardan bahsediyor. Geçmişte Erbakan Hoca'nın söylediklerinin tamamının gerçekleştiğini anlatıyor ve “-Gavur enikleri yidiler hocayı” diyerek sözü akranına bırakıyor. Diğer hacıemmi de “-Aman Allah devletimize zeval virmesin” tarzında bir konuşma yapıyor. Derken hacıemminin birinin telefonu çalıyor. Telefonun ucunda belki de yarım asırdır aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşı var. Konuşmasından akşam yemeğinde tirit olduğunu anlıyoruz. Hacıemmi telefonu kapattıktan sonra ineceği durağa kadar güzel bir tirit fıkrası ile sohbeti tamamladı:
Bir Kütahyalı Konya'ya gelmiş, lokantada yemek yiyor. Bakmış yanıbaşındaki masada oturan ve şivesinden Konyalı olduğu anlaşılan kişi garsona;
-“Age, bağa bi tirit vir” demiş.
Tirit gelmiş, bol bol ekmekli, bol soğanlı, bol sulu, nefis, mis gibi kokuyor ama az etli. Kütahyalı yan gözle bizim Konyalı'yı süzerken, Gonya'lı hemşehrimiz garsonu tekrar çağırmış;
-“Age accık da yağına ekmek viri vir” demiş.
Garson ekmeği getirmiş, Bizim Gonyalı garsonun getirdiği ekmekle, tiridin içindeki ekmek parçalarını afiyetle yemiş. Kütahyalı hayran hayran seyretmiş. Gel zaman, git zaman yine O Kütahyalı vatandaş bir gün trende giderken kompartmanında tanışma faslı esnasında bir Konyalı'ya rastlamış ve  yıllar sonra o meşhur Konya seyahati aklına gelmiş ve hemen Konyalılara hayranlığını anlatmış. Konyalı bunun üzerine sormuş;
– “Hele neyine hayran olduydun?”
– “Ekmeği ekmeğinen yirsiniz, adına da tirit dirsiniz!“

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.