Yazdır

“Darbe olmadı, Mahkeme kararı verelim”

Zamanın Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler anlatıyor;

Zamanın Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler anlatıyor;

“2. Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel ile bir konuşmamız oldu. Tavrından ihtilal hazırlıkları olduğunu anladım. Sonra Ankara’ya gittim. Sayın Süleyman Demirel ile uzun bir görüşmemiz oldu. (Ben partiye gideceğim) deyip müsaade isteyince Sayın Demirel (Hocaya söyle, Konya mitingini iptal etsin. Asker ihtilal yapacak) diyor. Aynı hafta içinde iki Demirel’den ihtilal sözünü duydum. Sonra MSP’deki toplantıya gittim. Konya’daki Kudüs Mitinginin iptal edilmesini sonuna kadar anlattım. Mitingin iptal edilmemesi üzerine, partiden istifa ettim. Konya’daki mitinge kadar da istifamı açıklamadım. Mitingde de bir taşkınlık filan olmadı. İstiklal Marşı okunurken bir grubun kenara oturduğunu herkes gördü. İhtilalin gerekçelerinden bir olan Konya mitingindeki oturma hadisesi bundan ibaretti. Herkesin gördüğü o beş-altı kişi hakkında sonra hiçbir şey duymadık. Sadece bildiğimiz o beş-altı kişinin İstiklal Marşı sırasında yere oturmasının ihtilal gerekçeleri arasında yer almasıydı…”

***

Refah Partisi kapatılırken de, Erbakan hakkında raflar dolusu dosyalar hazırlanırken de Konya ön plandaydı. Mesela, yüzyılın savaşında efsanevi bir direniş gösteren Bosna’ya yardım için toplanan paralar soruluyordu üstüne basa basa…

Ve suçlanan tarafı da, yardımları alan Bosnalıları da dinlemeye kimsenin niyeti yoktu!

***

Geçen hafta sonu, mesai bitince, (pardon, borsa kapanınca) AK Parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından kapatma davası açıldı.

Toplam 17 klasörden oluşan kapatma davasında Konya yine vardı; hem de üç isimle…

***

Birincisi Milletvekili Hüsnü Tuna.

Konya Gazeteciler Cemiyeti’nde, bizim Mustafa Akgül’ün “Anayasa’nın 10. ve 42. maddesindeki değişiklikle, yasağın yasalaşacağı yönünde açıklamalar var. Anayasa Komisyonu üyesi olarak siz ne düşünüyorsunuz” şeklindeki sorusu üzerine, “İnşallah hedefimiz kamu hizmetlerinde de, yani kamu hizmeti veren personellerde de böyle bir yasağın olmamasıdır. Bu utanç verici bir şey diye düşünüyorum ben. Ama bunun yeri 42’nci madde değil. Çünkü 42’nci madde eğitim hakkıyla ilgili madde olduğu için. Orada çalışma hakkını düzenleyemiyoruz. Zamanı gelince inşallah o çerçevede düzenlemelerde gündeme gelecektir….” dediği için AK Parti’nin kapatma davasına gerekçe olmuş.

AK Parti’nin, Tuna’yı İhraç istemiyle Disiplin Kuruluna vermesini ise “kaale” alan yok!

***

İkincisi Seydişehir Belediye Başkanı İbrahim Halıcı.

Adını duyar duymaz, “Bu kadar sakin, mütevazi bir adam, ne yapmış” diye kendi kendime sormadan edemedim.

Kendime sormakla suç işledim mi bilmiyorum(!)

Sonra 167 sayfanın içinde İbrahim Halıcı’yı buldum. Başkan; Seydişehir’de, 18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni Anma Günü nedeniyle düzenlenen şiir ve müzik yarışmasında birinci olan İmam Hatip Lisesi öğrencilerine ödüllerinin verilmesi için okul bahçesinde düzenlenen törende konuşurken ''Ben de bu okulda okudum. O dönem okul çok kalabalıktı, şimdi azalmış. İnşallah bütün okullar İmam Hatip olacak'' demiş.

Bu konuşma da Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkmış. (İnşaallah bir gün bütün okullar İmam Hatip olacak) cümlesinin konuşmada geçmediği, Cumhuriyet’in Seydişehir Muhabirine sitemle iletilmiş. O da “özür” dileyip olayı kapatmışlar.

Ama gazete yazmış bir kere…

Yanlış cümleden kimsenin haberi yok. Tekzip veya düzeltme istemi de yapılmamış.

Sonuçta, al sana parti kapatmaya bir gerekçe

***

Üçüncüsü  Ahmet Şükrü Kılıç.

Bir ara Konya Milletvekili Halil Ürün’ün danışmanlığını yapan Ahmet Şükrü Kılıç, kendisi askerdeyken, türbanlı olduğu için 28 Şubat döneminde öğretmenlik görevine son verilen eşi Nilgün Kılıç’ın,  Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2003 Yılı Kasım ayında yapılan büyük kongresinde MKYK üyeliğine seçilmesini anlattığı bir yazısında “İşte 28 Şubat’ın rövanşı diye ben buna derim” şeklinde bir cümle kullanmış.

“28 Şubat’ın rövanşı” sözcüğü, kapatmanın gerekçelerinden birini oluşturuyor.

***

12 Eylül ihtilalinde adımızı gerekçeye yazdırdık.

Refah Partisi kapatma davasında da geri kalmadık.

Şimdi AK Parti’nin kapatılma gerekçelerinden üçü Konyalılara ait!

***

Gelelim başka bir konuya;

Kapatma davasından hemen sonraki ilk reaksiyonlara dikkat ettim.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde meclise girmeyen, sonra da milletvekili genel seçimine giremeyen Anavatan Partisi’nin Genel Başkanı Erkan Mumcu, hakkında kapatma davası bulunan DTP ve kapatılan partilerden doğan Saadet Partisi’nden başka ciddi bir “tepki” veren olmadı, ilk anda.

MHP “Mahkeme kararını saygıyla bekleyeceğiz” dedi mesela.

CHP “hak etti ama” tarzındaydı.

***

 “Millete rağmen siyaset” hâlâ bazı partilerin vazgeçilmezi durumunda görünüyor.

“Siyasi hayatıma mal olsa da bunları yapacağım” diyerek siyaset yapanların geldikleri durum, belli bir çevrenin hiç umurunda değil.

Ve anlaşılıyor ki, halk bile umursanacak kadar değerli değil!

Cumhurbaşkanlığı seçiminin, “krize dönüştürüldüğü” günlerde bir vatandaş televizyonda, yaşananları anlatırken “Artık her sabah kalkar kalkmaz haberleri açıyorum, darbe olmuş mu diye bakıyorum” diyordu.

Gerçekten, birçoklarının özlemle, kimlerinin de korkuyla darbe beklediği günler daha çok yakındaydı.

Bugün kapatma davasına bu perspektiften bakınca “Darbe olmadı, mahkeme kararı verelim” gibi bir sonuç çıkıyor.

Yanlış mı?

www.hakimiyet.com