Yazdır

Sifonu Ben Kırmadım

Sifonu Ben Kırmadım

“Her korkuda binlerce eminlik vardır, göz karasında onca aydınlık mevcut.”

                                                                                                         Mevlana

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar Fransız şehirlerini bombalıyormuş. Büyük bir otelin tuvaletine giren bir bayan tuvaletten çıkarken bozuk olan sifonu sertçe çekince sifon komple yere düşmüş. Aynı anda da Almanlar otele yakın bir bölgeye bir bomba atmışlar. Bomba öyle bir gürültü ve sarsıntı meydana getirmiş ki bu etkiyi kendisinin düşürdüğü sifondan zammeden kadın bağırarak dışarı fırlamış; “Vallahi o kadarda hızlı asılmadım, zaten bozukmuş”

 

 

 Geçen cumadan beri meydan gelen gelişmeler Bu hikâyedeki olayı hatırlattı bana. Ameliyat için Hastaneye yattım, ameliyat oldum. Yaralarla, hastalıkla uğraştım. Bir kaç gün gündem dışında kaldım. Şöyle biraz iyi olup ta etrafıma bakınca aman Allah’ım!  Neler olmuş neler! AK Parti için kapatma davası açılmış, dolar fırlamış, borsa düşmüş… falan, filan. Kendi kendime ;” Bunları bir an boş bırakmaya gelmiyor!” dedim içimden. Yani bu olaylar benim yüzümden yani yokluğumdan oldu!  İşin esprisi bir yana garip şeyler oluyor, karanlık çarklar dönüyor veya döndürülmeye çalışılıyor. Ama tabi ki bizler için çok önemli değil. Bizler; “Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler” sözünü düstur edinen mütevazı sade vatandaşlarız. Yapacağımız dualarla işlerin daha güzele gitmesini yüce Mevla’dan istemektir.

***

Ameliyat kelimesi hangimiz korkutmaz. Doktorlar bize; “ameliyat olacaksın!” dediğinde neler düşünmeyiz. Bu kelimeyi ilk duyduğumda benim aklıma “ bıçak, kan, narkoz, acı, sakat kalma, ölüm…” geldi. Birkaç haftalık karar aşamasından sonra dostum Sinan Bahçeci Bey’in tavsiyesine uyarak “Devlet baba”nın hastanesinde (Meram araştırma Hastanesi eski adı ile SSK) ameliyat olmaya karar verdim. Bir halk adamı olarak! Halkımdan ayrı şartları kabul etmem mümkün değildi! Bu yüzden özellerden uzak durdum. Tabi bu kararı vermemde bu hastanenin son yıllarda gerek personel, gerek fiziki yapı ve gerekse yönetim anlayışı yönünden büyük bir gelişme göstermesi geliyor.  Hastaneyi daha önce çocuklarımı birkaç kez götürdüğümde gözlemlemiştim. Tabi devlet hastanesi olunca özeller gibi reklâma girmediklerinden bu gelişmeler kamuoyunca pek görülmedi. Bulunduğu mekânın ferahlığı da hastaneye ayrı bir değer katıyor doğrusu. Konya’da ilk dijital barkot sistemine geçen,  birimler arasında bilgi sayar bağı kuran hastanenin doktor ve diğer birimlerdeki görevli eksiği yok gibi. Temizliği de güzel yemekleri de. Tek eksiği, yatakhanelerin bulunduğu katta çalışanların işlerini yaparken biraz gürültülü yapmaları!  Daha sessiz olmak hiçte zor değil aslında.  

Haydi Git Güle Güle…

Bir saatlik bir zaman diliminde ameliyat için gerekli prosedürü tamamladım. Dosyayı tamamlayarak hemşireler uzattım. “Ben ameliyat olacağım!” diye vakur ve gururla seslendim. Onlardan; “bravo! Ne cesur adam! Helal olsun! Gibi tavırlar beklerken; onlardan biri; “öylemi? Verin bakalım dosyayı!” Gibi umursamaz ve bir bakkalın; “buyurun ekmek mi istemiştiniz” gibi tavrı beni pek şaşırttı. Bizim için çok önemli gibi görünen bu hadise onların günlük meşgaleleri tabi. Bu hastaneye gidecekler için bir uyarıda bulanayım. Pazartesi ve Salı günleri hastane çok kalabalık oluyor. Bir de hastaneye saat 14’ten sonra giderseniz çok daha rahat doktora ulaşabilirisiniz. 

Dr. Mehmet Ali Eryılmaz Bey ve ekibi beni ameliyata hazırladı. O meşhur elbiseyi giyip tahtırevana!(sedye) sırtüstü uzandım. İki görevli beni bir kat aşağı indirdi. Bu büyük yürüyüş yolunda rastladığımız vatandaşların bir kısmı acıyarak, bir kısmı ise bir kahraman gibi bakıyorlardı bana. Koridordan koridora, salondan salona, elden ele geçtik. Kendimi idam sehpasına giden bir hükümlü gibi hissediyordum. Bu kadar çok dolambaçlı yollardan geçerken aklıma inatçı koyunların başını döndürme ameliyesi geldi. (bazı koyunlar istenilen yere gitmek itemez inat ederse kendi etrafında dört beş kez döndürülür. Ondan sonra koyuncağız istediğiniz yere rahatça gider) Nihayet menzili maksuda vardık. Yüzü maskeli üç dört görevli bekliyordu beni orada. Yukarıda ışıklar yanıyordu, etraf karanlıktı. Salonda bir de radyo vardı ve bir müzik parçası çalınıyordu. Ne miydi parçanın adı; “Haydi git güle güle uğurlar olsun” Allahtan “Artık demir almak günü gelmişse zamandan” parçası çalmıyordu…

 Not: Başta Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Mehmet Ali Eryılmaz Bey olmak üzere bana manen destek olan Dr. Sinan Bahçeci Bey ve hastanenin diğer görevlilerine teşekkür ederim.     

www.hakimiyet.com