Yazdır

Anne Olmak…

Bu hafta içinde iki gün arka arkaya annelerini kesen kızlardan haberdar olduk bir şekilde.

Şekil ve içerik olarak dinlemeye, okumaya, görmeye katlanamayacağımız haberlerdi bunlar. İki anne bir şekilde kızları tarafından öldürülmüştü.

Her ikisi ile ilgili benzer yorumlar yapıldı. Psikolojik tedavi gördükleri, anneleri ile problemli oldukları, konuşacak kimse bulamadıkları vs.

Sorun ya da neden ne olursa olsun sonuç içler acısı. İçimizi acıtan, yüreğimizi burkan iki ölüm, hiç uğruna biten iki ömür. Ömürlerinin kalan kısmında “anne katili” olmanın pişmanlığını, üzüntüsünü, utancını ya da duruma göre bunun övüncünü, kahramanlığını, yaşayacak iki genç insan.

İkisinin de ortak yönü anne - babanın ayrı olması ve ikisinin de anneleri ile yaşıyor olmaları.

Cennet ayakları altına serilmişken, ayaklar altına alınan, aşağılanan, daha olmadı yaşamları eşleri ya da çocukları tarafından sonlandırılan anneler.

Anne olmak Allah’ın kadınlara verdiği en kutsal ve ayrıcalıklı özellik iken, özellikleri eksik bulunan, beğenilmeyen, çocuğun cinsiyeti nedeniyle azarlanan daha da olmadı eşi tarafından terk edilen, aile büyüklerinin istedikleri cinsiyette torun versin diye kendi yerine adaylar aranan anneler. Çocuklarının bir teline bile zarar gelmesin diye uğraşırken, çocukları tarafından dövülen, sokağa atılan, kendisi ile ilgili sorunlarını çözemeyip, bunu kendisini doğuran annede arayan evlatlarca hesap sorulan anneler.

Anneliği kendisine ağır gelen, çocuğunun sorumluluğunu tek başına taşıyan, bir şekilde ayakta kalmaya çalışan, çalıştığı işyerinde evde bıraktığı çocuğunu düşünen, lokmaları boğazına dizilen anneler…

Rahatsızlandığında başında sabaha kadar uyumadığı, iyileşsin diye gözlerinin içine baktığı anne,  oğlu ve kızı yüzüne dahi bakmadığında, bakacak kimsesi yoksa kalakalır ortalarda.

Eşi kendisini istemediğinde, çocukları  için terk etmez evini,  kolay kolay katlanılamayacak sıkıntıları yok sayar, saymakla bitmez evden kovulmaları, kavgaları.. çocuğunun eşi kendisini o evde görmek istemediğinde ise önce yokmuş gibi davranılır, sonra da yok olması kibarca istenir. İstenilmediğini duymak dünyanın sonu gibi gelse de anne olmanın verdiği sabırla sesini bile çıkaramaz.

Evin gelini annenin perhiz yaptığını bile bile, bilmeden yapmış gibi tuz atarak, yağı kazara fazla katarak yaptığı yemeği yemeyen anneyi, “annen benim yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyor” diye şikâyet ederken, evin oğlu şikâyetsiz kendisine her türlü fedakârlığı yapan anneyi bir kenara çekerek kibarca uyarır. Eşi çocuklarının annesidir ve onu kırmak istemez. İstemeye istemeye davranışlarına dikkat etmesi gerektiğini söylerken, dinlemez bile annesinin niyetinin kötü olmadığını. Gece uyumadan dinlediği ninnileri söyleyen anne artık her şeye söylenen, her şeyden şikâyet eden, hayatı geline ve torunlarına zehir eden kişidir.

Anneler anne olmanın verdiği duygularla çocuklarına gereğinde fazla sahip çıktıklarında, sorumluluk vermediklerinde, her işi çocuklarının yerine kendileri yaptıklarında, çocuklar da çocuk olmanın verdiği rahatlıkla hep destek tam destek isterler annelerinden. Yaşları küçükken istekleri karşılanmadığında yerlere yatıp ağlayan, vazoyu kıran, bir yerlere saklanan çocuklar; büyüdüklerinde istekleri gerçekleşmediğinde, anne alışılan modelin dışına çıktığında, kendisinden beklenmeyen şekilde davrandığında, söyledikleri anlamsızlaştığında, uyarıları kendine kızdırdığında, kızgınlıkları daha çok üstünde konuşturduğunda anne ile bağlar yavaş yavaş kopmaya başlar.

Başlayan kopmalar, evi terk etmekle, kötü alışkanlıklar edinmeyle, farklı farklı çevrelerde ilginç kişilerle vakit geçirmekle, bazen de maalesef birilerini öldürmekle son bulur.

www.hakimiyet.com