Bir hadis: “Allahım! âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan ve ihtiyarlıktan sana sığınırım”.
Yaşlılık bir nevi “erzeli’l-ömür” diye adlandırılır.
Yaşlılar haftası dolayısıyla 25/03/2008 günü Konya İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bağlı Meram Köycegizdeki Dr.İ.Işık huzurevi ve yaşlı bakım rehabilitasyon merkezine bir ziyaret gerçekleştirdik.Merkez müdürü Mustafa Gürbüzden merkez hakkında detaylı bilgi aldık ve yaşlı ve hasta olan sakinlerin kaldığı koğuş ve odaları ziyaret ettik.Merkezin bakım ve temizliğine hayran kaldık. Müdür beye ve çalışan tüm personele buradan teşekkür ediyorum.Zira çok özverili bir çalışma içindeler.
Gelelim esas konumuza:
Bilindiği gibi insan hayatı beş kısımda incelenir tıbben.Bunlar bebeklik,çocukluk,gençlik,yetişkinlin ve yaşlılık dönemleri olmak üzere.
Bebeklik, bizi dünyaya getiren ebevynlerin sevinç mutluluğuna vesile olurken,çevresindeki herkesin ilgi odağıdır.Bu istisnasız böyledir. Cenabı Allah bu döneme böyle bir sevgi vermiştir. Çocukluk dönemi ise eşya ve olayların çevrenin tanınıp,bunlara karşı iyi kötü,acı tatlı,sevinç ve üzüntünün öğrenildiği,çocuğun dünyayı kendi için yaratıldığına inandığı banal bir dönemdir. İki yaşından ergenlik dönemi başlangıcına kadar sürer.Bu dönem kendi içinde çeşitli evrelere ayrılır.
Gençlik dönemi ise ergenliğin başlamasıyla 22 yaşına kadar sürer. Bu dönem hayatın biyolojik ve fizyolojik gelişimin tamamlandığı,en güzel günlerdir.Buna kültürümüzde delikanlılık dönemi de denir.
22 yaşından sonraki 60 yaşına kadarki dönem yetişkinliktir.Bu dönem de insan dünya hayatında birçok iş ve meslek edinmiş onunla hayatını kazanmış evlenmiş,çoluk çocuk sahibi olmuş,bu dönemde çeşitli sağlım problemleri çıkmaya başlar.
60 yaşından sonraki dönem yaşlılık dönemi olarak adlandırılır ve ikinci,üçüncü bahar diyenlerde vardır.Ben buna katılmıyorum huzurevinde ki yaşlıların yaşadıkları bunca güzel bir dönemlerden sonra evlatlarından,yaptıkları iş ve mesleklerden,evlerinden,sevdiklerinden,yıllarını verdikleri köy kasaba,mahalle,sokaktan ayrılıp,her çeşit özel eşya ve anılarından soyutlanıp ,üstüne üstlük bir de zaman içerisinde vücudun deforme olmasından dolayı çeşit çeşit hastalık ve iç huzursuzluğu da eklenince bahar değil de karakış diyorum.
Orada süper bir ilgi alaka bir bakım olduğu halde yaşlık yukarıda değindiğimiz gibi ömrün en zor ve en meşakkatli dönemidir. Yatağa bağımlı olmak,yatalak olmak yıllardır kendi işini kendi yapan bir kişi başkalarına bağımlı olacak ve onların himmet ve yardımına muhtaç olmak ne kadar zor,anlatılmaz.Nedir yarabbi bu ? Bizim zayıf ve güçsüz aciz bir varlık olduğumuzun delilinden de öte bir şey. Buralar ziyaret edip göstermeli,bizleri de böyle bir yerin ve hayatın beklediği .
Valide anlatırdı.Yaşlı ninemiz dermiş : Kızım şu yaşlılık eve bastırılacak bir şey değil. Çocukluk valide dermiş ki,nineciğim kapıyı,pencereyi iyi kapatalım da girmesin. yaşlılığın ve yatalak olmanın nekadar zor olduğunu bilen halkımız şöyle formülize etmiş:İki gün yatak üçüncü gün gidek .
Kur’ân, yaşlılık dönemini “erzeli’l-umur” (ömrün en zor/en güç çağı) olarak
açıklar. “Rabb’in, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anaya babaya iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf!” bile deme, onları azarlama! Onlara güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: Hz. Peygamber, yaşlılığın beraberinde getirmiş olduğu sıkıntıları, ızdırabı bildiğinden duâlarında:
‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de Sen onlara (öyle)
rahmet et.’ diyerek duâ ediniz diye bize öğüt veriyor.
www.hakimiyet.com