Hemen hepimizin zihnine çok zengin bir kültürel mirasa sahip olduğumuz, nerede ise kazınmıştır. Bu kültürel mirasın ne işe yaradığı çok fazla sorgulanmayan bir muamma olarak kalsa da!
Zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahibiz: bu başından sonuna kadar doğru. Övünme haricinde bu mirastan ne kadar yararlandığımız ise, çok azımız dışında; bizi ilgilendirmeyen şeyler cümlesinden.
Yöneticimizden sokakta ki vatandaşa kadar bir vazifeler zinciri bizi bekliyor bu noktada. Zira dert edenler deyebileceğimiz o, çok azımızda kültür mirasımızın bulunmadığı yerlere hapsedilmiş durumda.
Bırakın tarihi derinliği, son elli yılımızda edindiğimiz birikimlere ulaşmak bile özel çaba ve zaman istiyor. Bu dönemin bilimsel birikimine erişmek bazen bin yıl öncesine ait bir kaynağa erişmekten daha zor olabiliyor.
Örneğin 25 yıl önce yayınlanmış bir ilmi/hakemli dergiye veya bir bilim adamının kitabına, kütüphaneden ulaşabilirsiniz. Yani onu edinemezsiniz. Çünkü yayınlanmıyor.
Haklı olarak okunmayan kitap/dergi yayımlanmaz diyeceksiniz. Bunu bir an doğru kabul edelim!
Bilimsel yayınların okunmamasının sebepleri ne olabilir?
Öncelikle okumayan bir toplum olduğumuzu unutmadan, halk olarak bilimsel yayın takip edebilecek seviyede birikime sahip olmadığımızı itiraf edelim. Konunun bilim adamından kaynaklanan yönünü de etik gereği kayda geçelim.
Bu tür yayınları okunmaz kılan en önemli sebep, akademik endişelerle yazılmış olmaları. Bu endişe bazen halk düzeyinde anlaşılmayı sağlayacak açıklıkta yazılmama olarak karşımıza çıkar. Bazen de akademik kompleks diyebileceğimiz bir zihniyetin eseri olmalı ki; yazar, anlaşılmayı bilerek zorlaştırır.
Bazı eserlerde, bilim adamının ciddi bir üslup sorunu vardır. Yazdıklarını mecbur kalmadıkça okumazsınız.
***
Sebep her ne olursa olsun, hiç biri bu eserlerin yayınlanmamasına gerekçe olmamalıdır/olamaz. Eğer yüzlerce yıllık bilimsel mirastan bahsedeceksek, önce kullanılabilir hale getirilmiş olan malzemeye ulaşma konusunda sorun yaşamamamız şart. Bunun için de mevcut durumun çözümü ne olabilir sorusu geliyor önümüze.
Bir hanımefendi yazılarımla ilgili şunu söylüyor: ‘..yazılarınızda bir vazifeli listesi hazırlayıveriyorsunuz; siz, bu hazırladığınız listelerin neresindesiniz?.. Merak ediyorum.’ diyor. Ben cevabi mailimde şunu yazdım:’beni kuyuya bir taş atıyor, farzedin!’ Hanımefendiye buradan şunu söyleyeyim: Benim kendime etik bir görev olarak yüklediğim şey; kendimce çözüm öneremiyorsam, sorunu kaleme almamak. Dolayısı ile liste denir mi bilmiyorum ama burada da üç ayrı çözüm önereceğim.
Birincisi; YÖK kanalı ile bu sorun aşılabilir. YÖK belli bir yıldan önceki dergi ve kitapların basım işini üzerine alabilir. Örneğin, üzerinden on yıl geçen dergilerin ve piyasada olmayan diğer bilimsel yayınların, yayımcısı olabilir. Veya ilgili fakültelerin bu işi yapmaları için kaynak aktarabilir.
İkincisi; MEB bu işi yapabilir. Ülkemizde Cumhuriyet döneminde yayınlanmış tüm ilmi dergilerin finansmanını sağlayabilir.
Üçüncüsü ise; kurumlar alanlarına giren ilmi dokümanın yayımcılığı veya finansmanını üstlenebilir.
Bu işin yapılması durumunda sağlayacağı fayda yanında getireceği maliyet, çok komik kalacaktır. Ayrıca bu yayınlar uzun vadede mutlaka alıcı bulacaktır.
Bu tür yayınlar ticari olarak değer arz etmezler çoğunlukla ama alanlar mutlaka okur. O zaman düzeltelim. Bu yayınlar çok satmayan, yayınlanması gereken; ilgililerince dikkatle okunan eserlerdir ve ülkenin geleceğine katkı çok satanlarda değil, bu tür yayınlardadır.
www.hakimiyet.com