Bir müslüman olarak Türkiye’de gerçek laikliğin işletilmesini ne kadar arzu ederdim.
Allah, inanç özgürlüğü vermeseydi kullarını sorumlu tutmazdı. Allah katında din İslâm’dan ibarettir. Başka dinlerden İslâm’a yakın olanları “ehl-i kitab” olarak adlandırır. Ehl-i kitab dışındakilerin tamamı müşrikliktir. Laikliğin üç ayağı vardır. Din ve inanç hürriyeti, din ve devlet işlerinin ayrı olup birbirine karışmaması, azınlık haklarının çoğunluk baskısından korunmasıdır. Yani, kişilerin kendilerine ve çevrelerine zarar vermeksizin her işlerinde hür olmalarıdır. Türkiye’de bunun tersi olmakta, azınlıkta olan ve sonradan türemiş bir grup laikçi bürokrat ve medya militanları, ülkedeki demokratik gelişmeyi laiklik adına durdurup büyük kitleye, (güçleri nisbetinde kendi saltanatları için) zulmediyorlar. Halka ve onların seçtiği siyasilere rağmen, demokrasi dışı güç birliği eden gizli ve açık çeteler, bazen hukuk adına, utanmadan en büyük haksızlığı yapabiliyorlar. Laikçi militanların -belki en istemedikleri şey- gerçek laiklik ve inanç özgürlüğüdür. Devlet içindeki gayri meşru saltanatlarını sürdürmek için, din dışı laiklik anlayışlarına uymayan herkesi cezalandırmak istiyorlar. Laik militanlar, devletin laiklik anlayışını dinsiz olmakla eş tutup hata ediyorlar.
Dünyada, sadece Türkiye’de, laikliğe aykırı davranıyor iddiasıyla bir siyasî iktidar partisi kapatılmak için dava ediliyor. Halbuki yukarda ki tanıma göre, iktidar partisi, inanç hürriyetini, din ve devlet işinin ayrılmasını ve çoğunluğun azınlık üzerine baskı yapmamasını sağlamak üzere hükümet etmektedir. Laikliğin militanlarına göre, hükümet her hususta, ancak, dinsiz gibi davranarak laikliği korumuş olacaktır. Çünkü, onlara göre, laiklik eşittir, devlet ve onu yönetenlerin dinsizliği…
Diğer laik ülkelerde, dindarlar kamu hizmetinde çalışır ve hizmet alıp-verir. Tercih ettikleri din ve inanç hürriyetinden dolayı hiç kimse de ayıplanamaz. Çünkü, can güvenliğinden sonra en temel hürriyet, din ve inanç özgürlüğüdür. Mesela, başörtüsü, hiç kimsenin özgürlüğüne zarar vermediği halde, tercih edenleri bu hürriyetten yoksun bırakmak, militan laikliğin on yıldır özel savaş verdiği bir alandır. Halbuki laik devlette din karşıtlığı değil, inanç özgürlüğü temel esastır. Bu sebeble laikliğine gölge düşürülmüş Türkiye, İslâm karşıtı medya ve bürokrat mütegallibenin hakimiyet ve tasallutu altındadır. Laiklikte esas olan inanç özgürlüğü ve devletin dinlere karşı eşit mesafede ve tarafsız kalmasıdır. Laik devlet veya hukuk adamının görevi özgürlükleri ve temel insan haklarını kısıtlamak değil, bunlar için kanun çıkaranlara destek vermektir.
Laik devlet, inanç özgürlüklerine karşı tarafsız olduğu için, devlet işine ve güzel ahlaka müdahale etmeyen her türlü dini eğitim ve örgütlenmeye müsaade eder, saygı gösterir. Laik devlette inanç hürriyetine göre, mesâi, dindar çoğunluğun ihtiyacına göre düzenlenir. Azınlık için de özel izin verilir. Osmanlıda böyleydi, şimdi de Amerika laikliğinde böyledir. Laik devlet, din eğitimi veren okulları destekler, fakat kendisi din eğitimi vermez. Herkesin çocuğu için eğitim kurumunu seçme hakkı vardır. Fen ve din bilimlerini birlikte veren özel kolejler ve kilise okullarına devlet karışmaz. Paraların üzerine kutsal metinler yazılabilir, devlet ve hükümet başkanları dinî kitaplara el basıp yemin ederek göreve başlayabilir. Dinsiz komünizm, yetmiş yıllık dayatmacı saltanatıyla dinleri yok etmeğe çalışırken kendisi yok oldu, dinler galip geldi. Dinsiz militanların laikliği de yerini, dine saygılı laikliğe bırakacaktır.
Din-devlet ilişkisinde, devletin dinle yönetimine teokrasi, dinin devletle yönetimine bizantinizm, devletle din ayrılığına ve birbirine müdahale etmeden yardımlaşmasına da laiklik denir. İslamiyet teokrasi değildir. Yani, İslâm devlet yönetmez, devletten daha büyük olan mümini yönetir. Mümin de devleti adalet ederek yönetir. Çünkü, devlet işleri, dünyevî işlerdendir. Din işi devletin değil ulemanın ve vakıfların işidir. Mâlesef Türkiye, laiklik adıyla bizantinizmle yönetilmektedir. Devlet “laikim” dediği halde, Müslümanlığın tanımından öğretimine kadar yaptığı programlarla devlet okullarında eğitim veriyor, diyânetle de ibadet hayatını organize ediyor. Kim için, nasıl duâ edileceğine o karar veriyor. Diyâneti yöneterek dine müdahale etmesiyle laik olmadığını ve bizantinist olduğunu ispat etmiş oluyor. Bir müslüman olarak Türkiye’de gerçek laikliğin işletilmesini ne kadar arzu ederdim.
Günümüz dindarları, bilimin gelişmesiyle, “nerden geldik, nereye gideceğiz, bizler neciyiz, bir malikimiz ve sâhibimiz varsa bu kimdir?” gibi sorular sormakta ve bunun cevabını aramaktadır. Mukaddes kitablar bunun cevabını binlerce yıl önce vermişler. Güncel bilimler, bunu isbat etmekte, aklî ve mantıkî deliller sunmaktadır. Militan dinsiz laik, “…yoktuk, tesadüfen var olduk…ve yoka gideceğiz…”der. Atomlar moleküle, moleküller canlı hücrelere, canlı hücreler birleşerek (kendileri görmeden ve işitmeden) nasıl gören göz ve işiten kulak oldular. İnekler et ve sütleriyle, ağaçlar meyveleriyle insanlara rızk olmak için mi evrim geçirdiler. Dünyada akıllı element var mı? Bunlar nasıl bülbül olup ötüyor? Gül olup kokuyor? Evrimcilerin tesâdüf tanrıları ölmüştür. İnsanı, yeryüzüne aklıyla efendi yapan Allah bize yeter. Demokrasi düşmanı, dinsiz laik militanların bakısıyla, dindarlar daha da güçlenecek, tıpkı komünizmin silinmesi gibi, baskıcı laisizm de silinip gidecektir. İslâm’ın bidâyetinden beri, diğer dinlere hürriyet vererek güçlenmesi gibi, gerçek laiklik de demokrasi ve inanç hürriyetiyle güçlenecektir.
www.hakimiyet.com