Yazdır

...

Önceki yazımda bir hanımefendinin yazılarımla ilgili eleştirisine yer vermiştim. Hanımefendi sağolsun mail sayfama işgal boyutunda -çok sayıda- ileti göndermiş. Ne diyor dersiniz:

Önceki yazımda  bir hanımefendinin yazılarımla ilgili eleştirisine yer vermiştim. Hanımefendi sağolsun mail sayfama işgal boyutunda -çok sayıda- ileti göndermiş. Ne diyor dersiniz:

 

  ‘...beyefendi madem size gönderdiğim mesajı okurlarınızla paylaşıyorsunuz, neden işinize gelen yerini koparıyorsunuz. Ayrıca meçhul bir bayandan bahsetmek yerine isim vermeniz daha doğru değil mi? Ne zaman ülke gündemini yazacağınızı merak ediyorum. Türkiye çok karışık bir dönemden geçerken nasıl oluyor da kayıtsız kalabiliyorsunuz. Ülke gündemine kayıtsız kalarak  o gazete köşesinde işgalci gibi durduğunuzun farkındasınızdır umarım... ayrıca gazetenizde yazıları en az okunan şahıslardan biri sizsiniz, bunu da bilin...’

 

   Hanımefendinin maillerindeki ayrıntıları yazarsam bana yer kalmayacak. Sanki eleştiri sınırlarını biraz zorluyor gibi ne dersiniz. Eleştirinin dozuyla falan ilgilenmeye niyetim yok sadece derdimi anlatamadığım için biraz burukluk var bende.

 

   Ülkemizde siyasal gündem yaklaşık on yıllık periyotlarla kendini tekrarlar. Bu vatandaşın ezberlediği bir durum. Aslında hep kendini tekrar eder siyaset ama on yılda bir tıkanır. Sistem böyle kurgulanmış ben ne yapabilirim.

 

    Ülke gündemi denilen şey Ankara merkezli gelişmelerse –ki öyle anlaşılıyor- bu insanların sinir katsayılarını ölçen bir gündemdir. Altı yıl önceki yazılarıma baktım bu eleştirilerden sonra ve sadece birkaç şahıs ismi değiştirerek yayımlasam, tamda bu günü anlatmış olacağım.

 

  Gazete köşesinde işgalci olduğum iddiasını, hayata bakıştaki fark olarak algılıyorum; yoksa gazetede bir köşem yok, gazetemin bana ayırdığı bir köşe var ve gazete yönetimi bir işgale müsaade etmez. Ayrıca işgal kelimesi yönetsel bir kavramdır; kendim haricinde kimsenin sorumluluğunu taşıyamam.

 

  Türkiye çok karışık bir dönemden geçmiyor; çok karışık bir döneme gidiyor. Ayrıca iktidar yüzde kırk yedi değil de yüzde yetmiş dörtle gelseydi de durum farklı olmazdı.

 

  Hanımefendi isminin verilmesinin daha doğru olacağını söylüyor. Buna katılmıyorum. Sadece isim vermekle, karışıklık doğacaktır zira aynı isimle mail gönderen bir başka bayan olabilir. Diğer türlüsü de en azından reklamdır. Eğer bu isteniyorsa, gazeteye başvurulur ve okuyucu yazarların yazılarını internet kanalı ile yorumlar.

 

  Mailin işime gelen yerini koparmamla ilgili eleştiriye hak veriyorum.  Böyle bir amacım olmasa da  görünüş itibari ile doğru.  

 

  ‘En az okunan yazar olmak’ ifadesi anlaşılamadığımı ortaya koyuyor zira yine bahsi geçen yazımda, yazarlık gibi bir iddiamın olmadığını; yaptığım işe kalem kırıntıları diyebileceğimi belirtmiştim. Aldığım mailler de olumsuzlama anlamı dışında eski üslubumun daha etkili olduğu yönünde değerlendirmeler var. Her ne olursa olsun, okunmak veya çok okunmak adına yapabileceğim bir şey yok. Hanımefendinin okunma oranlarını nasıl belirlediğini burada tartışacak değilim.

 

  Hem hakim hem savcı olmaya gerek yok. Sizlerle bu köşede kendimce önemli bir konuyu paylaşmak istemiştim ama bazen gündemi sizin dışınızda birilerinin belirlemesi normaldir. Önemli olan gündeminizi her zaman başkalarının belirlememesi. Siz olsanız bu yazıya başlık koyar mısınız? Ben bu yazıya başlık koymam. Daha az okunma riski olsa bile.. saygılar!

www.hakimiyet.com