Gerek internette dolaşan slâytlarda, gerekse birçok büro ve dükkanın duvarına çerçeve halinde asılmış o meşhur yazıya rastlamışsınızdır.
Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye vasiyetinden bahsediyorum. ; “ey oğul!” diye başlayıp( Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoşgörmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana...) diye devam eden yazıdan. Birçoğumuz bu yazıyı başbakana ve cumhurbaşkanına ithafen kullanmışızdır. Birçok yazar gibi bende bir kez başbakan için bu yazıyı hatırlaması konusunda ikazda bulunmuştum.
BAŞBAKANLIK PADİŞAHLIK DEĞİLDİR
İdam edilen Menderes başta olmak üzere, 6 kez gidip yedi kez geri gelen Demirel’i, 11 aylık başbakanlığı süresince sürekli sağdan soldan gelen darbelerle ayakta bile duramayacak hale düşürülen Erbakan’ı hatırlayın. Başbakanlığı süresince durmadan Amerika’daki ve ülkemizde ki mal varlığı gündeme getirilip çalışmaz hale sürüklenen Çilleri düşünün. Hanımı ve çocukları öne sürülerek halkın gözünden düşürülmeye çalışılan, önce bir suikasta uğrayan ve sonra şaibeli bir şekilde ölen ( öldürülen) Özal’ın ve tabi ki şimdiki başbakanımız Erdoğan’ın durumunu göz önüne alın. Bunlar bize başbakanların sorumluluklarının çok yetkilerininse buna nispetle ne kadar az olduğunu gösterir. Ülkemizdeki siyasi sistemin çalışmasını tam anlayamayıp, Osmanlı sisteminden farkını düşünmeden yukarıda söylediğim vesikanın (Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye vasiyeti) onlara karşı kullanılması bu yüzden yerinde ve mantıklı olmayan bir davranış. Şimdiye kadar bu ince gibi görünen, aslında kap kalın olan ince ayırımı görmediğim içinde kendime teessüf ediyorum.
ARADAKİ FARK DAĞLAR KADAR
Çünkü Osmanlı yönetim anlayışında egemenlik yüzde doksan padişahta toplanıyor. Gerçi padişahlar bir karar alırken divanda vezirlerine danışıyor, şeyhülislama soruyorlar ama neticede son söz hakkı onun. Yasamada o, yürütmede o. Bazı zamanlar çok güçlü vezirler veya şeyhülislamlar padişahların kararlarına canları pahasına karşı çıkmışlarsa da bu nadirattandır. Savaşa da barışa da o karar veriyor. Bütün üst yöneticileri ( Kalemiyye ( maliye bürokratları) seyfiye ( İlmiye hariç tüm yönetici sınıf), ilmiye ( bu günkü eğitim, din ve vakıf işleri) o tayin ediyor ve istediği zamanda görevden alabiliyor. Tüm güç onda yani! Günümüz sisteminde bir başbakanın gücü padişahlığa göre ne kadar az değil mi? ( ben çok olsun falan demiyorum. Sadece aradaki farkı görelim diye bunu yazıyorum) Bir kere egemenlik zaten başta üçe ayrılmış; yasama, yürütme, yargı diye. Ülkemiz siyasi sisteminde egemenlik zaten anayasada da yazıldığı gibi bırakın bir kişiyi bir kuruma bile verilmemiş. Atatürk; “Hâkimiyet kayıtsız şartsız millendir” demiş ama hem 1960 anayasasında, hem 82 anayasasında bu cümleye şu ek yapılmış ;” Millet egemenliğini değişik kurumlar aracılığı ile kullanır.” Demek ki anayasamıza göre egemenliği tek başına TBMM’si bile kullanamıyor.
Böyle olunca da bizlerin Başbakanlara, Cumhurbaşkanlarına Şeyh Edebali’nin Osman gaziye verdiği nasihatleri hatırlatmamız çok anlamsız oluyor. Geçenlerde Başbakanında itiraf ettiği gibi ( hani Ergenekon soruşturmasını yönlendirdiği iddiasına karşılık “benim gücüm olsa kendi partimin kapatılması meselesini hallederdim” demişti.) partisinin kapatılması konusunda bile bir şey yapamıyor.
EY OĞULLAR
Edebali’nin nasihatini günümüzde kullanacaksak ( ki bana göre iki devletin temelleri, amaçları açısından Osmanlı ile Cumhuriyetimiz arasında çok büyük fark var) bu sözü bir kişiye yönetmemiz çok yanlış olur. Onun yerine; “ Ey oğullar!” Diyerek Cumhurbaşkanını, başbakanı, yüksek askeri ve sivil bürokrasiyi, medyayı, zenginleri birlikte anmalıyız. Çünkü Ülkemizde egemenlik gücü tek bir kişi ve kurumda değil yukarıda saydığım kurumlar arasında paylaşılmıştır.
www.hakimiyet.com