Geçtiğimiz günlerde bir öğrenci yurdunda yaşanan olay, beni ister istemez 12 Eylül öncesine götürdü. O günleri yaşayanlar bilir, özellikle akşam saatlerinde sokağa çıkmak cesaret isteyen bir işti. Sağ sol kavgaları, kardeşi kardeşe düşürmüştü.
Hiç unutmuyorum, İzmir Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne kayıt yaptırmak için oraya gittiğimde, kurşunlarla delik deşik edilmiş duvarlar gördüm. O zamanlar genciz, gözümüz kara. Kurşun deliklerine bakmadan içeri girdim, kayıt yaptıracağım. İçeride oturan bir kısım öğrenci bana öyle tuhaf bakıyorlardı ki, “Herhalde, çiğ çiğ yiyecekler” diye düşünmeye başladım.
Sadece orası mı böyleydi?
Hayır, çoğu üniversite aynı şekildeydi. İlim irfan yuvası olması gereken yerler, ne yazık ki savaş alanlarına dönüşmüştü. Peki, sadece üniversiteler mi böyleydi derseniz, sokakların ve caddelerin hali de hiç iç açıcı değildi.
Çoğu kez Zafer meydanından, ya da şimdiki Öğretmen Evi’nin yanından geçerken insanların içi titriyordu. Çünkü sağcı-solcu diye bir kavram çıkmış, herkes bir yerleri kendine mekan tutmuştu. Silahlar patlıyordu, ölenlerin ve yaralananların sayısı belli değildi.
Birkaç gün öncesine dönelim.
Başı kel, sakallı, alnında kılıç dövmesi olan bir adam sağa sola rast gele ateş ediyor, bir sürü genç de kaçacak delik arıyor. Ortada fol yok, yumurta yokken bu da nereden çıktı? Sadece o tarif ettiğim adam değil, bir başkası da fütursuzca aynı işi yapıyor.
Sakallı adamla ilgili, basında sürekli şekilde, “Bu adam işsiz güçsüzmüş. Öğrencilikle ilgisi yokmuş. Yiyecek ekmeğe muhtaçmış” haberleri geçiyor. Hemen hemen tüm basında, aynı haber var.
Peki, adam işsiz güçsüz ve beş paraya muhtaçken nasıl oluyor da silah bulabiliyor?
Ya silah bedava, ya birileri alıp bunun eline tutuşturdu. Ya da, çaldı. Sizce, bunun başkaca bir izahı olabilir mi? Aynı şahıs, daha önce de polisle tartışırken görüntülenmiş. Kimse, hakkında herhangi bir işlem yapmadı demek ki…
Sonra, her kafadan bir ses çıkmaya başlıyor.
“Sonuçta provakatör, ortalığı karıştırmak için yapmıştır”
“Aman aman, bizimle ilgisi yok. Bizi, bu işlerin içine karıştırmayın”
Sözlerim yanlış anlaşılmasın, kimseyi suçlamıyorum. Sadece, kafama takılan sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum. İşsiz, güçsüz. Beş parası yok, nerede yatıp kalktığı bile belirsiz bu şahıs, hangi amaçla insanlara dehşet saldı?
Bir başkası daha olduğuna göre, tek başına bu işi yapmadığı belli…
Bu olay, başta da dediğim gibi beni 12 Eylül öncesine götürdü. O yıllara şahitlik eden birisi olarak, inanın kanım dondu. Tam huzuru buluyoruz derken, huzurumuz kaçmaya başladı. Saldırıya maruz kalan öğrenciler de, kaldıkları yurttan kaçmaya başladı.
Şimdi, bu ne?
Lütfen, birileri izah etsin de anlayalım.
Trafik kazaları
Ara sıra, bu köşeden trafikle ilgili sorunları dile getirmeye çalıştığımda kıs kıs gülenleri biliyorum. Ciddi bir işle ilgili uyarıya nasıl gülünür bilemem ama, trafik kazaları can almaya devam ediyor.
Başta, araç sürücüleri kendilerini yolların fatihi sanıyor. Sanki, caddeler bunlara tapulu. Yayalara, zaten kimsenin zerre kadar saygısı yok. Yaya geçidi olmayan yerlerde, geçiş önceliğinin yayaya ait olduğu bir trafik kuralıdır ama, tınlayan yok.
İl Genel Meclisi üyesi Mehmet Küçükkılıç, önceki gün trafik kazasının kurbanı oldu. Allah, rahmet eylesin. Böyle kazaları da, Cenabı Hak kimseye göstermesin. Tabii, Küçükkılıç’la birlikte başka insanlar da trafik kazası kurbanı.
Yine önceki gün, bu köşeden defalarca uyardığım halde kimsenin umurunda olmayan Vatan caddesindeki alt geçitten çıkan arabalar, son sürat geliyor. Karşıya geçebilmek için, benimle birkaç yaya tam on dakika bekledik. Üst geçit yok, ışık yok.
Sonra, bir seyyar köfteci arabasıyla geçmeye kalkıştı. Adamın, artık çaresi kalmamıştı. Alt geçitten, yine son sürat gelen bir aracın sürücüsü “Çüş, önüne bak lan” demez mi? Eğer yanlışım varsa düzeltin, ışık ve üst geçit olmadığı için geçiş hakkı yayada olmuyor mu?
Trafik kuralları, değiştiyse onu bilemem.
Değişmediyse, o aracın sürücüsünün terbiyesizce davranacağı yerde yol vermesi gerekmez mi? Bunu yapmıyorsa, bu trafik suçudur. Yok eğer geçiş hakkı araçlardaysa, o zaman diyecek bir şeyim yok.
Birilerinin harekete geçmesi için, ille de birileri ölmek zorunda mı?
Neden halâ uykudayız?
Bu bana necilik devam ettiği sürece, Allah göstermesin hiç temenni etmem, kimse de temenni etmez ama, daha çoook kişiyi trafiğe kurban veririz. Sonra gelsin dövünmeler, ahlar vahlar. Kimsenin, insan hayatını bu kadar ucuz görmeye hakkı yok!
Aklımızı, başımıza alalım…
www.hakimiyet.com