Konya Yaşlı Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğünün ziyareti vesilesi ile geçen hafta yazdığımız yazıda bir nebze olsun yaşlılık ve onun getirdikleri üzerine fikir jimnastiği yürütmüştük.
Yine bir Hadis-i Serif ile devam edersek.
Hiçbir hastalık yoktur ki, şifası olmasın. Her hastalığın bir şifası vardır onu arayıp bulmak gerekir.Tek bir hastalık vardır ki, onun şifası yoktur .O da ihtiyarlıktır buyuruyor kainatın efendisi sevgili peygamber efendimiz (SAV).
Fransız bilim adamı Anare Maurois:
Yaşlılık kötü bir alışkanlıktır. Çalışkan bir insan böyle bir huy edinmeye vakit bulamaz.derken, Hariri:
İhtiyarlık da misafirdir,onu ağırlamak gerekir derken, İbnü Mukaffa: “Dünyanın güçlükleri dörttür: Yalnız başına ihtiyarlık, gurbette hastalık, yokluk içinde borçlu olmak, yolculukta uzun yol” der. Bir başka Fransız sosyologu Jean Anouılh:
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyarlar diyerek ihtiyarlığın bir nevi kendi seçimi olduğunu ileri sürmektedir. Ne kadar doğru bir söz olup olmadığı tartışılabilir ancak ihtiyarlık halinin kişinin kendini ihtiyar hissetmesi ile bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir.
Hayatın son duraklarından olan 60 yaş üzeri gerçekten birçok güçlükleri beraberinde getiriyor. Hayatın bir çok dönemini geride bırakmışsın, torun torba sahibi olmuşun, hatta torunlarının torunlarını görecek duruma gelmişsin yaşam devam ediyor. Bu yaşa kadar yaşamışsın sana hayat tecrübesi yüksek diye saygıda kusur etmiyorlar ama bu arada sen başka bir şeyi tecrübe ediyorsun. Erzeli ömrün nasıl geçirildiğini çevrendekilere yaşayarak gösteriyorsun. Şirazi’nin dediği gibi: Bir dere kenarına otur da ömrünün geçişini seyret. Bu ömür nasılda akıp gidiyor durduramıyorsun, geri çeviremiyorsun, hep geçmiş yılların özlemi içerisinde yanıp yıkılıyorsun. Nafile. Dünya hayatını vazgeçilmez bilenlere, hayatın hep böyle dinamik şekilde geçeceğine inananlara, çektiği sıkıntıları bitmeyen biçarelere, hayatın telâşesi bitmeyenlere:
Sivas'ın bir köyünden dünyaya yayılan ünlü saz şairi Ruhsati'nin (Ö: 1911) dizelerine bir bakalım ne diyor:
Daha senden gayrı âşık mı yoktur,
Nedir bu telaşın vay deli gönül,
Hele düşün devr-i âdemden beri,
Neler geldi geçti say deli gönül,
Dünyadan kendini vazgeçilmez sanan nice insanlar gelip geçti.
Hepsi "Ben olmasam bu dünyanın hali nic'olur?!" diye düşünen insanlardı onlar. Kendileri bilmeseler de, gittikleri vakit dünya yine dönmeye devam etti.
Ruhsati bir diğer kıtasında şöyle sesleniyor:
Gördüm iki kişi mezar kazıyor,
Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor,
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor,
Gel de bu rüyayı yor deli gönül.
Montaigne öyle der: Hayatın değeri uzun yaşamasında değil,iyi yaşanmasındadır.Bu gün den itibaren şöyle düşünmek daha iyidir herhalde.Bu gün hayatının geri kalan kısmının birinci günüdür.
www.hakimiyet.com