Ülkemizde hemen herkesin görmek istediği iki şehirden biri tartışmasız Konya’dır. İnsanımızın şehrimizi görme isteği kutsalla bağlantılı bir durum.
Zira insanlar bu şehri görme işini ‘yarım hacı olmak’ ifadesi ile dillendirirler. Bu anlayışın teolojik boyutunu teologlara bırakırsak, şehrin duygusal derinliğini algılayabiliriz.(teologlar bana kızmasınlar)
Geçtiğimiz yıl Konya’nın tanıtımı açısından önemli idi; nedenini biliyorsunuz. Aynı sebepten şehri ziyaret edenlerin sayısı da fazla oldu. Şehre gelen ziyaretçiler –karayolunu tercih ediyorlarsa-şehirlerarası otogarı kullanırlar. Benim de bir Konyalı olarak nerde ise iki yıldır eleştiri aldığım bir mekan otogar. Biz haklı olarak şehrimizin tanıtımına katkı yapmak adına insanlara -il dışında- Konya’yı anlatma gereği duyuyoruz. Karşımıza çıkan eleştiri pek değişmiyor. Nerede ise herkes aynı cümleyi ezberlemiş: ‘otogarda lavaboya gittin mi hiç...’
Bu cümleyi duyar duymaz ne demek istediklerini hemen anlıyorsunuz.
Lavabo veya daha açık ifade ile wc ücretli. Buna kimsenin bir şey dediği yok ama kullanılabilir değil. Yani temiz değil. Ayrıca en az yarısı devamlı kapalı tutuluyor. Yetkililerin sorunu çözebilmeleri için daha açık anlatayım: Giriş yönünüze göre sağda kalanlar açık, soldakiler ise kapalı. Sağdakilerin hiçbir yetkili tarafından görüldüğünü sanmıyorum, zira pencereler ta inşaat zamanından yok gibi duruyor. Bu tip bir görüntüyü başka bir yerde göremezsiniz. Ben hem ücretli hem de temiz olmayan bir başka örneğe rastlamadım. Çevre illerin ilçelerinden birinin otogarı (lavabosu) ücretsiz ve inanın bu koca şehrinkinden daha temiz ve daha kullanışlı. Umarım bu sorun çözülür. Konyamıza yakışmıyor.
...
Çok aşina olduğumuz konulardan biridir Osmanlı sohbetleri. Ne zaman duygusallığımız tutsa Osmanlı aklımıza gelir. İdarecimize kızarız onu hatırlarız, dünyayı yönetenlere kızarız yine onu hatırlarız. Onun büyüklüğünden dem vurur ve sadece bizim bildiğimiz bir konudan bahseder gibi onu anlatırız. Bazen de saçmalarız. Şunu hep unuturuz: bu ülkede Osmanlı’yı dinlemekten hoşlananlar, en az konuşanlar kadar onu iyi bilenlerdir.
Bundan birkaç ay önce idi; bir akademisyen Osmanlı topraklarında bugün 23 devletin olduğunu duygusallıkla anlatıyordu. –bundan beş altı yıl önce bir başka akademisyen Osmanlı toprakları üzerinde 26 devletin var olduğunu söylemişti. Ona bu sayının ortaokul yıllarından kalma ve güncellenmemiş bir bir bilgi olduğunu söylemiştim... nihayetinde devletleri tek tek saydım ve sadece birini bıraktım. Ve hoca eee.. biriii??? diyordu. Saymadığım ülke Türkiye idi.-
Biz birkaç ay önceki meseleye gelelim; hoca 23 üç diyordu. Sonra bu topraklardan bir bağımsız devlet daha çıktı: Kosova.
Birazda ayrıntısı ile hocanın bir hafta önceki konuşmasını aktarmaya çalışalım: ‘ Kıbrıs’ı kimse tanımıyor arkadaşlar! Müslüman ülkelerde tanımıyor, Türk cumhuriyetleri de tanımıyor. ABD tanısa herkes tanıyacak. Bakın Kosova’yı tanıdı, herkes tanıma yarışına girdi..-lafı Osmanlı’ya getiriyor ve konuşmasını şu cümle ile bitiriyor-..Osmanlı topraklarında bugün 23 devlet var.’
Hoca Kosova’nın bağımsızlığından önce de 23 diyordu. Kendisi onun bağımsızlığına vurgu yapıyor ama yine aynı rakamı telaffuz ediyor. (en azında artık 24 dese gam yemem) Bu nasıl izah edilebilir bilemiyorum.
26 devlet diyen sayın hoca yaş olarak daha küçük. Demek ki tespitimiz doğru; ülkemiz de dünya değişse de bazılarımızın bilgileri değişmiyor. Yani güncellenmiyor. Onlar ortaokulu bitirdiler ve akademik kariyer yaptılar. Dünya da değişmeyiversin canım. Kuzey doğumuzda, Karadeniz’in kuzeyinde ve balkanların yarısında harita değişmiş bize ne??? SSCB ve YUGOSLAVYA dağılmayıverseydi (?)
www.hakimiyet.com