İnsanî ilişkiler tabiatları gereği insanın insana bakışı ile şekillenir. Bundandır ki insan diğer insanı kendi kriterleri doğrultusunda değerlendirir ve onu kendi zihninde bir yerlere koyar.
Bu değerlendirme ölçütleri doğu toplumlarında etik, batı toplumlarında ise estetik boyutun öne çıkması ile oluşur. Batıda ortaya çıkan akımların doğuyu etkilemesi bu şablonu zorlayan bir durumdur.
İnanç yönünden bakıldığında, Müslüman halkların oluşturduğu toplumlarda, ölen şahıs hakkında toplumun değerlendirmesi diyebileceğimiz ‘nasıl bilirsiniz?’ sorusu; ‘etik değerlendirmenizi alabilir miyiz’in fazlası bir şeydir, ama ağırlık noktası da burasıdır. Yani bizim toplumumuzun bakış açısı estetiği, etiğin önüne geçirmeyen bütüncül bir yapı arzetmelidir.
Yaşadığımız zaman diliminde bizim dışımızda ki varlıkları değerlendirme ölçütümüz, düşünce dünyamızın yansıması olarak karşımızda durur.
İnsanın insan haricindeki şeylerle ilişkisini, o şahıs hakkında değerlendirme ölçütü olarak kullanan (atını otla kandıran, insanları da kandırır) bir mazinin evlatları olarak, bu mirası kullanma noktasında çokta başarılı olduğumuzu söyleyemem.
Biri hakkında ‘bu iyi bir insandır veya tersi’ hükmü vermek, bazen çok zor ve karmaşık, bazen de inanılmaz derecede kolaydır. O kolaylıkta kültürel veya teolojik bütünü doğru okumak veya algılamakla mümkün olabilir.
Sizinle bir din eğitimcisi Yrd. Doçent’in bir meslek gurubu hakkında ki değerlendirme ölçütünü(?) paylaşmak istiyorum.
Şöyle diyor: ‘Ben bir imam hakkında karar verirken wc’nin ve lavabonun temizliğine bakarım.’
Bu yaklaşım tamda atı otla kandırmaktır. Bir bilim adamından bilimsel temeli olan bir yaklaşım beklenir. Oysa bizimkisi bu cümleyi dedesinden duymuş olmalı. İmamın cami, hele hele lavabo ve bileşenlerini temizlemesi yarım asrı aşmayan bir maziye sahip. Yani kültürel bir geçmişe sahip değil. Reel olarak kelime manası ile imamın yapmamsı gereken bir durum. Uhrevi açıdan görevin ifası o ortamdan mümkün olduğunca uzak olmayı gerektiriyor.
Hal böyle iken bu tip yaklaşımlar, kafasının çalıştığı varsayılan şahıslardan zuhur edince vay bu milletin haline diyorum.
İnsanın insanla ilişkisi doğrudan insanın kendisi ile ilişkisi demektir. İnsanın kendisi ile ilişkisinin neliği ise, yargıda bulunmayı daha da zorlaştırır, kolaylaştırmaz. İşte tamda bu noktada teolojik saha hayatı kolaylaştırmak için yerini alacaktır. İnsanın madde ile ilişkisi, aslında kendisi ile ilişkisinin ta kendisidir ki bu aynı zamanda diğer insanla da ilişki anlamına gelir.
Yaratıkların âkıl olanlarının madde ile ilişkilerine özel bir önem atfettiğim için, önce onların cansız nesne ile ilişkilerini gözlemlerim. Bir kapı açılması veya kapanması, bir çayın şekerinin eritilmesi, bir klavyenin tuşlarına dokunulması vs. hep kendimizi tanımlayış biçimlerimizdir.
Çevrenizi bir gözlemleyin. Öyle çay karıştıranlar görürsünüz ki; sanki şeker eritmiyor da, Fatih’in topları Bizans surlarını dövüyor. Sanki kapı kapatmıyor da el bombası atıyor. Vs.
Sahi kapı kapatan bir şahsın, kapatış biçiminden kişilik tahlili yaptınız mı hiç. Ben yaparım ve bu güne kadar da yanıldığım olmadı. Dikkat etmek lazım, adım atışımız bile bizi ele verebilir, belki de nefes alışımız.
www.hakimiyet.com