Artık bahar geldi. Tabiat uyanıyor. Kış uykusundan silkiniyor. Her taraf yeşile boyanıyor. Tarlalarda, bahçelerde hummalı bir çalışma var. Ayrıca evlerde de bahar temizliği başladı. Hanımlar da bu uyanışa ayak uydurmak için geniş çaplı ev temizliğine giriştiler. Evlerdeki çiçek saksılarının toprakları değiştiriliyor, yeni çiçekler ekiliyor.
Bu değişimden faydalanmak için ben de muhacir pazarındaki çiçek satanlara uğradım. Orada şimdiye kadar görmediğim bir çiçekle karşılaştım. Çiçeğin ismini bilmediğim için adını söyleyemeyeceğim. Sanki tabiatın bütün desenleri bu çiçeğin üzerine işlenmiş. Kokusu bile değişik, evdekiler çiçeğe hayran kaldılar, evi fevkalade mis gibi bir koku aldı. Beş-on gün bu güzellik devam etti. Nedenini bilemediğimiz sebepten çiçekte bir hüzün başladı. Gün geçtikçe güzelliğini kaybediyor, renkleri solmaya başlıyordu, adeta boynu bükük bir öksüz, yetim çocuk gibiydi.
Tanıdığım ziraat mühendislerini getirdim, her dediklerini yaptım, nafile... Çiçek dünya değiştiriyordu. Solgun da olsa o güzelliği seyretmek için ve kuru yapraklarında teselli bulmak maksadıyla hanım, bahçeden bir kuru dal getirdi, ucunu sivrilttik, çat çat kırılıyordu. Getirdiğimiz kuru dalı, kurumakta olan çiçeğin dibine adeta çaktık. Zamanla çiçek tamamen kurudu ama dibine çaktığımız o kuru dal yeşermeye başladı. Türü nedir bilmiyorum. Ağaç mı? Çiçek mi? Kurumaz büyürse anlayacağız.
Müfettişliğim sırasında evimin arkasındaki 100 metrekarelik bahçeye her gittiğim yerde güzel gördüğüm ağaç ve gülleri getirip ekiyordum. Benim gül merakımı bilen bir dostum, İsrail’den bana gül getirmiş. İsrail’de bu gülün adı İstanbul Gül’ü imiş, gül simsiyah açıyordu, çevredekiler, görenler bu renge hayran oluyorlardı. Üzülerek söylüyorum, gül İstanbul’dan getirilmiş İsrail’de genleriyle oynanarak rengi değiştirilmiş.Kırmızı gül siyah olmuş.Bu gülün İsrail’deki adı İstanbul Gül’ü,İstanbul’daki adı da İsrail Gül’ü olarak biliniyor.Aradan zaman geçti,gülün saksısını ve toprağını değiştirdik.Gül o siyahlığını kaybetti aslına döndü ve kıpkırmızı açmaya başladı.
Yine, Malatya’dan bir kayısı fidanı getirdim. Biliyorsunuz dünyanın en güzel kayısıları Malatya toprağından yetiştirilir. İki sene sonra meyve verdi ama üçüncü sene kayısı kurudu. Kesmeye kıyamadım, ihmalkârlıkta var. Bir yılı aşkın kayısı bahçede bir kütük gibi kaldı. Budama zamanı kesmeye kalktım, bir de ne göreyim? Kayısıda yeniden canlanma başladı ve o senede meyve verdi.
Değerli okurlarım, can dostum İl Genel Meclisi üyesi İlhan Çevik Bey Şam gezisinde aniden felç oldu. İlk gördüğümde çok korkmuştum. Allah’tan ümit kesilmez, kımıldayamayan arkadaşım şimdi yavaş yavaş hem de bastonsuz yürür oldu. Duamız, eski sağlığına kavuşmasıdır.Allah bütün hastalara şifa versin.
Tabiattaki bu canlı ve cansız harikaları gördükten sonra; ‘Ey büyük Allah’ım sen ki kuru yaprağa can verensin, ölüden diri, diriden ölü yaratansın. Seni inkâr edenlerin gözleri kör olsun’ diyorum, ama yine acıyorum onlara. Bedduamı geri alıyor, ‘Yarabbi onları hidayete eriştir’ diyorum.
Bu örneklerden sonra kainatın kitabında,bir çok yerlerde bu hakikatler canlandırılmış,yalnız ben bunlardan BAKARA-73’ü aldım. “…..Allah,akıllanmanız için ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir.” denmektedir.
İşte bu ayet yukarıdaki örneklerin en güzel ispatı ve ana fikri değimli?
www.hakimiyet.com