Mahlûkâtın ve Âlemlerin Efendisi (sav), önce Allah’ı sevmek ve sevdirmek, sonra da hayât âleminde sevilmeğe en lâyık olmak üzere yaratıldı.
. O, Allah’ın yarattığı bütün varlığı, kamet ve kıymet derecesine göre tanıyıp tasnif ederek bildirmek ve sevdirmek için gönderilmiş. O’nun abdiyet makanında ibâdetinin ve risâlet makamında rasûllüğünün eşi ve benzeri yoktur. O, öyle bir santral merkezidir ki, O’nu sevemeden hiç kimse Allah’ı sevemez, sevmeyi de bilemez. O ancak sevilmek ve Allah adına itaat edilmek için gönderilmiş eşrefi mahlûkâttır. O, Allah’ın emriyle öyle bir sevgiye layıktır ki, Allah’tan sonra, O’ndan öte her sevgi batıl ve O’ndan gayrı her itaat isyan olur. O, âlemlere rahmet vesilesi olarak gelmiş ve sevilmek ve itaat edilmek için yaratılmıştır.
Geçmişi geleceğe, şimdiki zamanı mâzî ve istikbâle taşımağa, istikbâli de hazır zamana getirmeğe Kâdir olan Allah, peygamberini miraca sokup önce biraz mâzide dolaştırdı, sonra da O’nu, o mâzîden istikbâle taşıyıp gezdirdi. Yani, miraçta Sâlih aleyhisselam ile kavmi arasındaki mücâdeleyi seyrettirip sonra da istikbâlin cennetinde gezdirmiştir. Zamandan ve mekandan münezzeh olan kâdiri mutlak Allah, zamanı ve mekanı dilediği gibi evirip çevirmeğe de muktedirdir. O Allah, Hz. Muhammed’i (sav) ruhlar âleminin sultanı olarak yaratır. O’na ve hemcinsi olan beşeriyete aşkı bekâ (ebedî var olma aşkı) ihsan eder. Bu aşkın gereği olarak O’nun istikbâlde yapacağı duâ hürmetine, ebedî saadet yurdu olan uhrevî âlemi yaratır. O’nun duâsıyla, ebedî âhiret yurdunu talêb edeceğini de bilir. Ve cenneti O’nun ehli için yaratır. Bütün enbiyâ ve evliyâ ve onların yolundan giden müminler O’nun ehlidir. Kâinâtı ve cenneti kendisi ve ehli için yaratan Rabbi katında O zatın ne kadar değerli olduğunu bilenler için elbette bu sözün bir anlamı vardır. Cühelâ ve küffar için bu yazımın hiçbir anlamı olmadığı gibi, kula kul olanların, bâtıl itikatlarının da bizim yanımızda hiçbir anlamı ve değeri yoktur.
Dedesi Abdulmuttâlip tarafından, yerde ve gökte seçilmiş ve öğülmüş Muhammed (sav) adı konulmadan önce, ğayb âleminden sâlih kalplere ilhamla gelen ilâhî bir müjdeye göre İbn-i Hacer'in Feth-ul Bâri'de naklettiği bir habere göre, cahiliye devrinde Muhammed bin Adiyy bin Rebia'nın babası, ticâri bir iş için Suriye seyahatinde bir papazla tanışır. Bu zât ona, 'Arabistan'da bir peygamber doğacağını ve isminin de Muhammed olacağını söylemiş. Bu haber üzerine, Adiyy bin Rebia ailesinden doğan bütün çocuklara Muhammed ismini kor. Bu söylentinin yayılması üzerine, daha Efendimiz (sav) doğmadan yıllar önce, Kinâne, Süleym ve Temîm kabileleri bu yüzden çocuklarına ‘Muhammed’ ismini verirler.
Muharref Tevrat ve İncilleri içinde, birçok peygamberin günah işlediğine dair yazılmış yalan ve iftiralar vardır. Yahudi ve Hıristiyan ümmeti, bu uydurulmuş iftiralarla sakatlanmış itikada bağlı kalarak, dalalet yolunda gidiyorlar. Kur’ân’nın kudsî ihbârı ve Kutlu Peygamberin irşâdıyla bütün o mübârek enbiyâ kardeşlerini Efendimiz (sav) tebrie ve tezkiye ederek biiznillah temize çıkarmıştır. Âdem aleyhisselam dan itibaren de bütün geçmiş peygamberler, O Kutlu ve Ekber Rasûlün geleceğini Allah’ın emir ve izniyle haber vermişlerdir.
O, bütün varlığa ve özellikle insanlığa kutlu bir şâhid olarak gönderildi. İnsanlık, çağlar boyu O’nun geleceği müjdesiyle bekledi. O’nu bekleyenlerden mübârek Rahip Bahira gibi kimi, 9 yaşında O’nu tanıdı. Yaşlı ve âmâ hanif bilge Varaka b. Nevfel risâletin başında onu tebrik etti. Risâletinden önce, yaşlı Zeyd b.Amr da O’na, gelecekteki risâletine imân ettiğine dâir mektup yazdı. Miraç gününden beri, varlıklarından haberdar olduğumuz gökler sekenesi ve melekût âlemi de O’nu bekliyordu. O, Hz.İbrahim'in (as) duâsı ve Hz. İsmail'in (as) muştusu, sevgililer sevgilisi, en sevgili… Rüyalarımızın en kutlu misâfiri…
Esas vazifesi ibâdet, duâ ve risâletle irşâd olan Efendimiz (sav), sadece Müslüman olanlar için değil, bütün insanlık için bir mürebbî ve mürşiddir. Yeryüzü yaratıldığı günden beri, onun gibi Ecmel ve Ekber bir muallim görmemiştir. Kırk çesit eğitim metodu uygulamış. Tartışmalı konularda vaziyete göre yumuşak ve kibar davrandığı gibi, gayet seviyeli ağır ve sert sözler de söylemiştir. Mantıklı, soru-cevaplı, edepli, ağlamalı, tebessümlü, korkulu, ümitli, tehdit veya tebşîrle uyarılı, ödüllü ve latîfeli sözlerle ders vermiş, toprak üzerine çizdiği şekillerle veya el hareketiyle, havada dolandırdığı parmak işaretleriyle de mesaj verip insanları irşâd etmiştir.
Dünyadaki bütün nimetleri Allah, mümin kulları için ihzâr etmiştir. Çalışıp helal yoldan kazanmadıkça ve fakirlerin nafakaları verilmedikçe, kafirler ve zalimler de takdir edilen rızklarını haramdan veya çalışarak helal yoldan elde ederler. Haksız yere ele geçirdikleri dünyalıkları için de âhirette azaba uğrarlar. Müminleri gaflet ve dalaletten korumak için Allah kâfirleri onlara musallat eder. Bu vazifelerinin ödülü olarak kâfir dünyada mutlu olduğunu sanarak bir aldanış içinde helak olup gider. Mümin bir kul Peygamber’in (sav) sünnetini, sabır ve şükür içinde ihyâ etmesi nisbetinde dünyada mutlu, âhirette azîz ve kutlu olur. Sünneti terk eden, dalâlete düşer. Kendini mümin sanan böyle bir gafil fıska düşer ve en sonunda dünyada mutsuz ve âhirette umutsuz kalır.
O, serâpâ sıdkı, akıl ve hikmeti, ilim ve îmânı, hak ve adâleti, cömertlik ve sehâveti, vefâ ve vifâkı, cesâret ve seceati, emniyet ve güveni, fetânet ve firâseti, îman ve ibâdeti, risâlet ve emâneti, mûcize ve kerâmeti, dünyâ ve âhitte saadet ve selâmeti, helal rızk ve bereketi, belâ ve musîbete karşı sabır ve tevekkülü, sonsuz nîmetler sahibi Allah’a şükür ve hamd etmeyi insanlığa öğretti.
O, kâinâtın yaratılış hikmetini şerh eden bir şârih; evrenin yaratılış hikmetini ve tılsımını ilim ehline anlatan bir muarrif (târif edici); mûtîlerin sultanı; insanların, cinlerin ve melekûtun imâmı; Habiblerin gözdesi; kâinât ağacının en güzel ve seçkin meyvesi ve gâyesi; ibâdet ve duâda eşi ve menendi olmayan Allah’ın kulu ve rasûlü; Allah’ın sonsuz nûrunun kendisinde temerküz ve tecelli ettiği en aziz sanatı ve mahlûkudur. Cennetin kendisi ve dostları için yaratıldığını, cehennemin de onu inkar eden düşmanları için hazırlandığını bilen öyle yüce bir şahıs ki, bütün şefaatçiler biiznillah O’nun şefaatine muhtaç edilmiştir. (sav)
Hepimize lazım olacak, mürşidimiz Efendimizden bir duâ demeti. Buyurun siz de ‘âmin’ deyin.
"Allahım, Benimle günahlarımın arasını, doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır. Allahım! Beni hatalardan, beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle."
Allahım, Sen'den bildiğim bilmediğim şu anda lütfedilen, ileride lütfedilecek bütün hayırları istiyorum. Allahım, bildiğim bilmediğim şu anda gelip çatan, ileride başa gelecek olan bütün serlerden Sana sığınırım. Beni nefsimle baş başa bırakırsan, (bu takdirde) ben za'fa, muhtaçlığa, günaha ve hataya düşmüş olurum. Ben ancak Senin rahmetine güveniyorum; günahlarımı bağışla, zira günahları ancak Sen bağışlarsın. Tevbemi kabul et, zira Sen Tevbeleri kabul eden ve çok Merhametli olansın,"
O’ bizim için de söyle duâ etmemizi tavsiye ediyordu: "Allahım, nebiin, Muhammed'in (sav) Sen'den istediği her hayrı Sen'den istiyor, yine nebiin, Muhammed'in (sav) Sana sığındığı her şeyden de Sana sığınıyoruz."
"Allahım, fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duâdan sana sığınırım.
"Allahım, Sen'den işimde sebat etmemi ve doğru yolda azmi istiyorum. Sen'den nimetine şükretmeyi ve Sana güzelce ibâdet etmeyi istiyorum. Dilime sadâkat ve kalbime selamet istiyorum. Bildiğin şeylerin şerrinden Sana sığınır ve bildiğin şeylerin hayrını Sen'den isterim. Bildiğin günahlarımdan Sana istiğfar ediyorum. Şüphesiz Sen, “Allâmu'l-guyûb”sun.
"Allahım, Sen'den hayırlı işler yapmayı; kötülükleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi, beni bağışlamanı, bana merhamet etmeni ve insanların fitnesini murad buyurduğunda, fitnelere dalmadan beni vefat ettirmeni dilerim. Sen'den, Sen'in sevmeni, Sen'in sevdiklerinin sevgisini ve Sen'in sevgine beni yaklaştıracak amellerin sevgisini dilerim." Biz de deriz ki: Allahım sevdir senin sevdiklerini, yerdir senin yerdiklerini
"Allahım, Sen'i zikir, Sana şükür ve güzelce ibadet etmemiz için bize yardım et."
"Allahım, Sen'den hidayet, takva, iffet ve (gönül) zenginliği dilerim."
"Allahım, bütün işlerimizde akıbetimizi güzel yap, dünyada rezil ve rüsvay olmaktan ve ahirette azâb ve hüsrandan bizi koru."
Efendimiz dünyada kendisi için yaşamamış, ümmeti ve insanlık için yaşamıştır. O, bizim katımızda Allah’ın elçisi, Allah’ın katında da bizim önderimiz, imam ve elçimizdir. Onun bize -insan cinsi olarak- hediye ettiği nur eşsiz ve benzersizdir.
www.hakimiyet.com