Her sözü, her hareketi ve her fiili bizler için çok önemli örnek teşkil eden liderimiz, önderimiz ve efendimiz Hazreti Muhammed (SAV)’in hutbelerinden ikisini aktarmak istiyorum. Değişik konularla beraber ölüm üzerinde de Müslümanları ikaz eden ve bunu açık ve en veciz şekilde dile getiren Allah’ın Resulü hutbelerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Ey insanlar! Sizin için dikilmiş alametler vardır, onları gözetin. Sizin için belirlenmiş bir sınır vardır, onda varıp durun. Kul iki korku arasındadır. Geçmiş bulunan ve Allah’ın o konuda kendisine ne yapacağını bilmediği zaman dilimi ile geriye kalan ve Allah’ın o esnada hakkında nasıl hükmedeceğini bilmediği zaman dilimi. (O halde) kul kendisi için öz nefsinden, ahiret için dünyasından, yaşlılıktan önce gençlikten ve ölümünden önce hayatından istifade etsin. Muhammed’ini canı elinde olan (Allah’a) yemin olsun ki, öldükten sonra rıza arayacak kimse yoktur. (Öldükten sonra Allah’ın rızasına uygun işler yapmaya kimse muktedir olamayacaktır) Dünyadan sonra da ya cennet, ya cehennem vardır. Başka yurt yoktur.” Ölümden sonra her insan bu iki yurttan ancak birine yerleşir.
“Ey insanlar! Sanki ölüm bizden başkası için yaratıldı. Sanki o konudaki hakikat, bizden başkası için vacip oldu. Sanki uğurlanan ölüler yakın bir gelecekte bize geri dönecekler. Onları kabirlerine indiririz ve sanki biz onlardan sonra ebedi olarak yaşayacakmışız gibi miraslarını yeriz. Bize öğüt veren her şeyi unuttuk. Kendimizi her felaketten emin gördük. Günah olmayan yoldan kazandığı maldan Allah yolunda harcayana, ilim ve hikmet ehliyle düşüp kalkana ve fakir kimselerle bulunanlara ne mutlu.” Bu öğütler ve üstün nasihatler bizler için şaşmaz rehber olmalıdır.
Gerçekten öyle değil mi? “Sanki ölüm bizden başkası için yaratıldı?” En yakınlarımızı kendi ellerimizle toprağa gömüp geldikten kısa bir süre sonra o acıyı unutup bu ölümlerden ibret ve nasihat alamıyoruz. Ölüm olayı ile dünya imtihanına ait bütün kapıların ve defterlerin kapanacağını, yapmış olduğumuz hayır ve şer amellerle yaratanın huzuruna çıkacağımızı idrakten aciz olmamak gerekir.
Dünyaya gelindi mutlaka gidilecek ve bu yolculuk şeksiz ve şüphesiz yapılacaktır. Bu muazzam yolculuk için ne ölçüde bir hazırlığımız var? Bunları düşünüp ona göre kendimize ciddi şekilde bir çeki düzen verebiliyor muyuz? Ölüm bizi yakaladığı, yani Azrail (AS) ruhumuzu gabzetmeye geldiği zaman, cihadda, ilimde, zikirde ve tesbihatta mı, yoksa İslam dışı yaşantılar içinde mi bulunmamıza dair etraflı bir muhasebe yapabiliyor muyuz? Başa gelecek bu meşakkatli yolculuk için yeterli ölçüde azık ve hazırlığımız var mıdır? İşte sürekli olarak böylesine sorulara doğru olarak cevap bulmaya çalışmalıyız.
Herkesin ve her ruh sahibinin başına mutlaka gelecek olan ölüm ve ölüm sonrası sorulara karşı yeterli derecede hazırlık içinde bulunan sağlam iman sahibi insanlardan olmaya saygı gayret etmek ve ciddi bir çalışma içinde bulunak en büyük manevi mutluluk ve en önemli bahtiyarlıktır. (devam edecek)
www.hakimiyet.com