Dilimize Arapça’dan girmiş ve yerleşmiş bir kelimedir. Daha ziyade inanan insanların Allaha yalvarıp yakarması Allahtan dilekte bulunmasıdır. Fakat bu istek içten ve samimi olursa Allah da onların dileklerini kabul eder.
Birçok dua makbul dualar arasına girer yalnız peygamberimiz (S.A.V)üç kimsenin duası makbul dualardandır diye buyurmaktadır. Bunlar: zulme uğrayanların, yolcunun ve ana babanın dualarıdır. Yine İslam esasına göre dua bir ibadettir, bir hadiste “ibadetlerin en şereflisi duadır.”diye buyrulmaktadır. Dikkat edilirse dua bir ibadet olmasına rağmen genellikle ibadetlerin en sonuna bırakılır namazda, törende olduğu gibi… Dua Müslümanların silahıdır, bir iç muhasebe ve Allaha dilekçe sunmaktır. Bu mealde iki cihan Serverı (S.A.V) “dua müminin silahı, dininde direğidir.” buyurmaktadır. Yine “dua en güzel ibadettir, belayı önler” ifadesinde bulunulmaktadır. Allaha yalvarma maksadıyla okunan dini değerdir. Allah tan isteme olduğu için önce içtenlik şarttır. Arapça da olur, Türkçe de olur bütün dillerde olur. Şiir şeklinde olur, metin olur, çünkü dua aynı zamanda duygudur. Şair Arif Nihat Asya şöyle dua ediyor;
“Bize güç ver cihad meydanını pehlivansız bırakma Allahım,
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma Allahım,
Müslümanlıkla yoğrulan bu yurdu Müslümansız bırakma Allahım .”
A.N.ASYA
Gönül işi olunca, ferdi ve topluda yapılır. Çarşıda, pazarda, ibadethanede, okulda her yerde yapılır. Makbul olan içten ve ihlâsla yapılandır. Hastalarımıza, sevinçli ve acı günlerimizde her zaman yanımızdadır. Atalarımız Dünya dua üstünde duruyor demekle duanın önemini belirtmiş olurlar. Genellikle ellerimizi açarak ondan yardım beklediğimizi belirtiriz. Bir iç aydınlatmadır. Ümit besleme ve bekleme işidir. İnanan insan için bir hava ve su kadar önemlidir. Bu inanma Allaha inancı olmak demektir. İster Hristiyan olsun, ister Yahudi olsun yeter ki inansın. Bundan dolayı yalnız camilerimizde değil, kiliselerde, havralarda da dua yapılır. Yalnız kalbi kalaylaşmış, kulağı sağırlaşmış, gözü körelmiş maddeci ve ateist toplum dine ve ibadete inanmadıkları için duaya da inanmazlar ve ilgide duymazlar. Hayvanların ve bitkilerin de duaları vardır. Kalp gözü açık olanlar onların dualarını da anlar.
Bazı düşünürler ruhun Allaha yükselişi olarak ta tarif ederler. Dua güven ve sevgi işidir. Allah mutlaka sevmesini bilene çok yakındır. Dua, aklı ile anlamak isteyene de o kadar uzak kalır, çok akıl sahipleri maneviyatı reddederler. Onu anlatamazsınız, tesirinde söz ve fikir aciz kalır.
Dua en büyük kavramını akıl ve mantığın karanlık ve inkârcı tutumuna karşı adeta bir aşk hamlesidir. Aşk ferman tanır mı?
Hristiyan âleminde bu konuyu en detaylı inceleyen Dr. Alexis CARREL’ dir. Bu konuda 35_40 sahifelik küçük bir kitapçığı bile vardır. Lise devrelerinde en çok okuduğumuz kitaplar arasındaydı. Hristiyan âlemi aklın üstünlüğünü savunurken, dinin adeta bir afyon
Olduğunu iddia ederken o ruhçu ve ahlakçı yapıyı savunmuştur. Kendisi 28 Haziran 1873 de Fransa da doğmuş Fransız Eczacılık-Tıp Fakültesini bitirmiş Tıp fakültesini neden bitirdiğini anlatırken
Bulmak, gerçekleştirmek, keşfetmek için deyivermiş. Hayatı boyunca da bu idealinden ayrılmamıştır. İlk keşfi ameliyat yaralarının dikişine dair yani bir usuldü, dokuların üremeleri ile ilgili hazırladığı proje 1912 de Nobel ödülüne uygun bulunmuştur. Birinci dünya harbinde asker yaralarını tedavi etmiştir. İncelemelerinde hep insanı incelemiş, insanın manevi yapısında hastaların iyileşmesin de maneviyatın önemini vurgulamış ve ‘İNSAN ALLAHA SU VE HAVA KADAR MUHTAÇTIR.’ Sonucunu çıkarmıştır. Toplumun gelişmesinde bütünleşmesinde dini duyguların önemini savunmuştur. Kısaca müspet ilimler yanında din duygu sununda öneminden bahsetmiştir. Din duygusunun bir ifadesi olan duanın, insanın ruh ve bedenindeki olumlu yanlarını örneklerle ispat etmiştir. Ona göre hayatın üç kanunu vardır. Hepsinin başında da sağlık vardır. Bunlar hayatın korunması kanunu, hayatın idamesi kanunu ve ruhun tekâmülü kanunudur.
Matematik ve Fizikte Einstein ne ise Tıpta da Alexis Carrel odur. Her bilim adamı gibi oda memleketinde suçlanmış, düşmanla iş birliği yaptı diye mahkûm edilmiş halde harple kısırlaştırma Yaptığı ileri sürülmüş bundan dolayı ABD ye bile gitmiş orada da hayvan yetiştiriciliği ile meşgul olmuştur. En büyük savunduğu hususta din ve ahlak kurallarının zayıflaması insanların zekâlarına da tesir eder. Din duygusu genellikle dua ile ifade olunur, tezini sık sık savunucu eserlerinin özünde ise ‘Dua etmek için Allaha yönelip ona bağlanmak lazımdır, bu yönelme akıl ve fikir yolu yanında sevgi hissiyle de olmalıdır. Allahın büyüklüğünü düşünmek yeterli değildir, bununla birlikte en azından bir aşk ve iman iradesiyle bütünleştirmek gerekir. Gökyüzüne yükselen bulutlar gibi yükselen olmaları sahipleri kadar birbirinden farklıdırlar muhtaç olduğumuz bir isteği Allahtan dilemek tamamen meşru bir davranıştır. Burada EMERSON un “Hiç kimse karşılığını almadığı bir dua etmemiştir.” Sözünden de bahsetmiştir. Dua alışkanlık haline geldiği zaman berraklaşır, duanın tesiri ruhun sükûna kavuşmasıdır. Dua sabırla ilişkilidir. Dua manevi bir kuvvettir, insanı ruh ve bedenini zinde tutar.
Selçuklu ve Osmanlıdaki Şifahanelerde (hastaneler de) duanın önemine değer verilmiş papazlar, hahamlar ve müftüler için ayrı odalar ayrılmış idi. tedavi hem maddi hem de manevi olarak devam ettiriliyordu. Cumhuriyet döneminde de hastanelerde bu bir müddet devam etmiştir.
Gelelim Kuran’a baştan başa dualarla doludur. Dua ile başlar bu konuda buluğum bazı ayetlerin hadis ve numaralarını vereceğim FATİHA 1–7 süresin de olduğu gibi besmelede duadır. EL-BAKARA 186, 201, 202, 225, 286, Al-İ İMRAN 8, 26, 27, 191, 192, 193, 194, EL-ARAF 55, 56, EL-İSRA 60, 81 FURKAN 77 EL MÜ’MİNÜN 118 EŞ ŞUARA 83, 89) En Neml 62, ES SECDE 16, E L MÜNTEHİNE 4, 5, MÜDESSİR 43 bunlardan EL-BAKARA 186 yı alalım “Eğer kullarım seni bana soruyorlarsa muhakkak ki ben çok yakınım bana dua edince icabet ederim o halde onlarda benim davetime koşsunlar, bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler”. Ayetin anlamında da Allah “bana dua edince dua edenin duasına icabet ederim” kaidesi ile Allah dua edenin yanında olduğunu belirtiyor.
AL_İ İMRAN / 27 “Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarırsın dilediğine de hesapsız rızk verirsin.”
Burada Allahın kudretinden, gücünden bahsedilmektedir.
EL A’RAF /55 “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin, gerçek şu ki o haddi aşanları sevmez.” buyurmaktadır. Özü içten duayı makbul tutuyor.
İSRA /81 “Ve de ki Hakk geldi batıl zevale erdi, hakikatten batıl pek zavallıdır.”
MÜ’MİNÜN /118 “Hem şöyle de Rabbim beni bağışla, merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın”.
Bunda da bağışlama ve merhamet konuları işlenmektedir.
EL MÜ’MİN /60 “Oysa Rabbiniz buyurdu yalvarın bana, karşılık vereyim size çünkü benim ibadetimden kibirlenenler yarın hor hakir olarak cehenneme gidecekler.”
FURKAN /77 “De ki ibadetiniz olmasa Rabbim size ne kıymet verir?”
Yazımı bir rüyamla bitireceğim çok sevdiğim bir halam vardı dul ve çocuksuz idi, bütün köy çocukları onu çok severdi, oda. Çocukları çok severdi. Bütün çocuklara akide şekeri dağıtırdı. Bir gün rahmetli oldu ölümünün üç veya dördüncü günü kendisini rüyamda gördüm, hala dedim sana yapılan dualardan haberdar oluyor musun? Verdiği cevap hâlâ tüylerimi diken diken ediyor, dedi ki Ah… Ahmet’im elinizi kaldırmanız bile yeterli işte dua ve kabulü...
Duanın dilim döndüğü kadar öneminden ve kabulünden bahsettim, şimdi ellerimizi açalım ferdi veya toplu olarak, gizli ve açık olarak Yüce Rabbimizden isteyelim
Neyi?
1-Vatan ve Milletimizin huzurunu,
2-Ordumuzun ve kolluk kuvvetlerimizin başarısını,
3-PKK İslam düşmanları ve hainlerin kahredilmesini,
4-Birlik ve beraberliğimizin güçlü olarak devamını,
5-Tekrar dünyayı sarsan o kudret ve kuvvete yeniden sahip olmamızı,
6-Çoluk çocuk kendimizin ve milletimizin sağlığını isteyelim.
www.hakimiyet.com