Biliyorsunuz; pirinç üzerine kurulan bir tezgâh, vatandaşı kıtlık endişesine sevk etti ve “pirinç zenginleri” üretti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Konya gezisinde de vurgu yaptığı “pirinç spekülatörleri” hedeflerine kısmen de olsa ulaştılar.
Hem kriz çıkardılar, hem de krizden nemalandılar!
***
Peki özellikle son iki yıldır muhtelif oyunlarla, karışıklığa sürüklenmeye çalışılan Türkiye’de, son tezgâh sadece pirinç üzerine miydi, dersiniz!
“Pirinç vakıası”ndan önce, Konya merkezli başka bir kriz yaşandı, hatırlarsınız!
Mamul ve firma ismi vermeden olayı bir hatırlatalım;
Bizim dilimizin dönmeyeceği kadar çok parası olan birileri, meşhur bir firmaya teklif götürür, der ki;
“Tam kapasite ile çalış, ürettiğin bütün ürünleri peşin parayla bana ver”
Teklif “ticari anlamda” güzeldir. Meşhur firma teklifi hemen kabul eder.
Firma bir süre ürettiği malları bu “tatlı müşteriye” verir. Parasını da aksamadan alır.
Fabrikada işler iyi, ama piyasada kötüdür!
Çünkü, tam kapasite çalışmasına rağmen, meşhur firmanın ürünleri raflarda yoktur!
“Battı” söylentileri kulaklarına varınca, firma yetkilileri şaşırırlar ve soluğu tüm mallarını peşin parayla verdikleri “yağlı müşteri”nin yanında alırlar.
Adam gayet sakin, kendinden emin bir şekilde “Ben size paranızı anında veriyorum” der.
Üretici firma yetkileri “Tamam da, size verdiğimiz ürünler piyasada yok.”
Adam “Mal benim” der, “Parasını verdim aldım. Gerisi beni ilgilendirir!”
Uzatmayalım;
Üretici “Herkes beni battı zannediyor. Ürünlerim vitrine çıkmalı” diye ısrar edince adam “depoyu işaret eder “Mallar orada, alın götürün” der.
Ve adam, üreticiden üçe aldığını, yine üreticiye beşe satar!
Sonra bu kriz piyasaya “zam” olarak yansır.
***
Hadi bir örnek daha verelim;
Türkiye’nin hatırı sayılır bir firması, büyük bir bayilik görüşmesi için adamlarını, “ekonomik gücü büyük” bir firmaya gönderir.
Üretici firma, “büyük patron” edasıyla şartlarını sıralar; “Şu kadar pazarlama arabası, şu kadar dağıtım arabası, şu kadar personel alacaksın” diye.
Şartları dinleyen bayi adayı, şatları beğenmez ve üreticiye resti çeker; “Senin söylediklerinin iki katı araba ve personel alacağım!” der.
İşin rengini değiştiren asıl hamle ise bir sonraki cümlesindedir;
“Bütün fabrikalarınız tam kapasite ile çalışsın, çıkan bütün ürünleri de peşin parayla bana verin!”
Bu baş döndürücü teklife şaşıran üretici firma temsilcileri, “Bu büyük teklif, bizi aşar, Genel Müdürümüze sormalıyız” derler.
Adam kendinden emin, “konuşun genel müdürünüzle” der.
Genel Müdür, telefonda kendisine iletilen teklifi güzel bulmakla birlikte riskini de derhal tespit eder;
“Peşin parayla da olsa, tüm mallarımızı sadece bu adama vermek, bir zaman sonra ürünlerimizin piyasada bulunmaması tehlikesini de getirir. Bir kişiye bağlanamayız” der.
Ve bu büyük firma, önüne atılan tuzağa düşmez.
***
Başbakan “Pirinç fiyatlarını yükseltenlere pirim vermeyin, onun yerine başka şeyler yiyelim” derken “Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler” mantığıyla aynı tavrı sergilemiyor.
“Ekonomi eşkıyalarının” ülkemize kurduğu tuzağı işaret ediyor.
Ve bunu da “diplomatik bir lisanla” yapmak zorunda olduğundan, durum, vatandaşın “anlama kabiliyetine” kalıyor.
Çok değil, birazcık dikkat edersek, bütün tezgâhları ve o tezgâhların başındakileri göreceğiz.
Ve fakat; maalesef ülkemizde yağa, pirince uygulanan anormal fiyatlara karşılık “at gözlükleri” neredeyse bedava!
www.hakimiyet.com