Yazdır

Üç Felaket: Cehalet-İhtilaf-Fakirlik

Yerküre üzerinde yaşamını devam ettiren hemen hemen herkes iyi biliyor ve kabul ediyor ki; her birey, her toplum ve her millet için çok büyük ve pek önemli üç felaket ve üç korkunç düşman vardır. Bu üç amansız düşman dün vardı, bugünde var, yarın da var olacağı kuvvetle tahmin edilmektedir.

Bilhassa sosyal, ekonomik ve siyasal yönden gereği gibi mesafe katedememiş, büyük bir hızla ilerleyen çağdaş uygarlığı yakalayamamış, bir kısır döngüden bir türlü kurtulamamış, sen-ben yersiz münakaşalarını ve kavgalarını aşamamış ülkeler ve milletler, cehalet, ihtilaf ve fakirlik felaketinden kolay kolay kurtulmuş olamazlar.

Geçmişe nazaran hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok ülkesinde cehalet ile fakirlik azalma gösterse de milletlerin, hatta dünyanın gündeminden tamamen düşmüş değildir.

Fakat burada ve yeri gelmişken yaşanan bir gerçeğe temas etmeden, parmak basmadan geçmek olmaz elbette. O gerçek şudur: Başta Türk Milleti olmak üzere insanlık; günümüzün her türlü olumlu ve bol imkanlı döneminde, böylesine uygun bir zaman diliminde yaşamış olduğu halde ciddi ve kaynak özelliği taşıyan eserler ya hiç okunmamakta veya çok az okuyucu bulabilmektedir. Az okuyan ve tahsil hayatı oldukça kısıtlı olan bir milletin cehaleti ülke sınırlarının dışına atması hiçte kolay olamaz.

Bir toplum ve bir millet için cehalet üç felaketin en kötüsü ve en korkuncusudur. Cehaletin kol gezdiği her toplum hem ihtilafa, hem de fakirliğe yenik düşmüş olur. Kendi vatandaşlarına, hatta din, dil, ırk ayrıcalığı gütmeden bütün beşeriyete tahsil yapma kapılarını sonuna kadar açan milletler dünyaya bir insanlık dersi vermektedirler.

Cehalet ancak okumakla, tahsil kademelerinden geçmekle ve öğrenmiş olduklarını da hayatına tatbik etmekle yenilebilir. Cehaletin kol gezdiği, tahsil yapanların cehaletin hegemonyasından kurtulamadığı toplumlar geri kalmışlık çemberini kırmış olamazlar.

Bir millet için cehaletten sonra ikinci büyük felaket ihtilaftır. Ayrılık, anlaşmazlık ve aykırılık gibi manalara gelen ihtilaf, fertleri birbirine düşüren, zaman gibi her vakit ele geçmeyen bir kıymeti heba etmeye sebep olan, boş sözlerle, lakırtılarla dünyaya ve ahirete yaramayan anlaşmazlıklarla toplumda gerginliği körükleyen kötü fiillerdir. Bunlardan son derece sakınmak huzur ortamının avdetine yardımcı olur.

Köşe müftülüğü yapmak, kaldırım mühendisliğine heves etmek, bir konuyu, herhangi bir meseleyi bir bilene sorma yerine körü körüne iddiada bulunmak, münakaşa etmek “benim dediğim mutlak doğrudur” gibi bir görüş sergilemek, yani yersiz ihtilaflara sebep olmak hem bireylerin, hem de toplumun güç ve enerji kaybına neden olur. Öyleyse ihtilafın her çeşidinden, her türlüsünden son derece uzak durmak lazımdır.

Bir toplum için felaketin üçüncüsü fakirliktir. Fakirlik genelde işsizliğin ve tembelliğin bir ürünü olarak bilinir. İşsiz ve tembel insan genelde fakirdir ve açtır. Açlık ve fakirlik bir iş bulmakla, bir yerde çalışmakla, her türlü imkanları zorlayarak, devreye koyarak gayret sarf etmekle ortadan kaldırılabilir. Yatmakla, gezip-tozmakla, çene çalmakla, boşa kürek çekmekle, ihtilafa zemin hazırlamakla fakirliği yenmek ve o felaketten kurtulmak hiçte kolay değildir.

Yukarıdan beri izah etmeye gayret ettiğimiz bu üç felaket hangi toplumda, hangi millette mevcut ise yıkıma zemin hazırlar. Öyle ise cehaletten, ihtilaftan ve fakirlik afetinden kurtulmanın yollarını bulmak ve o amaçla ciddi şekilde çalışmalar sergilemek her yetkilinin üzerine düşen milli ve manevi bir görevdir.

 

www.hakimiyet.com