Yazdır

‘Taksim’e çıkacağız’ dayatması, neyin provası idi?

1977 yılında bir Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarında otuz yedi kişi bu meydanda çıkan olaylarda hiç uğruna öldü.

O gün bu gün sol tabir edilen kesimler bunu bahane ederek bir Mayıs’ı bu meydanda kutlamak isterler. Hükümetlerde provoke olur, yine ölümler olur endişesi ile Taksim’i kutlamalara açmak istemez. Bu nedenle de bazı seneler sürtüşmeler, inatlaşmalar da olur. Bu sene konu biraz daha gerildi. Neden mi? AK Parti hükümetini devirmek ve hatta partiyi dağıtmak için ortam hazırlanmasına katkı yapılmak istendi.

Bakınız, bir yerleşim biriminde toplantı, gösteriş ve yürüyüş yapmak için o yerin en büyük mülki amirinden izin alınmalı ve o amirin göstereceği yerde bu etkinlikler yapılmalıdır. Bu husus yasa gereğidir.  Bu sene 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen sendikalara kutlamalar için izin verildi. İstanbul‘da Taksim dışında üç dört yer de gösterildi. Bu sendikalardan sol eğilimli, DİSK ve KESK “İlla biz kutlamaları Taksim’de yapacağız, yasa filan dinlemeyiz” diye  tutturdular.. Gerginlik de buradan çıktı. Sendikaların amacı belli… Onlar işçi bayramı kutlama derdinde filan değil... Onlar talimatlı… Görevli… Hükümette bu bunun farkında…

Bir tarafta yasalar ve bu yasalara göre, takdir hakkını  Taksim yerine başka yerlerde kutlama için kullanan yetkililer, öbür yanda yasa dinlemez, ‘biz yaparız, biz ederiz’ diyen sendikalar ve  ağaları.. Birtakım siyasiler, basın yayın organları ve köşeler, sendikaların amaçlarını  bildikleri halde bu istemi sanki masum bir şeymiş gibi, ‘Efendim izin verilse idi ne olurdu? Neden verilmedi?’ gibi serzenişte ve eleştiride bulunuyor. Hükümet açıklıyor… ‘İzin verseydik provokasyonlar olacaktı. Belki de kan akacaktı.’ Bakınız, eylem yapanların ellerinde çantalarında taş, sopa, molotof kokteylleri vardı. Yüzleri de maskeli idi. Sonra bu eylemciler işçi de değil provokatördü…  ‘Olsun efendim… İzin verseydiniz…Neden vermediniz!’ Tabi onların amaçları da aynı.  Yukarıda belirttiğimiz gibi sandıkta yenemedikleri -Millî irade ile kurulan- AK Parti Hükümetini yıkmak.

Ayrıca, engellenmeseler ve Taksim’e çıkabilselerdi bir şeyin provasını da yapmış olacaklardı. Neyin provasını mı? Darbe yanlılarından aldıkları talimatlar gereği, kamu düzenini bozmanın oluşturabilecekleri kaosun sonunda bir darbeye kalkışıldığında emniyet güçlerinin ne yapabileceğinin provasını yapacaklardı. Hem de bir taşla iki kuş vurarak. Bir taraftan hükümetin otoritesini kırdıklarını gösterecekler, diğer yandan da ülkede kaosun başlangıcını yapacaklardı. Bunlar benim hayal gücümle ürettiğim düşünceler değil. Gerçeğin ta kendisi.  Darbeci Ergenekoncuların bazısına, Anayasa Mahkemesinin üyelerinden bazıları,  ‘Biz AK Parti’yi kapatacağız, yalnız siz de ülkede kargaşa ve kaos yaratın, öğrencileri, işçileri, sivil toplum kuruluşu görünümündeki egemen oligarşi örgütlenmelerini sokağa dökün… Dökün ki, kapatma meşruiyet kazanabilsin” şeklindeki basına yansıyan bilgiler ve yargı kararı ile gerçekliği tespit edilen amiral günlüklerindeki açıklamalar hatırlanmalıdır. Cumhuriyet mitingleri, rektörlerin, başörtüsü yasağını korumak için yaptığı dirençler, Danıştay’ın bu konudaki millî iradeye ters tutumu, Akdeniz Üniversitesi’ndeki olaylar ve Taksim’e  yasal olmayan çıkma talepleri… Dayatmaları… Bu amaca hizmet eden bütünün parçaları değil midir?

Ama … Yapamadılar. Hükümetin kararlı tutumu kahraman Emniyet güçleri, darbecilerin heveslerini kursaklarında bıraktı ve yarın da bırakacağını da gösterdi. Artık bu ülkede ‘bizim canımız veya dışarıdaki bazılarının canı darbe istiyor, o halde yapalım’ devri bittiiiiiiiiii. Emniyet Teşkilatı bu şekilde duruma hakim, demokrasiye inanmış, halk da darbelere karşı iken  hangi aklı evvel asker ya da askerler darbeye kalkışacak… Bunu nasıl yapabilecek?  Kimle kimi karşı karşıya getirecek? Ona, onlara bu iletişim çağında kim inanacak, kim destek olacak? Provokatörler ile sendika ağaları mı? Kimse boş hayale kapılmasın!

 

www.hakimiyet.com