İnfak, kişinin malını veya parasını, kendisi, ailesi, akrabaları ve fakirler için harcaması, Allah rızası için, (israf veya cimrilik yapmadan) yeterince mal veya para sarf etmesidir.
Allah’ın bize ihsan ettiği mal ve para nimetini, harama ve israfa düşmeden helal dairede cömertçe sarf etmek infaktır.
Kur’ân’a göre infak, Allah’ın bize kazandırdığı maldan, Allah rızası için hayır yollarında harcamak demektir. Başka bir ifadeyle, kişinin ölmeden önce, önden âhirete ve ebediyet yurduna gönderdiği mal ve servettir. Bu hususta zikredilen Âyetlere bakalım:
* “…Gayba (Allah’a ve âhirete) iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar, bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler…” 1
* “Namazı kılın, zekâtı verin. Hayır ve iyilik olarak önden ne gönderirseniz, Allah’ın katında onu bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” 2
* “Sana ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.” 3
* “Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tâne olmak üzere yedi başak veren tânenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir. O her şeyi bilendir.” 4
* “Gece-gündüz, açık-gizli mallarını infak edenlerin mükâfâtlarını Rab’leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” 5
* “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu bilir.” 6
* “Hayra harcadığınız bir şeyin yerine daha iyisini koyar. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 7
* “Birinize ölüm gelip de, ‘Rabb’im, Beni bir süre ertelesen de, sadaka versem ve iyilerden olsam!’ diyeceği zaman gelmezden önce size verdiğimiz mallardan (kendi iyiliğiniz için) sarf edin.” 8
Peygamber Efendimiz (sav) buyurmuş ki: “Sizler, vârisinizin malını kendi malınızdan daha çok seviyorsunuz. Gerçek malınız, âhirete gönderdiğiniz maldır. Vârisinizin malı ise dünyada bıraktıklarınızdır.” 9
Malı âhirete göndermek, malı infak etmekle, yani malı, Allah rızası için vermekle mümkündür. Başka hiçbir biçimde mal âhiret tarafına geçmez, ebedî olmaz, bizde kalmaz, elimizden tutmaz.
İslâm dininde veren el, alan elden üstündür. Vermek için çok mala da gerek yoktur; bilâkis, “az” maldan vermek, daha makbuldür.10 Zaten “mâûn”, insanlara az-çok demeden yardım yapmak demektir. Allah, Mâûn Sûresi’nde şöyle buyurur:
“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip kakan odur. Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen de odur. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar (görev ve) namazlarında sehiv yapan gafillerdir ki namazı ciddîye almazlar, onlar gösteriş yaparlar ve en küçük bir hayra dahi yardımcı olmazlar!” 11
Mâûn Sûresi, hayır için vermeyeni şiddetle kınıyor, her türlü cimriliği ve riyâkâr tutumu ayıplıyor. Dini, davranışlarıyla yalanlamak sayıyor. Çünkü dinin özünde, cimrilik ve riyâkarlık haramdır. Cimriler, yoksulu üzer, yetimi mahrum bırakır. El ucuyla veren riyâkar cimriler, vermemeyi marifet sayarlar. Halbuki, tam tersine dinde mümkün mertebe vermek, yoksulu gözetmek, yetime kol-kanat germek, gösterişten uzak bulunmak, hayır hizmetlerini desteklemek övülmüş ve Allah tarafından büyük ödül vaat edilmiştir. Dinde az-çok hiçbir hayır küçümsenmez. “Az veren candan, çok veren maldan” atasözü, fakirin az olan infakını, zenginin çok infakına denk tutar. Burada niyetler çok önemlidir.
Hatta dinimize göre, “sayıda var, sallamada yok” öz deyişine göre, kalitesiz, çokça mal infak etmek, kişiyi riyâya sevk edebilir. Bu yüzden en hayırlı olan, en çok sevdiğin şeyden (infak edip) vermektir. 12 Allah, gücü yetenler için, kullarına ihsan ettiği maldan (onları imtihan etmek için) kendi yolunda infak etmeyi emreder. O halde mümkün mertebe infak etmekten, yani yoksula, yetime ve din hizmetine kol kanat germekten, yani âhiret yurdu için, Allah katına mal göndermekten, yani az-çok demeden vermekten geri kalmamak gerekir.
Ahiret yurdu için vermeyi unutmak ya da gevşek davranmak bir yana, infak işini çok ciddiye almak ve acele etmek lâzımdır. Çünkü dünya, en hesapta olmayan bir saatte bizi (ölümle) kapı dışarı edebilir. Dünya, malımıza da, mülkümüze de el koyabilir. Esasen, bizim malımız-mülkümüz nefsimizin cimriliği sebebiyle dünya tarafından zaten ipoteklidir. Kaldı ki, malı çok istemenin yolu zaten hırs değil, kanaattir. “Eğer malı çok seversen hırs ile değil, belki kanaat ile malı talep et; tâ ki çok gelsin.”13 Çünkü, hırslı adam, zengin de olsa, fakirdir. Kanaatkar adam, fakir de olsa, zengindir. Kanaatin bir gereği de sahibini “veren el” üstünlüğü ile yaşatır. Mal, gerek görüldüğü her zaman infak edilmeli, yani, yeri geldikçe hayır yollarında sarf edilmek suretiyle bereketli ve ebedî kılınmalıdır.
Suyu kullanılan kuyuların, menfezleri açık olduğu için, suyu duru ve bereketli olduğu gibi, ağaçlar da usûlüne uygun budandıkça gürleşir ve güçlenir. Bu misâle göre, zekat ve sadakanın üç faydası vardır: Birincisi, malı azaltmaz, bereketlendirir. İkincisi, belâyı defeder veya hafifletir. Üçüncü de, infaktan dolayı cemiyette hürmet ve muhabbete vesile olur.
DİPNOTLAR:
(1)- Bakara Sûresi, 2 / 3 ; (2)- Bakara Sûresi, 2 / 110 ; (3)- Bakara Sûresi, 2 / 215 ; (4)- Bakara Sûresi, 2 / 261 ; (5)- Bakara Sûresi, 2 / 274 ; (6)- Âl-i İmrân Sûresi, 3 / 92 ; (7)- Sebe’ Sûresi, 34 / 39 ; (8)- Münâfikûn Sûresi, 63 / 10 ; (9)- Câmiü’s-Sağîr, 1 / 690 ; (10)- Câmiü’s-Sağîr, 2 / 1852 ; (11)- Mâûn Sûresi, 107 / 1-7 ; (12)- Âl-i İmrân Sûresi, 3 / 92 ; (13)- Bediuzzaman, Mektûbât, s. 263
www.hakimiyet.com