Yazdır

Sakat Ve Sağlam

Anne karnında büyüyüp gelişmekte olan bir çocuğun, bütün gıdasını göbek kordonundan aldığını hepimiz biliriz.

Bu kordon, anne ile çocuk arasında bir geçit ve koordinasyon temin eden plezanteye (eşe) bağlıdır. Bu eş, çocukla birlikte gelişir ve onun hayâti fonksiyonlarını hazırlayıp sunar, bir bakıma çocuğu göbeğinden emdirir. Plezante (eş) olmadan çocuk ana rahminde gelişemez. Çocuk doğarken o da arkadan gelip atılır. Çocuk anne  rahminde teşekkül edip gelişirken gövdesi, başı, ayakları ve elleri ile beraber ağzı, gözü kulağı da gelişir. Allah, bütün âzâ ve cihâzâtını tam tekmil yaratır. Halbuki gövdesi dışındaki tüm organları ana rahminde bir işe yaramaz. Gözleri var görmez, burnu var koklamaz, kulakları var -işitse bile- işe yaramaz, elleri var tutamaz, ayakları var yürüyemez, beyni var düşünemez.  Demek ki bu organlar, ana rahmi için değil, dünyaya çıktığı zaman, bir süre sonra işe yarayacak.

         Ana rahmindeki çocuk, orada işine yaramıyor diye, “ya rabbi! şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı. Hiçbiri işime yaramıyorlar. Bana bu göbek kordonu olan hortum yeterdi” diyebilir mi? Gerçi bebeğin aklı ermediği için böyle bir itirazda da bulunamaz. Ama Allah, kısa bir süre için rahimlerde koruduğu, büyütüp beslediği yavrucağızın elini ve ayağını, ağzını ve burnunu, gözünü ve kulağını hepten çıkıp geleceği dünya hayatı için hazırlıyor. Rahim hayâtı ne kadar darsa, ona nisbeten dünyâ hayâtı da o kadar geniştir. Bütün ceset donanımımız, dünya hayatına entegre ve uyum için, küçük rahim fabrikasında imâl edilmektedir. Bu imâlat için, rahim içinde kullanılan hortum (göbek kordonu) dünya hayâtında hiçbir işe yaramadığı için, kesilip atılır.

         Dünya hayatı için, en lüzumlu âzâmız, başta beynimiz, elimiz ve ayağımız olmak üzere beş duyularımızdır. Bunlar sağlam olmadan dünya ile entegre olamaz, ondan yeteri kadar istifade edemeyiz. Ana rahmindeki nimetler için bir hortum (göbek kordonu) yeterli iken, dünyâdaki nimetler için yukarda saydığımız bütün organlarımızın tam tekmil sağlam olması gerekir. Aksi halde, organ eksikliği veya sakatlığı nisbetinde dünyanın ve hayatın nimetlerinden mahrum kalırız. Yeni doğanların bir kısmı ölü veya sakat doğduğu gibi, bir kısmı da organları tekmil olmadan rahimde ölüp düşük doğarlar.

         İnsanların çoğu, sakat doğan çocuklar gibi, âhiret hayâtı için kendilerine lazım olacak cihâzâtı, bu dünya hayatında hazırlamadan ölürler. İnsanların bir kısmı duyu organları sağlam doğan çocuklar gibi ölürken; bir kısmı da âzâ ve organları sakat veya tam teşekkül etmeden ölü doğan çocuklar gibi ölürler. Müminler, Cennet hayatında lazım olacak sağlam beş duyu gibi İslâm’ın beş esasını yaşayarak ölürler, İslâm’ı yaşamayanlar da kâfir olarak ölürler. Aklı ve beş duyusu sağlam olarak bu dünyaya gelen çocuklar gibi, müminler de İslâm’ın beş esası sağlam olmak üzere ölürler ve  bu dünyadan çok daha geniş olan âhiret âlemine doğarlar. Yâni, insanların bir kısmı âhiret âlemine imanlı ve sağlam, diğer bir kısmı da îman kıtlığı sebebiyle sakat gibi doğarlar. Yeni doğmuş bir çocuğun, ana karnında hayâti fonksiyonu olan göbek kordonu ve eşi (plezantesi) doğumdan sonra hiçbir işe yaramadığı için nasıl atılıyorsa; (âhirete doğmak için) ölen bir insanın cesedi de âhiret âlemi için hiçbir işe yaramadığı için, çürümek üzere kabre konulur. Çünkü bu ceset, âhiret yurdu için lazım olacak âzâ ve duyu organlarının oluşması için bir göbek kordonu ve eş (plezante) vazifesi görüyordu. Kimileri için duyu organları (îmanla) tam teşekkül etti. Kimileri için de îman kıtlığı sebebiyle sakat veya noksan bıraktı. Unutmayalım ki sağlam duyu ve organlardan kastımız iman ve sâlih amellerdir. Sakatlıktan kastımız da imansızlıktır. Âhirete ölüp giderken, orası için sakat doğanlar, süprüntü yeri olan cehenneme gidecek. Cennet sakatlar ve ölüler yurdu değil, sağlamlar ve ölümsüzlüğe inanmışların yurdudur.

         Hiçbir çocuk, ağlayarak doğmasına rağmen, ana rahmine geri dönmek istemez. Çünkü mâsumdur ve dünyanın güzelliğini ve genişliğini tanımakla rahmin darlığını tercih etmez. Ama, âhirete sakat doğanların (yâni ölenlerin) hepsi, dünyaya geri gelip îman ve sâlih amelle bir müddet yaşayıp geri dönmeyi temenni ederler. Tâ ki sakatlar (günahkarlar) yurdu cehennemden kurtulup sağlamlar (müminler) yurdu olan cennete girsinler. Kafirlerin bu temennileri imkansızdır. Dünya hayatı, âhirete nisbeten ana rahmi gibi dardır. Hiçbir çocuk, doğduktan sonra ana rahmine döndürülmediği gibi, hiçbir kâfir de -temenni etmesine rağmen- öldükten sonra dünya hayâtına geri döndürülmez. Cennet, bütün genişliği ve güzelliğiyle aklı (îmanı) ve beş duyusu (İslâm’ın beş esası) sağlam müminler yurdudur.

         Âhirette “keşke” demeden evvel, oradaki bize lazım olan akıl, imandır. El ve ayak namazdır. Göz ve kulak zekattır. Ağız, dil ve burun oruçtur. Beden de hactır. Cennete sağlam Müslümanlar girecek, günahlarla sakat olanlar dışarıda kalacak. Bu dünyada engelli olduğu halde, İslâm’ı yaşayanlar, cennette normal insanların üzerinde bir mevki elde edeceklerdir. İslâm’ın şartları için, “aman yâ Rabbi! Şu modern çağda namaza, oruca, hacca, zekata, dine, imana, İslâm'a ne lüzum vardı?” diyen düşükler ve sakatlar, orada mahvolacaklar. Burada Müslümanlarla alay edenler, orada çok pişman olacaklar.

 

www.hakimiyet.com