Yazdır

Gök Ekin Hasatçıları Yine Piyasada

Son günlerdeki gelişmeler can sıkıcı bir hal aldı. Büyük bir yurt dışı askeri operasyon yapılmış, 24 şehit verilmiş, bir savaşın içinde yaşıyoruz ama bazılarının kalbi ne kadar kararmışsa ne kadar buğz ile dolmuşsa birinci gündemleri hala başörtüsü. Bizim kuşağın düştüğü hatalara şimdikilerde düşmek üzere. Beş bin cana mal olan 12 Eylül öncesi gelişmelerde böyle başlamıştı. Önce üniversitelerde öğrenciler sağ sol kamplara bölünmüştü.

Gençler, karşı tarafın “hain, işbirlikçi, faşist, goşist, emperyalistlerin uşakları …” olduğuna inanmışlardı. Öğrencilerin saç ve bıyık tiplerine, giyim ve kuşamlarına bakarak hangi görüşten olduğunu anlayabilirdiniz. Favoriler, bıyıklar birer sembol haline getirilmişti.  O günleri yaşayan bizler bu günkü gelişmeleri hayret, dehşet ve korku içinde takip ediyoruz. Çünkü bu yolun sonunu nereye vardığını bizim kuşak çok iyi biliyor.

TARTIŞMALARDA

VE BASINDA TAHRİKLER SÜRÜYOR

Gerek TV’lerdeki tartışmalar, gerekse yazılı basındaki manşetler, yazılar gençleri sürekli tahrik ediyor. “Kaos çıkar, barış bozulur” diyenler aslında; “keşmekeş çıkarırız, huzuru bozarız” mı demek istiyorlar? Anayasayı, kanunu dinlemeyen, kendi ideolojik görüşlerini “hak” kabul eden ve kendi görüşleri dışındaki düşüncelere, inançlara “bilim dışı, çağ dışı” gibi yaftalar vurarak hayat hakkı tanımayan kişiler, bilerek veya bilmeyerek ülkeye ve millete büyük bir kötülük yapıyorlar. Allah korusun (böyle giderse) bazıları tıpkı “Kürt”  meselesinde olduğu gibi yıllar sonra;  “pardon yanlış yapmışız” demezler İnşallah.  İş işten geçmeden, “Basra harap olmadan” bu milletin evlatları, Yunusu, Mevlana’yı, Hacıbektaş-ı veliyi tekrar hatırlarlar da hoş görü bulutları tekrar kaplar kararan göğümüzü.    

12 EYLÜL ÖNCESİNİ YAŞAYANLARDAN BİRİ

OLARAK GENÇLERİ UYARIYORUM

O dönemdeki gelişmelere benzer gelişmeler oluyor bu günlerde. O dönemde de kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını gerçekleştirmek isteyenler, gençlerin saf ve temiz duygularını kullanarak ülkemizi büyük bir facianın içine sürüklemişlerdi. O gün karşı karşıya gelen gençler bu gün, “yanlış yapmışız, kandırılmışız” diyorlar. “Vatanı kurtaracağım, emperyalizme karşı savaşacağım” diye birbirini kıran o günün öğrencileri yıllar sonra; “gerçekten kandırılmışız” itirafında bulunuyorlarsa bu günün gençlerine düşen, bu itiraflardan ibret almaktır. Dün bazı üniversitelere “sağcılar” bazılarına da “solcular” alınmıyordu. Sağcılar solcuların favorilerine, solcularda sağcıların sarkık bıyıklarına tahammül edemiyorlardı. Devletin kanununa, polisine rağmen birileri kendini kanun yerine koyup karşı görüştekileri üniversiteye almamışlardı. Öğretim üyeleri, devletin memurları, tarafsızlıklarını kaybetmişlerdi. Sağcı hocalar solcu gençlere, solcu hocalarda sağcı gençlere not verirken bilgisine değil görüşüne göre not veriyorlardı. Tıpkı şimdi bir üniversite rektörünün; “ben türbanlılara not verirken haklarını vermem” dediği gibi işler oluyordu o günlerde de.

Onun için gençleri uyarıyorum; “Gençler! Sonu, bütün ülkeyi yakacak bir alevin ilk kıvılcımı siz olmayın. Laf dalaşı münakaşaya, münakaşa kavgaya dönüşmesin. Okulda başlayan bu ateş önce sokağı sonra caddeyi şehri en sonunda da bütün ülkeyi kaplar maazallah. Sakın hukukun dışına çıkmayın. Sizi badirelere sürükleyen insanları iyi tanıyın. Hoş görüyü elden bırakmayın. Hiç kimseyi düşman görmeyin. Sizin yaşınızda insanların kanı biraz deli akar, karar verirken bu biyolojik gerçeği unutmayın. Unutmayın ki sonradan kendinize, ailenize ve ülkenize zarar verecek işler yapmayın. Bu gün kanuna aykırı olarak arkadaşlarınızın okuma hakkını engellerseniz yarın birileri aynısını size yapar. Siz üniversitenizde de “güçlüyüz” diye bu eylemi yaparsanız başkaları da güçlü oldukları üniversite de sizi okula koymaz. Bu okullar sizin değil, milletin ortak malı. Bu yüzden okumayı engellemenin cezası nedir kanunu okuyun ona göre tavrınızı belirleyin.

Kanuna rağmen bir iş yaparsanız korkarım yarınlarınız kâbusa dönüşür. Babalarınıza, amcalarınıza 12 Eylül öncesini bir sorun. Size “vatan kurtaran kahraman” rolünü biçenlerin çocukları bu eylemlerde var mı yok mu bir araştırın. Gazete köşelerinde, TV ekranlarında, elde ettikleri yüksek makamlarında oturarak, sizi kavgaya itenlerin çocukları, yakınları sizin yanınızda mı ona dikkat edin. Onlar 12 Eylülden önce de böyle yapmışlardı. Fakir fukaranın çocuğunu kamplara bölüp biri birinin üzerine sürmüşler ama kendi çocuklarını ABD de Avrupa da okutmuşlardı. 12 Eylül, 12 Mart… Belgesellerini bir kez daha seyredin. “Gençler!  Vatan elden gidiyor ne duruyorsunuz?” diye bir ses duyarsanız o sesin sahibine; “ Amca öyleyse kızını, oğlunu bizim yanımıza gönder birlikte mücadele edelim. Başkasının sırtından (affedersiniz) kelek kesmeyin…” deyin. 

www.hakimiyet.com