Yazdır

Adalet ve Hukuk

Adâlet, yerin ve göğün dengesi ve her yerde geçerli olan bir değerdir.

Adâlet, Allah’a yakın olma yoludur, ama nedense insanların çoğu zulümle ondan uzak kalmayı tercih etmiştir. Adâlet, düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve denge anlamında bir terimdir. Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, gadr ve insafsızlıktır.

İslâm’ın kapısı hak, surları adalet; içi de saadettir. Adâletin hükmettiği beldeler saadet yurdu, zulmün hükmettiği saraylarla süslü mâmûreler harabât ve şekâvet yurdudur. Öteler âlemine yakîni kuvvetli olanların  adalet duyguları da kuvvetli olur. Hakla çarpışan er-geç yenik düşer. Adalet eşitlik değil hakkâniyettir. Ezenleri de ezecek bir gücün bulunduğunu kat’iyyen unutmayalım.

İslâm'da adâlet, hukuk önünde insanların kültür, bilgi ve mevkî farklılıklarından dolayı ayırım yapmaz. Hevâ ve heveslere yer vermez. Sevgi ve nefretle karar vermez. Akrabalık ve yakınlık bağlarına göre ayarlanmaz. Zengin-fakir ayırımı gözetmez. Kuvvetli ve zayıf farkını göz önüne almaz. Bunun için İslâm, toplum içinde yaşayan bütün kesimlerin birliğini sağlayan prensipler koymuş, ümmetin güvenliğini garanti altına alan bir düzen kurmuştur.

"Ey iman edenler adaleti ayakta tutarak Allah için (hak adına) şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaleti yerine getirebilmek için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer eğri davranır veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisa, 4 / 135) Yeryüzündeki beşerî sistemlerin hiçbirisi düşmanlara ve nefret edilen insanlara karşı, İslâm'ın kefil olduğu ölçüde adaleti tekeffül edemez ve edememiştir. "Ey iman edenler, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya* yakışan budur. Allah'tan korkun, Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Mâide, 5 / 8). "...Allah insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ, 4 / 58) İlâhî emrin hikmeti gayet açıktır.

Cahil İslâm düşmanlarına rağmen, Allah'ın emrettiği adalete göre, kâinatın düzeninin ayakta durması tabiî bir hadisedir. Adalet mülk'ün temelidir. Adaletin olmadığı yerde zulüm hâkimdir. Allah ve onun koyduğu bütün hükümler, zulmün her çeşidinden uzaktır. Allah'ın emirlerinin uygulandığı bir ortamda hiçbir kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz. (bk. Nisa, 4 / 40). Bu durum, Kur'an-ı Kerim'de sık sık tekrarlanan ayetlerle dile getirilmektedir: "Allah, adaleti ve ihsanı (iyilik yapmayı) emreder. " (en-Nahl, 16/90). "Allah size emanetleri (liyâkatına göre) ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa, 4 / 58). "Hükmettiğin zaman onlar arasında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil davrananları sever." (Mâide, 5 / 42; ayrıca bk. Hucurât, 49 / 9).

Hz. Peygamber (sav) adaletle ilgili birçok hadîs buyurmuşlardır: "Hükmünde ve idaresi altındakiler hakkında adîl davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır." (Müslim, İmâre, 18). "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir." (Buhârî, Edep, 36).

Bu ayet ve hadîslerde yer alan adalet kavramı geniş anlamıyla ele alınıp hukuki, sosyal ve ahlâkî adaleti kapsamaktadır. Sosyal adaletin sağlanması önemli bir denge unsurunun kurulması demektir. Müminlerin kardeş ilân edildiği, ellerinde birikmiş servet olanların mallarında fakir ve muhtaçların hak sahibi oldukları ilan edilmiş, bütün bunlar, İslâm'ın adalet anlayışının tezâhürleridir. Bundan dolayı da Hz. Peygamber (sav): "Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. " (Tirmizî, Ahkâm, 4) buyurmuşlardır. Ayrıca mahkemelerde şahitlik yapacakların da adalet sahibi olarak tanınan kimseler olması şart koşulmuştur.

Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamında bir terimdir. Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, gadr ve insafsızlıktır.

Hukuk adamı, hiç kimseyi ‘bizden ve ötekiler’ diye ayırt etmez. Hukuk adamı, hakka ve hakikate bağlı olduğu için, sevdiği bir kimse haksız ise aleyhine, sevmediği bir kimse haklı ise lehine karar verir. Hukuk adamı, makamın vakarını korumak için âdil kararlarıyla konuşur. Hukukçunun makamına saygı duyulmalı, fakat o makama layık olmayan, saygıdeğer bir makamı temsil edemeyen zalime asla… Hak ettiği için değil de, “sizi buraya getiren kuvvet böyle istiyor” diyerek haksız yere başbakan asan ve astıranlar, hukuku idam eden hak düşmanlarıdır. Bir ideoloji adına hüküm verenlerin kararları, adaletten yer ile gök arası kadar uzaktır.

Mükerrem bir varlık olarak yaratılan insan, fıtratına uyar ve vicdanının sesini dinlerse istikametini bulur. Ancak, bir ideolojiye köle olanın doğru yolu bulması ve istikamet üzeri hüküm vermesi imkansızdır. Hukukçunun bir tek ideolojisi vardır, o da haktır. Sürekli hakkı kollama ve gözetme adına kendi ‘ene’si ve ‘ben’iyle barışık değil, mücadele ederek kemâle erişecektir. Aksi halde, geriler ve tedennî eder. İşte insan, varlığının bu engelini aşabildiği nispette gerçekten insandır. Bu boyutun duvarları arasına hapsolduğu nispette de gerçek insanlıktan uzaklaşır. Hayvan da olamaz; çünkü hayvan, ne geçmişin elemlerini çeker ne de gelecek endişesi taşır. İnsan gibi üç boyutlu zamanın (geçmiş-gelecek ve şu ânın) şuurunda değildir. O sadece ânı yaşar. İnsanî varlığın en önemli unsurlarından olan akıl, irade ve şuurdan bütünüyle uzakta veya insana nispetle çok büyük oranda mahrumdur. O bakımdan, hayvan, dünyadaki varlık vazifesini de yerine getirdiği için mutludur. İnsan, hayvan gibi ânı yaşayamadığı için hayvan kadar dünyevi doyuma ulaşamaz. Bu yüzden hayvanlaşmadan dünyadan zevk alınamaz. Bu yüzden insanî zevkler, bilim, adalet ve iyilikle elde edilir. Adalet ve iyilikten zevk alamayanlar, kin ve intikam hissiyle düşmanlıktan zevk alarak hayvandan aşağı mertebeye düşerler.

www.hakimiyet.com