Toplumun dinamikleri ile oynamayı adet haline getirmiş birileri, her fırsatta Anadolu insanını sosyoloji laboratuarının denekleri olarak görmek istiyor.
Sosyoloji, kendi tarihi açısından bakıldığında, tabir yerinde ise boyundan büyük işlerle uğraşmayı-büyük lokma yemeyi sevenlerin ilgi duyduğu bir alan olagelmiştir. Henüz kendi gelişimini bile tamamlayamadan kendi çocuğu gibi ama üvey kardeş konumu bile vermek istemediği psikolojiyi önünde bulmuş ama bu çocuk ona haddini bilmeyi telkin eden hatta vazife edinen bir rakip olmuştur.
Aslında sosyoloji bir yönü ile de, diğer bilimsel sahaların toplumla ilgili yönlerinin ihmaline borçludur varlığını. Bir diğer deyişle diğer bilimsel sahalarda faaliyet gösteren bilim adamlarının bilgi koleksiyonculuğu yapıp, topladıkları bilgiler hakkında değerlendirmeden kaçınmaları bu sahayı ortaya çıkarmıştır.
Kafanızı karıştırabilmişsem, anlatmaya çalıştığım şey anlaşılmış demektir çünkü sosyologların yaptığı tamda böyle bir şeydir.
Ülkemizde toplum mühendisleri her gün yeni öngörülerle halkın önüne geliyorlar. Son dönemin popüler kavramı ‘mahalle baskısı’. Bunu ortaya atanı biliyorsunuz; Şerif Mardin. Sayın Mardin’in özgeçmişine bir bakmak istiyorum.
‘Şerif Mardin Türk sosyolog ve siyaset bilimcisi. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini ABD’de tamamladı. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ardından lisansüstü eğitimini John Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. Doktorasını Stanford Üniversitesi'nde Hoover Institute'de “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı tezle savundu. Aynı tezin genişletilmiş halini 1962 yılında Princeton University Press'ten "The Genesis of The Young Ottoman Thought" adıyla bastırdı. Bu konu üzerindeki çalışmalarını 1964 yılında çıkan diğer eseri "Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908" (Türkiye İş Bankası Yayınları) ile taçlandırdı. Bu iki çalışma sonraki çalışma alanını tayin etti ve Türk Modernleşmesi problematiğini genişletecek ayrıntılı makale çalışmaları ile devam etti...’
Yukarıdaki paragrafı vikipedi’den aldığımı belirtmeliyim. Şerif beyin Türk mahallesini pek tanıdığını sanmıyorum. Aynı cümleyi genelleyerek Türk toplumunu tanıdığını sanmıyorum demeyeceğim zira bu sosyolog yaklaşımı olur. Türk tarihi de Şerif Bey gibi düşünenlere pirim vermez. Zira Osmanlı Mahallesi hatta sokağında farklı dinler bir arada yaşar. Bana göre Mardin Osmanlı Mahallesi deyerek kendi tarihine de yabancılığını ilan etmiştir.
Bizim mahallemizde koltuğuna kurulup konuşanları duymayız. Onlar arzu ettiklerini görmek isterler ama biz hayatımızı tanımadığımız adamlar için heba etmeyiz. Komşumuzun hastasını ziyaret eder, düğününde oynar, çayımızı birlikte yudumlar, pikniğe birlikte gider, cenazede birlikte saf tutarız. Biz büyük büyük laflar edenleri de anlamayız. Bu yüzden de maçımızı seyreder sonrada bir hafta o maçı konuşuruz. Beğenirler veya beğenmezler ama biz böyleyiz. Kimseye kendimizi beğendirmek gibi bir kaygımız da yoktur.
Şerif bey imam öğretmeni yendi diyor. Bizde imamın öğretmeni, öğretmenin de imamı vardır. İmam da öğretmeler tarafında yetiştirilir. Sonrada öğretmen imamın arkasında namazını kılar. Beyefendi bunları karşıt şeyler olarak sunuyor. Unutuyor her cenazeyi bir din adamının kaldırdığını. Sıfatı imamdır, rahiptir, hahamdır ama hep bir din adamı vardır başında.
Sayın Mardin sizi bizim mahalleye de bekleriz. Hangi mahalle mi? Hani şu ‘Osmanlıcumhuriyet’ mahallesi. Madem devamını da vereyim, yazın o zaman, ‘cumhuriyetosmanlı’ sokak, ‘bizi bölmeyin’ apartmanı...
Anlaşıldı sanırım; biz cumhuriyetin okullarında okumuş, kimse ile uğraşmayan gariban Anadolu insanlarıyız. Vesselam...
www.hakimiyet.com