Gelin ve kaynana… Türk toplumunda bu iki isim kanayan sosyal bir yaradır. Evlilikten sonra genellikle gelin kaynana kavgası başlar. Hatta aile geçimsizliklerine sebep olur. Çoğu zamanda boşanmalara kadar gider.
Bence bu geçimsizliğin ana yapısı sevgi paylaşımından kaynaklanır.Ana oğluna aşırı derece de bağlıdır,gelin ise kocasına bu bağlılığını ve sevgiyi göstermek ister. Ortada paylaşılmayan oğul yani koca vardır. İşte paylaşılmayan bu sevgi kıskançlığa ve geçimsizliğe götürür
Geçenlerde oğlan tarafı olarak bir aileye dünür gittik. Kız babasının tavrı kesindi. diyordu ki: “Evleri mutlaka ayrı olacak. Kaynananın ve kaynatanın yanında oturmayacak” işte ilk teklif bu idi. Oğlan ise ailenin tek oğlu, evleri geniş, kayınpederin başka çocukları olmadığı için gelini eve alıp beraberce yaşamak istiyordu. Son söz oğlana bırakıldı. O da orada kesin cevabını verdi. “Hayır bu iş burada biter” böylelikle bir dünürlüğü ilk celsede bitirmiş olduk.
Toplumumuza bir kaynana korkusu var. Hani halk arasında söylenir, “En rahat gelin kim?” diye… Cevabı ise Hz Havva anamız imiş, sebebi ise kaynanası yokmuş. Demek ki toplumda genellikle kaynana kötü bir imaj bırakmış. Aynı evde yaşayanlarda çok geçmeden dargınlık ve küskünlükle ayrılıyorlar. Akşam oğlan eve gelince gelin bir taraftan kaynana bir taraftan oğlana birbirlerini şikayette bulunuyorlar. Sonunda bu baskıya dayanamayan oğlan çeşitli hastalıklara yakalanıyor. Oğlan iki boylam arasında sıkışıp kalıyor. Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal, bu baskı çocuğun ruh sağlığını da bozuyor. İşte bu geçimsizliklerde kıskançlığın yanında cehaletinde büyük etkisi vardır. Maalesef okumayan bir milletiz. Hele hele bizi aydınlatacak Kur’an tefsirlerini hele hele bize lazım olan ilmihalleri dikkatlice okumuyoruz, bu cehaleti şeytan da tetikliyor, ortaya bir abide çıkıyor: UYUMSUZLUK VE GEÇİMSİZLİK. İşte bu iki etken de aile huzursuzluklarına sebep oluyor. Buna rağmen istisnalar da var. Küçük İhsaniye Mahallesi muhtarının gelini tam yirmi senedir kaynanaya bakıyor. Onu incitmemek için el pençe divan duruyor. Kendisiyle konuştuğum zaman bizleri duygulandıran sözler söyledi. Bu sözler karşısında gözlerim doldu doldu boşaldı. Dedi ki: “Allah’ın rızasını kazanmak öyle kolay değil, ben bakacağım ki çocuklarım da bana baksınlar. Anamın ve babamın gelin çıkarken bana vasiyetleridir” İşte gerçek insan ve gelin bunlardır, ama çok azınlıkta bulunuyorlar. Sarraf Özboyacı bu örnek yerine bir altın göndermişti. İşte bu da ayrı bir centilmenlik örneğidir.
Kaynana şiirlerimize, türkülerimize ve hikayelerimize de kaynak olmuştur. Hep menfi yönde işlenmiş ve öcü olarak göstermiştir. Bakın türküleşmiş olan bir mani şöyle diyor:
Kaynanayı ne yapmalı
Kaynar kazana atmalı
Aman yandım dedikçe
altına odun atmalı
Geçenlerde bir dostum ‘çaydanlık ile demlik size neyi hatırlatıyor?’ dedi. Bildiklerimi söyledim. Hiçbiri olmazmış. Onun da esprisini yapmışlar. Çaydanlık kaynanayı temsil ediyormuş, kaynadıkça fokurdarmış, demlik de gelinmiş, hep süzülürmüş. Çaydanlığın fokurdusuna sabır göstermiş, bazen de taşarmış, çay bardağı da oğlanmış hem çaydanlık hem de demlik kendisini doldururmuş, çay bardağı da zavallı kaynata da dökülenleri toplarmış kaşık ise görümceymiş, her tarafı karıştırırmış, şeker ise çocukmuş. İşte gelin görümce savaşı da ayrı bir görüntüymüş, bunlardan en geçim ehli kaynatadır. Bu üçlü üçgeni idare etmekle görevlendirilmiştir. İpin ucunu kaçırırsa otoritesi de elden gider.
Adamın birinin tek çocuğu var, o da erkek, sonunda evlendirirler evlerini de ayırırlar. Günün birinde kayınvalide ölür, oğlunun evine çok az giden kaynata bu ölümden sonar on beş gün oğlan evinde kalır. Bu gelini sıkar. Acaba ne zaman gidecek? Diye kaynatanın gözüne bakar. Gelin çocuğunu kucağına alır.
Oğlumun dedesi geldi
Gelmeden gidesi geldi
Kaynata bu sözün kendisi ne olduğuna anlar, gelinin kucağından torununu olar. O da
Oğlumun dedesinin adı Duralı
Bugün de buralı yarın da
Hatta ölünceye kadar buralı
Deyince, gelin kendinden geçer bayılır. Aile de en çok sevilen kaynatanın bile sonuna bakın…
Şer bir kaynana ölür. Herkes ağlarken gelinler de ağlar gibi görünürler. Birinci gelin ağıtının içine çok ta zalimdi Allah kurtardı sözlerini yerleştirir. İkinci gelin“neyine ağlayayım gülemem ki ayıp olur diye ağıtına yerleştirir. En küçük gelin de “ben buna inanmam kaynanam kedi canlıdır. Geri döneceğinden korkarım. İşte gelinlerin serzenişi bu.
Sayıları az da olsa konken partilerinde dolaşan gelin ve kaynanalardır. Günde birkaç saat görüşmezler ama oyun başında bile birbirlerine düşmandır. Haftada üç dört günleri vardır. Günlerinde bile ayrı grupları teşkil ederler. Velhasılı bunların hayatı da böyledir.
Bunlar toplumun sosyal yaralarıdır. Güzel örneklerde vardır. Yine bir dünürlüğe gittiğimizde, kız babası benim kızım kalabalıkta büyüdü, yalnızlığa alışkın değildir, beraber oturmanızı istiyorum ama siz bilirsiniz diyerek güzel bir girişimde bulundu. İşte böyle güzel örneklerde var.
Ben şunu iddia ediyorum huzurun ana sebebi karşılıklı anlayıştır, birbirlerine olan sevgi saygıdır. Bu konuda Hz Mevlana şöyle diyor:
Bir gül toprağını severse
Rengarenk açar
Toprağını sevmezse
Dalında kuruyup geçer.
Yine halk arasında şöyle bir söz dolaşır:
Gelin kaynananın yan etinden yaratılmıştır.
İlhan Çevik’in derlemelerinden aldığım bazı sözlerini aktaracağım:
Sevgi iğnesiyle dikilen dikiş, kıyamete kadar sökülmez.
Dil ile atılan düğüm diş ile çözülme.
Gemiyi yürüten mil, sevgiyi yürüten dildir.
Yine Hacı Bektaş Veli, “Eline, beline, diline sahip ol’ demiştir.
Burada da ortaya bir özellik çıkıyor. Geçimin ve huzurun sırlarının biri de diline sahip olmaktır ve onu iyi kullanmaktır.
Allah bütün gelin ve kaynanalara geçim ve dirlik versin. Huzurlu aile ortamında sağlıkla devam etsinler.
www.hakimiyet.com