Devlet Bahçeli’nin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi olduğu ve bizzat Başbuğ Alpaslan Türkeş’in mektubu ile deşifre olduğunu, bu köşede yazdık. 2002 seçimlerinde MHP’nin aldığı yenilgiden sonra Bahçeli’nin Parti Genel Başkanlığı’ndan ayrılma kararına uymayarak ya da uyamayarak, sözünde duramayarak başkanlığa devam etmesinde bu ilişkinin rolü olduğunu da yine bu köşede belirttik. Yani “Bahçeli görünürde delegelerin seçtiği genel başkan olsa da, bilinen görünmezde atanan bir genel başkan mı acaba?” dedik.
Yine bu köşede, Bahçeli’nin başörtüsü ile ilgili Anayasa değişikliğinde AK Parti’yi nasıl provoke edip, kapatma davasına bekleyen kurtlar için zemin yarattığını da açık açık yazdık. Kurulan tuzakla kurtların önüne, kuzu kuzu AK Parti’nin götürüldüğünü yazdık. Aradan uzun zaman da geçmedi. Gazeteci Fehmi Koru, Deniz Bölükbaşı ile Gülçiçek Pamir isimli bir başka gazetecinin yaptığı röportaja dayanarak, bizim bu tespitimizi doğrulayan ifadeleri köşesinde açıkladı. Bu röportajda ne diyor Bölükbaşı: AK Parti’nin başörtüsü düzenlemesine MHP’nin verdiği destek benim fikrimdi. Hedefe ulaşıldı. AK Parti kapanacak. Bu ifadeden mealen ne anlaşılır; Biz AK Parti’ye bir tuzak kurmuştuk, tuzak görevini yaptı ve AK Parti kapanacak. Tabii ki bu düşüncede sevinme hislerini de tespit etmek zor değil… Sevinenler kim? MHP’yi yöneten bazıları… AK Parti’yi kapatmak isteyen oligarşi bu işe sevinir, çünkü AK Parti onların sömürüsünün hortumunu kesti. Ergenekon gibi demokrasi önündeki engelleri temizlemeye çalışıyor. MHP’yi yöneten bazıları niye seviniyor ki? MHP’nin görevi ne idi; Türkiye Cumhuriyetini, Türk Milleti’ni ileriye taşımak, refahını geliştirmek… Peki bu kapatma davası ile, Türk demokrasisi, hukuku, ekonomisi yara almadı mı? Evet… Ekonomistler bas bas bağırıyorlar, Başbakan bağırıyor… Bu dava bir an önce, sonu ne olacaksa olsun, bitsin. Dava sonrası ülkemize gelecek olan 25 milyar dolar gelmedi. Hatta ülkeden kaçan döviz de cabası… Yine Hükümet Sözcüsü Cemil Çicek açıklıyor: Dış ilişkilerimizde dahi kapatma davası, masalarda elimizi zayıflatıyor. Pazarlık gücümüzü azaltıyor. Yani her taraftan ülkemiz zarar ediyor… Ülkenin zarar etmesi oligarşi için hiç önemli değil… Ya MHP’nin derdi ne? Siyasî rakibi olan AK Parti’yi kapattırmak. Ülkemiz zarar ederken siyasî ikbal için MHP gibi milliyetçi bir parti bunu nasıl yapar? Bu parti Başbuğ’un partisi mi? Bu parti demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden, milletten yana mı yoksa oligarşiden yana mı? MHP nereye koşuyor?
Hükümet, son Yargı Reformu Tasarısı ile Yüksek Yargı Mensuplarının seçilme esaslarını büyük ölçüde dünya standartlarına ve demokratik anlayışa uygun hale getirme çabalıyor. Bu çabalar, Türk yargısını, yargı içi oligarşik sistemden kurtarmaya da yöneliktir. Çalışmalar Yüksek Yargı’yı rahatsız etti. Etkinlikleri kaybolacak kaygısı ile ayağa kalktılar. Bildiri üstüne bildiri yayımlıyorlar. Türk Yargısının Mehmet Moğaltay - Seyfi Oktay kadrolaşması sonucu büyük ölçüde bir meşrebin etkisinde olduğu biliniyor. Başkanlar, bildiri ile sırf hükümeti değil kendi mensuplarını bile tehdit ediyorlar. Bahçeli, Yüksek Yargı Mensuplarının başkanları ile Cumhurbaşkanının görüşmesini istedi. Hatta Cumhurbaşkanının bu anayasal görevi olduğunu da belirtti. Cumhurbaşkanı da Yargıtay Başkanı ile kısa bir görüşme yaptı. Başkan… Yargı Reformu Tasarısını hükümetin geri çekmesini istemiş. Niye? Yüksek Yargıya etkin olan Moğultay-Oktay kadrolaşması ve bu kadroların aşağı kademelerdeki yargıç ve hakimlere yaptığı baskı devam etsin istiyorlar. Yani mevcut olan ahbap-çavuş ilişkileri sürsün. Bahçeli, Yüksek Yargının durumunu ve bu talebini bilmiyor olamaz. Ben şimdi diyorum ki… Bu işte de başörtüsünde olduğu gibi bir hinlik olmasın… Bu işin altından da yine Deniz Bölükbaşı çıkmasın. Ülkemizde kangren olmuş yargı sorunlarını çözebilecek bir yargı reformu bu çeşit yönlendirmeler ve dayatmalarla önlenmesin! Bu teklifte amaç bu olabilir. Oligarşi de Yargı reformunu istemiyor. Çünkü bu şekildeki Yargıyla etkileşmek daha kolay oluyor. Ergenekoncuların, bazı Yüksek Yargıçlarla telefon konuşmaları basına yansıdı. Yine Derinler Deniz’i bulandırılmasın, Devlet’i harekete geçirmesinler. Deniz Bölükbaşı’nın babası ünlü hatip rahmetli Osman Bölükbaşı da demokrasi, hukuk, iktidara gelmek gibi bir kaygısı olmayan, oligarşiden yana tavırlar içindeki bir siyasî parti başkanıydı… Bu yüzden de partisi olan Millet Partisi hiç iktidara gelmedi. Oğul Deniz de yukarıdaki örnekte olduğu gibi, halktan, demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden ya da bu yönetimi ile nasıl gelecek! Türk halkı her şeyi görüyor. Başörtüsünde AK Parti’ye kurulan tuzağı affedecek mi? Deniz ile Devlet ‘oyun yapayım’ derken MHP hep muhalefet mi olacak? Bir defa düştüğü yerden ayağa kalktı. Bir daha kalkabilecek mi? Yoksa, Başbuğ’un kemikleri sızlamaya devam mı edecek?
www.hakimiyet.com