19 Mayıs tatilinin dört gün olması nedeniyle daha önce Konya’ya hiç gelmemiş beş arkadaşımı Konya’ya davet ettim. Amaç hem hasret giderip hasbıhal etmek hem de çok merak ettikleri Konya’yı gezdirmek.
Sabahın erken saatlerinde çıktık evden. Çarşı pazardan ziyade manevi şahsiyetlerin türbelerini ve tarihi yerleri gezmek istediler. Öyle ya zaten Konya’ya gelmekteki amaçları “Mevlana’nın şehrinde, Mevlana’nın torunlarını” tanıyıp buradan büyük manevi hazlarla dönmekti. İlk ziyaretimiz Sadreddin-i Konevi’ye oldu. Yol kenarına dizilip birer Fatiha okumaya fırsat kalmadan bir kişi koşarak gelip türbenin kapısını açtı. Türbeyi daha yakından görebileceğimize sevinerek girdik içeri. Biz bir şeyler okurken kapıyı açan görevli de bizim dinleyip dinlemediğimize pek aldırmadan bir şeyler anlattı:
Cenaze namazını Mevlana kıldırmıştır. Türbenin kubbesi eskiden camla kaplıydı fakat camlar sürekli patladığı için artık bu şekilde… Ve camimiz için yaptığınız yardımlardan dolayı Allah razı olsun.
Yani ağız tadıyla bir Fatiha okuyamadık. Görevli sürekli bir şeyler söyleyip durdu. Biz zaten onun söylediklerini biliyoruz ve hiç ilgimizi de çekmiyor. Zira buraya manevi bir şahsiyeti ziyarete geldik, şaklabanlık dinlemeye değil. Biz onun zaten ne kadar büyük olduğunu biliyoruz… Gözümüzün içine bakan görevliye bir şeyler verip çıktık.
***
İkinci olarak Alâeddin Tepesinin arka yüzünden tırmanarak Alâeddin Camiine geldik. Caminin mimarisi arkadaşlarımı adeta büyüledi. Daha sonra sultanlara ait kabirleri ziyaret etmek için bahçeye çıktık. Bahçeye çıkar çıkmaz adeta serin bir rüzgâr gibi yüzümüze vuran Konya manzarası beni bile şaşırttı. Konya’nın ne kadar değiştiğini ve bu değişimi nasıl fark edemediğimi düşündüm.
Cami çıkışında ise seyyar satıcılar neredeyse gözümüzün içerisine sokacaklar sattıklarını. Bir bağrış, bir çağrış, bir cümbüş…
***
Oturup soluklanıyoruz biraz, çay bahçelerinden birisinde. Bakıyorum hepsinin gözü yeşil kubbede. Sabırsızca oraya ne zaman gideceklerini soruyorlar. Onları daha fazla heyecanlandırmamak adına kalkıyorum. Bir süre sonra Mevlana Müzesinin önündeyiz. Ziyareti bitirmemiz neredeyse 2 saati buldu. Gördükleri her şeyi okudular, her şeyi incelediler; içeriden çıkmak istemediler. Sema da izlemek istediler ama sadece cumartesi gecesiymiş; içlerinde bir o ukde kaldı zannedersem.
***
Daha sonra ise bir kabristan ziyaret ettik. Ama daha kabrin başına gelmeden su satan çocuklar çevremizi sardı. Bu su öyle içmek için falan değil, mezarların üzerine dökmek için. Birini gönderiyorsun diğeri geliyor veya suyu döküp gözünün içine bakıyor. Biran için cebimden cüzdanımı çıkartıp suratlarına fırlatmak geldi. Rahatsız olan bir ben değilim elbet, yanımdakilerde durumdan oldukça müteessir.
***
Birçok tarihî, turistik yerleri ve çarşı pazarı gezdirdikten sonra hava kararmaya başlayınca misafirleri yolcu ettim. Hepsi Konya’ya fazlasıyla hayran kalıp ilk fırsatta tekrar geleceklerini söylediler. Ama bir sema gösterisi izleyememek ve birde ne zaman ellerini açmaya kalksalar yanlarında beliren ve para isteyen insanlar biraz tatlarını kaçırmıştı.
***
Şimdi buradan yetkililere sormak istiyorum: değer miydi birkaç işgüzarın insanların keyfini kaçırmasına? Mademki buralar kazanç kapısı; o zaman gerçekten girişler ücretli olsun, ama insanlar içeride ne olur taciz edilmesin. Konya’ya gelen insan dua etmek için geliyor. Gönül rahatlığıyla duasını da yapamadıktan sonra neye yarar bunca uğraş…
www.hakimiyet.com