Yazdır

Dünya Kupalarının En Hazin Golü

2008 Avrupa Futbol Şampiyonasına kötü başladık.

Portekiz Milli Takımı Cenevre’de hak ettiğini elde etti. Bizde iş yoktu kısaca.

Zorlu bir eleme serüveninden gelmiştik buralara. Bu sebeple galip biz olmalıydık. Öyle ummuştuk. Zaman’dan Ahmet Çakır hoş bir başlık atmış yazısına. Büyük hayaller, basit gerçekler diye. Maçın özeti bu.

Tribünlerdeki seyirci mahvoldu.

Maç sonrası uzun bir süre “çok bilenlerin” yorumlarını dinledim. Sonraki maçta alınması muhtemel galibiyetin ardından ağız değiştirecekler.

Hayırlısı diyerek başarılar dileyelim takımımıza.

Bu tür büyük turnuvaların başında aklıma bir futbolcu ve ona ait hazin bir hikâye gelir. Onu anlatacağım.

Herkesin bir hayali ve hikâyesi var aslında.

Ayağımızın altında basıp geçtiğimiz bir çakıl tanesinin, toprağa girmeye hazırlanan bir bitki tohumunun, sevimli bir ardıç kuşunun, katları saymakla bitmeyen bir binanın, çöplükteki bir portakal kabuğunun, yaralı bir örümceğin de hikâyeleri var.

En anlamlı hikâyeler insana ait olanları kuşkusuz.

Düşünebilen, konuşabilen, gülebilen, karar verebilen, velhasıl başka canlılarda bulunmayan türlü melekelerin sahibi insana ait farklı hikâyeler…

Onu hiç tanımam.

Görmüş tanımış gibi, yaşadıklarından tahmin ettiğimi tasvire çalışacağım.

Hayal, yeteneğini fark etme ve hikâye üçlüsünü dikkate alacağım bunu yaparken. Çünkü bütün insanların birbirlerine benzeyen taraflarının, benzemeyen taraflarından daha çok olduğunu öğrendim.

Çocukluğundan itibaren tanınmış bir futbolcu olmaya karar vermiş. Sürekli hayal kurmuş bunun için.

Hayallerini kimselere çaldırmamış, hayallerinde indirim yapmamış, sen yetenekli bir futbolcu olamazsın diyenlere kulak asmamış hiç.

Mahalle arkadaşları haytalık yaparken o idmandan idmana koşmuş. Söylenenleri can kulağıyla dinlemiş.

Hızlı koşularda midesi bulanmış.

Sigara içmemiş.

Saha kenarlarında, kendisine avaz avaz bağıran teknik adamların bir bildiği var diye düşünmüş.

Zaman zaman yedekte kalmış ama kimselere gücenmemiş.

Delikanlılık çağında eğlenceli mekânlarda fazla zaman yitirmemiş.

Teklif edilen transfer ücretlerini az bulma düşüncesi yaşamamış.

Her işe aşırılıkların zarar verdiğini fark etmiş.

Başarılı bir futbolcu olarak, yaşadığı darbeler ülkesinin milli takımına davet edilmiş. 1994’ün yazında yapılacak olan Dünya Futbol Şampiyonası için Amerika’ya gitmiş takımıyla beraber.

Maçın birinde talihsiz bir şekilde kendi kalesine gol atmış.

Adı Andrés Escobar Saldarriaga (Mart 13, 1967 - Temmuz 2, 1994).

Kolombiyalı. Futbolcu.

Hayallerini gerçekleştirmiş biri. Birkaç gün sonra kendi vatandaşı olan bir futbol canavarı tarafından, kendi kalesine gol attığı gerekçesiyle, 2 Temmuz 1994 günü (Muñoz Castro adlı biri tarafından) öldürüldü.

Bu hikâyenin 2 Temmuz’a kadar olan bölümü, mezkûr maç hariç, benim hayal ürünüm. Olayın 2 Temmuz’dan sonrasını biliyorum ve unutmadım.

 

Turnuva boyunca futbolun sadece hayatın renklerinden biri olarak algılanmasını dilerim. Maçlar bitecek lakin hayat sürüp gidecektir.

           

www.hakimiyet.com