Yazdır

Çocuklarımız Nereye?

Çocuklara söz verdiğim için birlikte Pazar yeri olarak kullanılan boşlukta kaldırıma oturdum. Çocukların en güvenli bisiklet sürebilecekleri bu alanda otururken elimdeki gazeteyi de okuyorum. Çocuklarım da bisiklet sürmenin güzelliğini yaşıyorlar.

Zaman zaman göz ucuyla onları takip ediyorum. Onlar hayatlarından memnun. Ben zaman geçmesi için onların memnuniyetinin sürmesini amacıyla bekliyorum.

Çocuk bahçesi gibi, panayır alanı gibi, fuar sahası gibi cıvıl cıvıl çocuk sesleri yükseliyor Pazar yerinin her yanından.

Derken bir patırtı kütürtü, koşturmaca, kovalamaca başladı. Dönüp bakıyorum. Bir gurup çocuk, diğer gurubu kovalıyor. Aman Allah’ım ağzından çıkanları duyunca yüzüm kızarıyor, utanıyorum, kızıyorum ailelerine. Bu çocuklar böyle devam ederse sonu ne olur diye düşünüyorum. Güçlü olan bir çocuk daha cılız olanını iteleyip yere düşürdü. Yuvasında düşmüş çaresiz bir kuş gibi, başına üşüşenlerin yapacaklarını düşünürken, bağırdım avazım çıktığı kadar. Bu sesle irkilen çocuklar duraksadığı bir anda karşıdan bir genç koştu. Çocukların hepsi çil yavrusu gibi dağılıp yok oldu.

İçlerinden birinin yönettiği belli oluyordu. Tıknaz etine dolgun ve pervasız konuşması kulaklara çalınırken yürüyüşüyle ben farklıyım der gibiydi. Kolları yana açarak havalı bir yürüyüşü vardı ki sormayın.

Tekrar gazeteme dalmışken bir kovalamaca daha başladı. Yine aynı çocuk liderliğinde elerlindeki taşlarla saldırıyorlardı. Sanki düşman kamplarındaki savaşçılar gibiydi davranışları.

Karşı taraf kaçınca, kovalayan gurup tekrar geri döndüler. Tam bu sırada hepsini yanıma çağırdım. Bir kaçı hariç yanıma geldiler. Onlara yaptıklarının yanlış olduğunu, anlayacakları dilden anlatım. Güzelce dinlediler. Bahanelerini söylediler, sebepler sıraladılar, kendilerini haklı çıkarmak için uyduruk düşüncelerini anlattılar. Ben de dinledim sabırla. Sonun da yaptıklarının yanlış olduğunu kabullendiler. Kavga etmenin yanlışlığında anlaştık.

Tam ayrılırken içlerinden biri “Amca!” dedi.

Sarı tenli, sarı saçlı, beş yaşlarında bir çocuktu. Bana doğru birkaç adım attı.

“Ben onları yakalasaydım; gösterirdim” dedi kendini beğenmiş bir tavırla.

Şaşırdım. Gözlerimin içi gülerek “Ne yapardın?” diye sordum.

Pervasız bir tarzda “İşini bitirirdim.” dedi bitirim ayaklarıyla.

Ne diyeceğimi bilemedim. Yutkundum. Dilim tutuldu. Beş yaşındaki çocuğun kurduğu cümleler karşısında bu dünyada yaşamadığımı sandım.

Sanki az önce konuşan, kavganın yanlış olduğunu, yapılmaması gerektiğini anlatan ben değilmişim, ya da hiçbir şey anlatmamışım veya çocuk beni hiç dinlememiş gibi.

Evet, konuşma dilimiz de değişti. Nereye gidiyoruz, gibi klasik bir sorunun gereksizliğini de biliyorum, ama sormadan da edemiyorum.

Büyükler, babalar, amcalar, dayılar, ağabeyler; her kimseniz, konuşmalarınıza, davranışlarınıza, izlediğiniz dizilere dikkat, dikkat, dikkat…

Bu çocuklar bizim, geleceğimiz, her şeyimiz.

Değerlerimize bağlı, anlayışlı, saygılı, edepli, terbiyeli olmaları, gelecekte kendimize davranışları nasıl olmasını istiyorsak o şekilde davranmak ve eğitmek gerekmez mi?

Okulların tatile girdiği bu günlerde, sokaklara daha dikkat ederek, onlara olan ilgimizi artırmak ve manevi duygularını güçlendirecek bilgiyle donatmak hepimizin görevidir, unutmayalım.

www.hakimiyet.com