Yazdır

Hakk Ve Meşveret

Mümin kimse hakka taraftardır. Ya hak üzeredir, yahut (kendi aleyhine de olsa) hakkı teslim eder.

Hakkın onlarca manası vardır. Biz bu anlamlardan üçünü seçtik. Bu manada "hakk" tevhid, adalet ve ilimdir. Bunların zıddı, delalet, zulüm ve cehalet olur. Allah, Kur’ân’da bildirdiğine göre, kainatı ve dünyayı hak (ve denge) üzere yarattı. Yani bunun temeli tevhid, adalet ve ilimdir. Hakkın çoğulu “hukuk”tur. Haktan sapanlar, yeri ve göğü fesada verirler. Kur'an'ı bilmedikleri gibi tabiatı da anlamazlar. Mesela insan eli değmemiş arazi parçalarında fıtri bir adalet (ekolojik bir denge) vardır. HAKsız İnsanlar bu dengeyi bozarlar. Bilmezler ki, yeryüzünde saadet, ancak fıtrata tabi olmakla ve çoğunluğun hakka taraftar olmasına bağlıdır. Yani, çoğunluğun iman, ilim ve adaletle eğitilmesine bağlıdır.

Allah Hakkın ta kendisidir. Ancak bunun izahı konumuzu aşar. Zât-ı akdes'in mahiyetini bilemeyiz. Fakat, yeryüzünde Hakk'ın tecellileri ve esmasının cilvelerine mazhar olan ve ebede bakan beşeriyet vardır. Ancak bir dereceye kadar, eserden müessire, mahlûkâttan Halik'a ve sanattan yüce sanatkara yol bulabiliriz. Bu da tevhid inancı, adalet tutkusu ve ilim aşkı ile mümkün olabilir.

Kur'an Hak'dır ve Hakkın kelâmıdır. O'nun hakikatini da Allah ve Rasülü bilir. Ancak, bir dereceye kadar, hadis ve sünnet ışığı altında müslüman alimler de fehmeder (anlar ve anlatır).

Tabiat bir hakktır. Ona, Kur'an dürbünü ile bakan fen alimleri, tabiatı inceler ve manasını tefsir eder. (yorumlar). Çünkü Kur'an'ı söyleyen Zât ile, tabiatı yaratan aynı Rabb'dır. Tabiat bir eser ve sebebtir. Müessir ve müsebbib değildir. Kur'an durulmuş bir kâinât ve kâinât da açılmış bir kitab gibidir. Yazanı ve yaratanı aynıdır. Bütün eşya Haktan yana ve hakkı ilan ediyor. Bir gözü yaratan ile bütün gözleri yaratan aynı zattır...

Müslüman Hakperesttir. Kimin eliyle, nerede ve nasıl olursa olsun Hakk'a taraftar olur. O'na göre cehâlet ve hased, Hak düşmanıdır. İlim öğrenmekten maksat da bilginin rehberliği ve mürşitliği altında hak yolda yürümektir. Hakk'ın. yolu ilimden geçer. Hakka düşman olan peşin olarak cahil kalmağa mahkumdur. Çünkü Hakk; akıl, ilim, iman ve adalet erkanı üzere bina edilir. Bunlardan biri eksik olursa Hak tecelli etmez. Akıl ilme, ilim imana ve iman da adalete sebeb olmuştur. bunlar da Hakka sebeb olur.

Meşveret ve Şûrâ'ya gelince : Allah Rasülü, İnsanların hepsinden daha akıllıdır. Fakat onun asıl aklı Kur'an idi. Yani Hakkın kelâmı... O, Hakk olan zat, Kur'an'a danışarak "ehakka" ulaştı. O'na özenen her mü'min, kendisinde {en azından), akıl, ilim ve takva sıfatı bulunan kimselere dost olmalıdır. Her mü'min sırasıyla kendisinden daha akıllı, daha alim ve muttaki kimselere gönül vermeli; dostum, üstadım, şeyhim, rehberim veya mürşidim denilecek kimseler de en az bu üç fazileti haiz olmalıdır. Yoksa, Hakkı ararken batıla yem otur. Hak adına bid'atlara sapmamak ve bilmeyerek batıla hizmetçi olmamak için, Hak yolun yolcuları, Kur'ân'ın emrettiği gibi istişare eder, meşveret ve şûrâ ile hizmet eder. Ancak, istişarenin temeli olan müsteşar bir kimsede aranan şartlar ve sıfatlar kendisinde bulunmayan gafillerle istişare edilmez ve onlarla yola çıkılmaz.

Şurası unutulmamalıdır ki, bütün hakimler birer müsteşardır. Çünkü, kendilerine arz edilen bir dâvâyı, akıl, hukuk bilgisi ve kânunlara göre yorumlayıp hükme bağlarlar. Hevâlarına göre değil, hak ve hakikate göre hükmederler. İstişare ile karar almayı, müşâvere ederek hüküm vermeyi, Allah Kur’ân’da (Âli-İmran, 159) emretmektedir. Yukarda arz ettiğimiz gibi aklen, ilmen ve dinen reşid olan şûrâ üyesi müsteşarın (kendisi ile istişare edilen mü'min kimsenin) sıfatları şunlardır:

1 - Müsteşar emindir. Sır saklar. Her bakımdan kendisine güvenilir. Laf taşımaz, onun gönlü sırların mezarıdır. Ölülerin girip çıkmadığı gibi, onun gönlü da sırların kabri gibidir. Yâni o, emanet ehlidir.

2- Müsteşar akıllıdır. Aklı vasatın üstünde olmalıdır, ahmaklarla ve vasat insanlarla şûrâ olmaz. Müsteşar ileri görüşlü, fetanet ve firaset erbabından olmalıdır.

3- Müsteşar bilgilidir. Danışılacak konuya hakim olmalıdır. Kendisine sorulan mesele hakkında bilgi ve görgü sahibi olmalı, ruhsatlı bir âlim olmalıdır. Bilgisiz cahillerle istişare etmek tehlikelidir.

4- Müsteşar muttakidir. Dindar ve sünnete uygun bir ibadet hayatı olmalıdır. Müsteşar sâlih, ihlaslı ve Hakkın rızasını gözeten, samimi ve ciddî bir kimse olmalıdır. Ciddiyetsiz, eğlenceyi seven fâsık kimselerle ve günah işleyenlerle istişare edilmez.

5- Müsteşar adildir. Hak ve hukuku gözetir. Menfaat beklemeden doğru bildiğini tavsiye eder. Zalimlerle istişare edilmez, zulme sebeb olur. (Bir ideolojinin esiri olmuş, hak düşmanı öyle yargıçlar vardır ki, bunların kararları âdil olmadığı gibi, kendilerinin dahi hakim olmaya hakları yoktur.)

6- Müsteşar cömerttir. (Fakat müsrif değildir) Cimrilerle istişare edilmez çünkü cimriler haktan uzaktır, tamâ ettikleri için doğru yolu gösteremezler.

7- Müsteşar cesurdur. Korkaklarla şura yapılmaz. Çünkü hak ve adaleti söylemekten çekinen korkaklar istişareyi akim bırakır. (Yukardaki şartları taşıyan cesur kadınlarla da istişare edilebilir.)

Zakiriz Tevhidi hattâ hakka hizmet sayimiz.

Hakkı tebliğ. Hakkı teslim. Hakk'a ermek gayemiz.

www.hakimiyet.com