Rum Suresi 24’ncü ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Yine O’nun delilerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösterip, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için (alınacak) dersler vardır.
Rum Suresi ayet 27’de ise şöyle ifade buyrulur:
“İlkin mahlûkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O’dur ki bu, O’nun içinde pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O’nundur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
Rum Suresi 50’nci ayet; 24 ve 27’nci ayetlerin devamı mahiyetinde olup gözler önüne bir takım gerçekleri sermektedir:
“Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir”
Bu üç ayeti kerime; bir takım insanüstü olayların vukuu konusuna dikkatleri çekmektedir. Verilen bir takım misallerle ölülerinde zamanı gelince mutlak surette diriltileceğini, bu işin Allah için hiçte zor olmadığını, bu ve benzeri pek çok ayet en bariz şekilde haber vermektedir. Her şeye gücü yeten (ol) emri ile çabucak oluveren kudretinin sınırı olmayan Cenab-ı Allah, yegâne güç ve hikmet sahibidir.
“Aynı surenin 52’nci ayeti celilesinde Cenabı Hakk; başka bir konuyu ele alarak sevgili habibine hitaben şöyle buyurur:
“(Resulüm) Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin!”
Cenab-ı Allah tarafından kulakları mühürlenen müşriklere hakikatleri anlatmanın zorluğu anlatılan bu ayette; sağırlara da ilahi daveti duyurmanın imkânsız oluşu ifade edilmektedir. Resulüm diye başlayan ayet Peygamber Efendimizi aynı zamanda teselli etmektedir. Kalpleri ölmüş, hakka kulaklarını tıkamış insanlara nasihatlerin ve çeşitli davetiyelerin fayda vermeyeceği de bu ayette açıklanmaktadır.
Lokman Suresi ayet 34’de ise şöyle buyrulmakta:
“Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne zaman kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”
Bu ayeti kerime; kıyamet saatinin, yağmurunu yağdıranın, kadınların rahimlerinde bulunanların, yarın ne iş yapılacağının ve ne kazanılacağının, nerede ölüneceğinin bilgisi ancak Allah katındadır. Bu ve benzeri kayıpları Allah’tan başka kimsenin bilmesi mümkün değildir. Sahih bir hadis-i şerifte Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Gaybın anahtarları beştir. Bunları Allah’tan başkası bilemez.” Peygamber Efendimiz böyle buyurduktan sonra yukarıdaki ayeti okumuştur. Ayette geçen beş gaybı tekrar sayalım:
1-Kıyamet vaktinin bilinmeyişi,
2-Yağmuru yağdıranın Allah olduğu, bunun da kesin olarak bilinmeyişi,
3-Kadınların rahminde bulunanı Allah’tan başka kimsenin bilemeyişi,
4-Nerede, ne zaman ve nasıl ölüneceğinin bilinmeyişi,
5-Kimse yarın ne kazanıp, ne kaybedeceğini bilememesi. İşte bu beş şey gayıp olup, bunları Allah’tan başka kimse bilemez. Bunlar üzerinde bilgiçlik taslayanlara ben bilirim diyenlere inanmak doğru değildir.
Secde Suresi 11’nci ayet meali de şöyledir:
“De ki: size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
Cenab-ı Hakk’ın bu meydan okuyuşuna kim karşı gelebilir? Ölüm meleği Azrail (AS) ruhunu gabzetmeye geldi zaman buna kim mani olabilir, yahutta ölüm saatini kim tehir ettirebilir? Nice mütekebbirler, nice dünyada daha fazla yaşama arzusu olan kafirler, müşrikler ile tanrılık davası güden Firavunlar, Şeddatlar; mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’ın fermanı karşısında bir şey yapabildiler mi? Hayır, yine, hayır milyonlarca kere yine hayır! (devam edecek)
www.hakimiyet.com