AK Parti’nin kapatılması istemiyle açılan dava, Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü konusunda verdiği kararın gölgesinde kaldı.
Halkın büyük çoğunluğuna göre bu karar kapatma davasının seyrine de ışık tutuyor. Başörtüsünü yasaklayan karar ve AK Parti’nin kapatılması davasından ziyade, malum medyanın tavrı dikkat çekici. Cahiliye döneminde, annelerinin pişirdiği helvayı put yapıp, acıkınca yiyen çocukların görüntüsünü izlemekten bıktık televizyon kanallarında. Üstelik bu helvanın; suyu, şekeri ve unu Müslümanlar oluyor.
Başörtüsü konusunda yaşadığı sorunları anlatması için geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalına konuk(!) edilen ve ağzından zorla alınan kelimelerle farklı mecralara çekilen kızcağız da ‘medya helvası’ oldu. Hatta öyle bir damga yedi ki; televizyon kanallarına çıkan tüm başörtülü kızların, halkı ‘provoke’ amacı taşıdıkları gibi bir rüzgar estirmeye yetti… Üniversiteyi başı açık şekilde tamamladıktan sonra örtünen bir bayanın bile bilinçaltına böylesi bir yafta yerleştirilebilmiş olması işin vahametini anlatmak için yeterli.
Lafı döndürülüp dolaştırılıp “Atatürk’ü seviyor musun?”a getiren, aldığı cevapla da mal bulmuş mağribinin mutluluğuna eren, dahası, devletin ilgili birimlerini yanıltma çabasında gösterdiği başarının sarhoşluğunu yaşayan yapımcının atması gereken son bir adım kalıyor: Aktara uğramak…
Hani deriz ya hep ‘Türkçe lastik gibidir’ diye… Oysa dilimiz değil lastik gibi olan… Çok bilmek, çok iyi anlatmak bir işe yaramıyor… “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anladığı kadardır" diyen Mevlana’nın bu sözü, “Ne kadar güzel anlatırsan anlat, anlattığın, muhatabının anlamak istediği” oluyor. ‘Onu kastetmedim’ demeniz de ‘U’ dönüşü gibi duruyor karşınızdakinin gözünde. Sanırım, helva olmamak için, put olmamak gerekiyor.
***
Bir vatandaş geldi önceki gün. AK Parti’nin kapatılması/davası, Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü konusunda verdiği karar hiç mi hiç ilgilendirmiyor adamcağızı. Oğlunun düğün masraflarını karşılamak için böbreğini satmak istiyormuş. “Bir haber yapsanız olmaz mı?” diye tutturunca, bunun yasal olmadığını ifade etmeye çalıştım dilim döndüğünce. “Bir buzdolabı, çamaşır makinası, televizyon için değer mi? Oğlun çalışsın evlensin!” deyince, yüzünde garip bir gülümsemeyle, “Kolay mı tefe koyarlar adamı” deyip çıkıp gitti.
Bu bir baba. Yaptığının iyi ya da kötü olduğu ayrı bir mevzu, ama buna neden yöneldiği önemli! Çocuğunu mutlu etme çabası veyahut oğlunu evlendirememenin ezikliği… ne derseniz deyin… Bu bir gencin babası, bir de kanun çıkaran, kararlar alan, eğitim için okullar yaptıran, hülasa herkesin mutlu olması için çalışan Devlet Baba var… Kiminin şefkat kolunu koparma gafletine düştüğü, kiminin kalbine göz diktiği, kiminin bunamasını beklediği bir baba… Enkaz altında kalmak bir kazanç olamaz, fazla çekiştirmeyin bence…
www.hakimiyet.com