Sokak ışıklarının, karanlık odanın duvarındaki izleri; yatağına giren genci daha uykuya dalmadan derin rüyalara daldırdı.
Fakat yol kenarında olan evinin azizliğine uğrayıp her araba geçişinde irkildi; hem arabalardan hem de arabaların evin tavanında oluşturduğu ışık hızmalarından. Duvar ve tavanda oynaşan ışık ile karanlıktan hangisine yoğunlaşması, hangisini takip etmesi gerektiğine karar veremedi. Gerçi hangisine yoğunlaşırsa yoğunlaşsın her araba geçişinde tekrarlanan fakat ışığın gücüne göre değişen; ümit, korku, aşk, ölüm ve sonsuzluk gibi çağrışımlar yapan şekiller onda daha çok ürperti uyandırdı. Gözlerini kapamayı denedi ama bu sefer hepten karanlık ve karanlıkta uçuşan karanlıklardan korktu.
Gece ve siyahın neden bu kadar ürpertici olduğunu düşündü. Günün tamamı gündüz ve güneşli olsa ne kadar güzel olur diye düşündü. Sanki günlerin tamamı güneşli olsa; hiç kötülük olmayacak, insanlar hiçbir şeyden korkmayacak, düşmanlar ve teröristler yok olacak, depremler ve doğal afetler canları yakmayacak diye düşündü. Hatta fakirlik ve cahillik bile yok olur gibi geldi aklına. Ama bunların yarısını uyumadan hayaletti yarısına da rüyasında devam etti.
* * *
Uyandı bir vakit sonra. Uyumaya çalıştı; ağrımayan tarafında, yastığın sıcak kalan yanında…
Telefon ekranının ışığını fark etti bu arada. Ama eline alana kadar kapandı ışık. Telefonun sesine mi yoksa susuzluktan yanıp dağlardan; tepelerden, şelalelerden içtiği sulardan sıkılıp mı uyandığına karar vermekte güçlük çekti. Göz kapaklarını aralamakta sanki zorlanıyormuşçasına tembel tembel açtı. Telefonun ekranına bakıp hiç beklemeden geri arama tuşuna bastı. Çünkü içinden geçeni görmüş ve de görmesi gerekeni içinden geçirmişti. Telefonu açan, hüzünlü ve bir mumun sıcaklığında ısıttığı sesi ile:
— Seni çok özledim. Sensizliğe dayanamıyorum artık dedi ve ekledi,
— Keşke aynı şehirde olsaydık…
* * *
Genç adamla telefondaki ses hasret dolu; sevgi dolu konuştu, bir süre. Sonra genç adam soğuktan gizlediği kafasını yorganın altından çıkarttı ve yatağından kalkıp pencereye doğru ilerledi. Bir taraftan sevdiğini dinleyip diğer taraftan da perdesiz penceresinden şehrin ışıklarını ve sokaklarının ıssızlığını izledi. Sonra gökyüzüne baktı; hava açıktı. Gök kubbenin karanlığını delen yıldızları; karanlığa inat bütün gücüyle parlayan yıldızları izledi.
— Aşkım kalkıp gökyüzüne bakar mısın, dedi sevdiğine; “bak” dedi:
— Bak doğu yönünde yan yana iki yıldız parlıyor; diğerlerinden daha irice, daha parlak.
— Evet, dedi telefondaki ses. Genç adam devam etti:
— Düşün ki şimdi yan yana, açık havada oturuyoruz ve gökyüzünü izliyoruz; tıpkı bizim gibi yan yana olan yıldızları…
Bir süre öylece yıldızlara baktı ikisi de. Zaman ve mekândan soyutlanıp yüzlerce kilometreyi yok ettiler, ikisi de birbirinin sıcaklığını ve kokusunu hissetti; yan yanaymış gibi.
Sessizliği genç adam bozdu:
— Bak gördün mü aşkım? Farklı şehirlerde olsak bile birlikte yapabileceğimiz, birlikte bakabileceğimiz şeyler var. Genç kız devam etti:
— Haklısın aşkım, yan yana olsak bundan daha güzel olmazdı.
www.hakimiyet.com