Milletlerin karakterinin oluşması asırlar sürer. Bu oluşumda gerek dini ve gerekse din dışı hikayelerin önemli bir etkisi vardır.
Bu haftaki yazımda Arkadaşım Mustafa Dündar’ın anlattığı ilginç bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hikaye zannımca İslam öncesi devirlere ait. Hikaye, belgeler arasında illiyet kurarak, insanın Allah tarafından kendisine verilen zeka (akıl) sayesinde neleri bilebileceğini çok güzel anlatıyor.
BİR BABANIN AKILLI DÖRT OĞLU VARDI
Zengin ve hikmet sahibi bir babanın yine aynı özelliklere sahip dört oğlu vardı. Sözü geçen baba ölümünün yaklaştığını hissedince oğullarını çağırdı ve onlara şöyle bir vasiyette bulundu; “Ey benim akıllı ve hikmet sahibi oğullarım! Her canlı gibi bende öleceğim. Hislerime göre bu hadise de yaklaştı. Olmaz ama ben yinede ölümümden sonra aranızda bir niza çımamamsı için tedbir olarak mallarım husuunda size vasiyetimi bld,rmek istiyorum. Tarlalar en büyük ağabeyinizin. Meyve bahçeleri onun küçüğünün. Hayvanlar üçüncü köşk ise en küçüünüzüzün. Bunların değeri aşağı yukarı birbirbirine müsavidir. Fakat her ihtimale karşı aranızda bir problem çıkarsa falan belde de benim hakim( hikmet sahibi) bir arkadaşım var, ona gidin sizin aranızı bulur…” der. Ve bu vasiyetten sonra çok yaşamaz ölür. Çocuklar vasiyet üzere malları ararında bölüşürler. Fakat birkaç gün sonra Tarlaları alan kardeş tarlada babasına ait bir çömlek bulur ki içi altın dolu. “Bu altınların sadece kendisine mi ait olduğu yoksa kardeşlerinin de bu altınlarda hissesi var mı” konusu çözümsüz kalınca yine babalarının tavsiyesi üzerine Babalarının hakim arkadaşına gitmeye karar verirler ve hemen yola çıkarlar.
BENİM DEVEYİ GÖRDÜNÜZ MÜ?
Bir süre yolculuk yapan kardeşlerin karşısına devesini kaybeden bir adam çıkar. Devesini kaybeden adam kardeşlere sorar ;” Gençler ben deve mi kaybettim acaba siz onu gördünüz mü?” Birinci kardeş; “deven sarı renklimiydi? “ der. Adam; evet. İkinci kardeş ; “Sol ayağından biri topal mıydı?” Adam, “evet evet”. Der. Üçüncü delikanlı Sol gözü kör müydü? “ Adam; “tamam işte o benim devem” der. Dördüncü kardeş ise; “ Devende Bal mı yüklüydü? Diye sorunca adam ; ” Tam bildin onun yükü baldı” der. Bunun üzerine dört kardeş hayır görmedik derler. Adam nasıl olur tüm özelliklerini bildiniz rengini topallığını körlüğünü hatta yükünü aynen söylediniz şimdi de görmedik diyorsunuz. BU nasıl olur o zaman siz onu ve yükünü sattınız sizi hakime şikayet edeceğim der. Onlarda tamam gel zaten bizde hakime gidiyoruz sende katıl bize derler ve beşi hakime varırlar. Gençler hakime kendilerini tanıtmadan kendi meselelerini arz etmeden ( torpil yapmasın diye) önce ondan deveciyi dinlemesini isterler. Devci durumu anlatır ve onlardan şikayetçi olur. Bunu üzerine o hakim zat ; “deveci doğru söylüyor tüm özelliklerini bildiğiniz deveyi nasıl görmedik diyorsunuz. Bunu izah etmeniz gerekecek” deyince, onlar sırası ile durumlarını açıklarlar. Birincisi derki devenin izlerinden yolumuzdan bir devenin geçtiği belliydi. Çalılara onun tüyleri takılmıştı ve onlarda sarıydı der. İkincisi Devenin sol tarafındaki izlerin sağa göre çok derin izler bıraktığını bundan onun sol ayağından birinin topal olduğu sonucunu çıkardığını, üçüncü ise yolda devenin boyundaki güzel otlardan yolun solundakilerin hiç yenmediğini halbuki sağ taraftakilerin hep yendiğini gördüğünü; Dördüncü kardeş ise Devenin dinlendiği yerlerde sineklerin ve arıların çokça biriktiğini, bununda yükün bal olduğuna delalet ettiği sonucuna vardığını söylerler. Ve de deveyi gerçekten görmediklerini hakime bildirirler. Bu delillerden ikna olan adam deveciyi gönderir. Çocuklar derki; “Efendim aslında bizi size babamız gönderdi. O sizin arkadaşınızmış.Biz falan köydeniz. Bizim şöyle bir meselemiz var. Babamızın ismi de falan “ deyince adam çok sevinir, babalarını tanıdığını söyler ve onları evine misafir eder. “Meselenizi sonra hallederiz. Siz önce bir dinlenin, yemek yeyin” der ve onları sofraya buyur eder.
EV SAHİBİ SOFRAYA OTURMAZ
Çok güzel bir sofra kurulu. Sofrada enfes yiyecekler vardır.Hakim si,z buyurun ben geliyorum “ der ve dışaııya yönlenir. Ama henüz o dışarı çıkmadan bu ilginç gençlerin konuşmaya başlamaları onu yavaşlatır. Birinci delikanlı derki ; “ Bu şarabın üzümü mezarlıkta yetiştirilmiş”. İkincisi; “ Etini yediğimiz bu kuzuyu bir köpek emzirmiş” Üçüncüsü ; “ Bu ekmekleri yapan kadın galiba rahatsızmış” dördüncüsü; “ Bizim ev sahibinin babası karışık yani…” deyince adam beyninden vurulmuşa dönmüş Söylenenleri tahkik etmek için dışarı fırlamış. Önce bahçıvana sormuş;” Demin misafirlere ikram ettiğin şarabın üzümünü hangi bağdan kestin.?” Efendim aşağı bağdan. Hani bir yatır var ya onun yanındaki asmadan”. Çobana varmış;” misafirlere hangi kuzuyu kestin ?” Çoban efendim hani küçükken annesi ölmüştü de onu bir köpek emzirmişti ya . İşte o kara kuzuyu”. Aşçıya varmış; “ Ekmekleri sen mi pişirdin? “ Özür dilerim efendim ben kuzuyu ancak yetiştirdim bizim hanım hasta hasta onları pişirdi”. Adam tüm söylenenlerin doğru çıktığını görünce beyninden vurulmuşa dönmüş ve dördüncü delikanlının söylediği sözün doğru çıkma ihtimali onu harap etmiş. Annesine varmış ve; “Söyle anne benim gerçek babam kim?” diye sormuş kadıncağıza. O; “Evladım o nasıl söz?” diye sorudan kaçmak istemiş. Fakat hakim öyle inandırıcı ve öyle ikna edici sözlerle ve tavırlarla yüklenmiş ki annesine “Anne ne olur bana gerçeği söyle benim babam kim ?” deyince kadıncağız gerçeği oğluna anlatmış. “Evladım baban çok zengin ve çok asil bir insandı fakat çocuğu olmuyordu. Bu duruma o kadar üzülüyordu ki bende onun bu üzüntüsüne dayanamadım… senin baban bir çoban” demiş.
Eve geri dönen hakim bütün bunları nasıl bildiklerini gençlere sormuş. Onlar sırası ile cevaplandırmışlar hakimi. Birincisi; “Efendim normal bir şarap adama neşe verir. Fakat sizin şarap bana hüzün verdi. Ondan bildim.” Demiş. İkincisi; “ Efendim kuzu etinin kebabının yağı aşağı doğru, köpek etinin kebabının yağı ise yukarı doğru akar. Buradan bildim” diye cevap vermiş. Üçüncü delikanlı; “ Efendim ekmekler düzgün pişirilmemişti onları pişiren ya beceriksizdi yada hastaydı. Siz beceriksiz birini tutamayacağınıza göre hasta olduğuna karar verdim “ demiş. Esas kendisini harap eden tahmini yapan gence dönmüş ve sen nasıl bildin o acı gerçeği diye sormuş. O da ; “ Efendim normal bir insan oturur misafirleri ile beraber yemek yer. Siz bizimle yemek yemediniz. Ben de öyle bir tahmin de bulundum. Demek ki tahminim tutmuş “ der. Evet hikayeler Kültür denizine dökülen ırmaklardır. Bu ölçüler bu günde geçerli mi bilmem.?
www.hakimiyet.com