İnsan hangi görevde, hangi makam ve mevkide olursa olsun gerçekleri dile getirmekten, doğruları, dillendirmekten ve hakikatleri ifade etmekten asla geri kalmamalıdır.
Gerçekçi olmak insanı yüceltir. Yalan-yanlış, eğri-büğrü konuşmak, böylece doğruları kamufle etmek ve hakikatleri bir takım ali cengiz oyunlarıyla değişikliğe uğratmak kişileri bulunduğu ve yaşadığı toplum içinde zelil eder, küçük düşürür.
Çoğu zaman gerçekleri söylemek acı olur. Hemen hemen hepimiz bilir ve kabul ederiz ki; başa gelen hastalıklardan şifa bulmak ve kurtulmak için doktorların vermiş olduğu ilaçlar da acıdır. İlaç acı veya iğne vücudumu acıtır diye, doktorun reçeteye yazdığı ilaçları alıp-kullanmaktan vazgeçer miyiz hiç? Ol hesap bazıları kızacak veya gücenecek, bize karşı tavır koyacak diye gerçekler acı olsa bile ifade etmekten ve olduğu gibi dile getirmekten korkmamak ve çekinmemek lazımdır.
Acı gibi görünen veya kendi açılarından öyle yorumlanan, öyle değerlendirilen gerçekler zamanla birçok insanın hatadan ve yanlıştan kurtulmasına vesile olabilmektedir.
Densizlik, hatta dinsizlik adına gerçek dışı her türlü yola başvuranların karşısında savunma yeterli değildir. Öyle kimselere hem dini ve milli, hem de siyasi ve kültürel açılardan doğruları en gerçekçi ifadelerle haykırmayı asla ihmal etmemek gerekir.
Din görevlisi kürsüde ve mimberde, siyasetçi; meclis içi ve meclis dışı toplantılarda, devletin çeşitli tepe noktalarında görev üstlenmiş bürokrat kesimde her fırsatta ve eline geçen her imkanda gerçekçi olmaya, bunun sınırlarına son derece riayet etmeye, görevi icabı-mecbur olduğunu hiçbir gerekçeyle aklından çıkarmamalıdır.
Gerçekler şahsi menfaat veya zümrevi bir çıkar için değil, başkalarını ikaz için hatalı yolda olanları yanlışlarından vazgeçirmek için ve tek olan, hak olan doğruda birleşmek için ele alınır ve dile getirilir. Gerçekçi olmakta başka bir şey düşünülemez.
Doğru diye yanlışlara, hak diye batıllara, gerçek diye de yalanlara saplanan insanlar bugün çoğunluğu elinde bulundurmaktadır. İçinde bulundukları yalanlar, yanlışlar ve batıllar bu adamlara başkaları tarafından doğru ve hak olarak lanse edilmiş, karşılarında da gerçeği en açık şekilde anlatan birileri olmayınca yalan-yanlış fikir kırıntılarına saplanıp kalmışlardır.
Atalarımız: “Yalanın harmanı olmaz!” demiş. Yalanın, yanlışın, hatanın ve gerçek dışı her şeyin harmanı olmasına olmaz amma; aklını gerçeği gibi kullanamayan, yeterli derecede inceleme ve araştırma yapmadan bozguncuların ve müfsitlerin sözlerinin ve yazılarının tesiri altında kalan, gerçeği gölgeleyenlerin, hatta üstünü tamamen kapatanların sinsi oyunlarına kanan bazı saf insanlar; hakikat ehli zevatın yardımına muhtaçtır. Böylesine durumlarda gerçeği anlayanlar ne kadar yanıltılmış olduklarını anladıkları zaman o düzenbazların, o sahtekârların ezberlerinin nasıl bozulduğu ortaya çıkmış olur.
Gerçekleri sulandırma ve bulandırma gayretleri belki geçici bir zaman taraftar bulabilir. Fakat dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkesinde, hiçbir dininde, hiçbir kültüründe ve hiçbir inanç sisteminde doğrular eğrilere sürekli olarak yenik düşmemiştir. Mühim olan, hadiselere ve çevremizde cereyan eden olaylara gerçekçi bir adese ile bakmak lazımdır.
Gerçekçi olan, toplum içinde taraftar kazanır. Yanlışları doğru diye savunmak ise yakınlarınızı bile sizden zaman içinde uzaklaştırır. Onun için her meselede, her konuda, yapılan her konuşmada, her yazıda, her yorumda, kısaca hayatımızın her safhasında gerçekçi bir yol haritası çizmenin ve gerçekleri ayniyle başkalarına da aktarmanın gayreti ve çabası içinde olmalıyız.
www.hakimiyet.com