Yazdır

Siyasette kavganın sebebi

Her ülkede demokrasi rejimi rayına oturuncaya kadar iktidar ve muhalefet yanlıları arasında sözlü ve yazılı çok yönlü kavgaların çıktığı malumdur.

Ülkelerin bazılarında demokrasi tam ve kamil manada yerleşebilmesi için ciddi ve önemli bedeller ödenmiştir.

Türkiye’de daha açık ve daha net bir şekilde 1946 yılında milletin ve memleketin gündemine getirilmiş olan demokrasi rejimi; zaman zaman ya askeri kanattan, yahutta yargı kanadından kesintiye uğratılmıştır. Halkımızın hür iradesini ve bunun en demokratik bir sonucu olarak oluşan parlamenter sistemi tam manasıyla kabul edenler ile: “Siyasette benim istediğim kadar demokrasi” görüşünü benimseyenler arasında son altmış yıldan beri bitmeyen bir münakaşa, bir cebelleşme ve bir kavga ortamı yaşanmaktadır.

Aşırı demokrasi görüşüne dair yapmacık görüntü sergileyenler siyaset sahnesindeki varlıklarını; ya kavga ile ya askeri muhtıra ve darbeler ile ya da yargı cihetinden gelen parti kapatma davaları ile sürdürme çabası içinde olurlar. Bunlar; kendilerinin de içlerinden çıkmış oldukları halkı hakir görür, onlardan mümkün mertebe uzak kalırlar.

Siyasette kavganın negatif ucunu oluşturan birey, grup, toplum veya siyasi parti, pozitif tarafı sürekli tahrik eder, onları kavgaya iter, yoktan bir takım bahaneler çıkararak taraftarları az olduğu halde gürültüleri çok fazla olur. Demokrasinin önünde onlar en büyük engeldir. Halktan kopuk ve uzak oldukları için onun her çeşit milli ve manevi değerlerine karşı uzak bir yapıyı benimserler. Bu durum, onların her hareketinden açıkça bilinir.

Zaten siyasette ve demokraside yaşanan kavganın temelinde yatan gerçekte budur. Yani halkımıza ve onun inanç temellerine karşı içlerinde bitmeyen bir kin ve garez vardır.

Halka inemeyenler, milletin yaşantısından gereği gibi haberdar olamayanlar ve onlarla barışık bir hayat süremeyenler, pembe köşklerde ve kulelerde safa içinde hayat sürenler; garibanların, eli nasırların, yeterli derecede tahsil imkanından mahrum olanların oylarına bile ambargo koyma girişiminde bulunurlar. Yani onların seçimle iş başına getirmiş olduğu Meclis’e ve içinden çıkan hükümete tahammül edemeyen siyasetin emeklileri ya kavgadan, ya da Meclis dışı bu güçlerden medet beklemeyi hiçte demokratik olmayan kötü bir alışkanlık haline getirirler.

Demokrasiye inanmış, onu benimsemiş ve özümsemiş olan, ülkelerde her çeşit siyasi münakaşalar, sertlikler ve yerine göre ufak çaplı kavgalar hep siyasetin makul sınırları içinde şekillenir. Siyasi arenada kaba kuvvete kesinlikle yer yoktur.

Fakat siyaseti, demokratik usullere göre rayına oturtamamış halkın egemenliğini benimseyememiş, iktidar olma beklentilerini bir türlü gerçekleştirememiş olan siyasiler ile siyasi partiler zaman zaman kavga zemini hazırlamayı ve bunu da hayata geçirmeyi hiçte etik olmayan bir alışkanlık haline getirmektedirler.

Esasında kavga, başarıyı yakalayamamış olan siyasetçilerden çıkmaktadır. Bir de seçmen kitlenin taktirine, siyasi kararına riayet edememekten kaynaklanır. Gürültüler, patırtılar, çekişmeler, sataşmalar, şiddet içeren münakaşalar siyasette kavganın kapısını aralamış olur. Siyasetin başarısızlıkları önce gürültü ve patırtılarla ardından da siyaset sahnesinin dışında olması gerekli güç odaklarından medet beklerler. Bu her iki beklenti siyasetinde, demokrasinin de, özgür iradenin de ve kayıtsız şartsız olan hakimiyetin de hem ruhuna, hem de manasına ters düşmektedir.

www.hakimiyet.com