Yazdır

Zaman –ı-

Zaman kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser. Gerçekten de öyle değil midir? Zamana hâkim olmayı, onu iyi kullanmayı düşünmez, bunun üzerine plan yapmazsan; seni alır götürür, artık bir daha geri getirmez. Zamanı kazanan birçok şey kazanır, zamanı yitiren her şeyi yitirir.

Her şeyi yitirmemek için zamanı kazanmak gerekir. Zamanı anlamlı yaşamak onun uzaması anlamına gelir. Tıpkı güzel işlerin, sadakanın insanın ömrünü uzattığı gibi. Yani daha anlamlı, daha olgun, daha dolgun, daha hayırlı olması gibi…

Zaten zamanı iyi değerlendiremediğimizden gerçek değerlerimizden de uzaklaşıp bambaşka adetler yaşamaktayız. Avarelik iş haline geldi denebilir. Herkes vaktin yokluğundan, zamanın yetersizliğinden yakınır durur. İşin aslı, söylendiği gibi bir gerçek ortada hiç yoktur. Sade söyleyenin de ciddiye almadığı bir bahanedir o kadar…

Zamanın değerini, yapılacak işi olan bilir. Zamanın değerini yine hayatı yaşamaya değer bulanlar ve bu kısıtlı sürenin daha verimli olması için uğraş verenler anlar. Yaşanmış bir daha geri dönmeyecektir. Onun için kazası mümkün olmayan bu anı, en verimli şekilde kullanmak ve pişman olmayacağı işleri yapmakla değerlendirmek gerekir.

En önemli hususlardan birisi de zor iştir. Peki, o zaman “zor iş” nedir? Zor iş, zamanında yapmamız gerekip de yapamadığımız kolay şeylerin birikmesiyle meydana gelir. Bizim sıkıntısını çektiğimiz de bu değil midir? Dairelerde çalışanlara bakınız. İşlerin yetiştirilemediğinden, yoğunluktan bahseder dururlar. Yapılacak işleri önlerine geldiği gibi geciktirmeden yapsalar; bir sonraki gün için ne kalır geriye? Kocaman bir cevap: hiçbir şey kalmaz. İşler zamanında yapıldıkça sıkıntı ortadan kalkar. Bahane üretmek yerine iş yapmak gerekiyor. Yolu da belli çaresi de. Konuşmak değil iş üretmek. Bu konuda örnekler vereceğim konuyu daha iyi anlamak için. İngiltere Başbakanları’ndan Churchill’ in yurt dışı seyahatlerinde, o gitmeden önce, okuyacağı kitaplar kalacağı odaya yerleştirilirdi. Ne demek istediğim herhalde çok net bir şekilde anlaşıldı. Zaman ve kitap okumak. Kitap okumanın zamanla ilgisini de konuşacağız.

Kitap okuma işi kolay bir iş değil elbette. Tam anlamıyla bir irade galibiyeti denebilir. İradenizi ortaya koymadığınız sürece zamanı kitapla bütünleştirmeniz imkânsızın da ötesindedir. Çoğu zaman duyarsınız: Kitabı elime alınca okuyamıyorum. Ne zaman elime kitap alsam; hemen uykum geliyor. Vaktim yok. Zamanım kısıtlı… Bütün bunların ötesinde kitap için, okuma-yazma için özel zamanlar ayrılması iradenin neticesidir. Bu kararlılığı ortaya koymak aslında her insanın görevi olmalı, ama söylediğimiz gibi olmuyor. Ama diye başlayarak birçok bahane üretmemiz de mümkün.

Okullarımızda vereceğimiz eğitim, bu kararlılığı pekiştirecek, iradeyi insan menfaatine kullanacak en üst seviyeyi yakalamayı hedeflemesi gerekir. Kısaca okuma yazma alışkanlığını kazandırmayı planlamalıdır. Okumaya zaman ayırmayı beceremediğimiz zaman, vaktimizi çok farklı, beklide çok anlamsız yerlerde geçirmeye başlarız. Mesela kahvehaneler bu ülkenin bir gerçeği. Resmî araştırmalarda ülkede kütüphane sayısını katlayarak artamaya devam eden kahvehaneler var. İnsanlar buralara neden gider, bunu çok merak etmişimdir. Gerçi bu kadar insan buraları dolduruyorsa, toplumsal bir gerçekliği de var demektir. Bunun temel nedenleri arasında bizim okuma yazma kültüründen çok uzaklaşmamız olarak gösterilebileceği gibi, teknolojik yenilikleri çok kolay kabullenmemiz, yani okuma devresini geçmeden teknoloji devrini yaşamamız da söylenebilir. Bütün bu olumsuzluklar içinde bile, okuma yazma adına güzellikler bulmak da mümkündür. Kahvehanelerin okuma salonuna dönüşmesi gibi. Bunun bugünkü şartlarda mümkün olup olmayacağı elbette tartışılabilir. Bu konunun tartışılması bile güzelliklerle dolu olacaktır.

www.hakimiyet.com