Olaylara bakıyorum, olanları gözlüyorum, bir süre önce yapılan; baskı, yıldırma, göz dağı, korku... meydana getirmelerin hepsinin; “Sırtta taşınan kamburun ortaya çıkmaması, hilelerin gizlenmesi, mızrağın çuvala girmesi” olarak yorumluyorum.
Gerçekten birkaç yıldır çok yoğun gündem yaşıyoruz. hele birkaç haftadır yaşananlar, bu, birkaç yıla bedeldir. Sanırım Susurluk ve faili meçhul cinayetler aydınlanacak gibi. Hani herkesin dillendirdiği ve; Faili meçhuller açıklansın” deniyordu ya. bu hususta kimse; “Ben faili meçhullerin açıklanmasını istemiyorum” demiyordu..
Bendeniz hep; “faili meçhul nasıl olur? devletimiz nasıl olur da failleri bulamaz...” diye düşünürdüm. Demek ki öyle değilmiş. İşin üstüne gidilince, failler de bulunuyormuş, üstü örtülen fiiller de aydınlanıyormuş. Son zamanlardaki olaylar bana bunları çağrıştırıyor. O bakımdan herkesin bu, faili meçhullerin ortaya çıkması konusunda; “Ne güzel oluyor, bizim de istediğimiz buydu, hukuka ve hukukçulara destek verelim” demeli değil mi? değilse; “AK Parti kapatılmazsa, Ergenekon da biter” sözünün ardındaki sözü şöyle anladım; “eğer Ergenekon devam ederse bizim de ismimiz karışacak. Daha büyüyecek. Bunu burada bitirmeliyiz. Değilse, ülkenin her yerinde; terör, anarşi, kanunsuzluk ve yolsuzluklar... devam edecek”
İstanbul’daki ABD Konsolosluğuna yapılan silahlı saldırının ardında, bir çeşit göz korkutma, yıldırma.... düşüncesi yok mu dersiniz? Saldırının binaya değil de yalnızca polislerimize yapılması sizi düşündürmüyor mu?
Ama hükümetler, öyle üç beş tane teröristte pabuç bırakmaz.bırakmıyor, bırakmamalıdır. İşin üstüne kararlılıkla gidilirse sonuç alınır.
Bu bulanık ortamda bazı siyasi gelişmelerin olması, yeni parti kuruluş çalışmaları ve özellikle de Abdüllatif Şener’in; Ak Partide üye olarak görevi devam ederken yeni bir parti kurması, AK Parti’yi ikiye ayırarak gücünü zayıflatması olarak düşünülüyor. Böyle bir düşünce; Ergenekonun yapacakları içinde yer aldığı iddia edildi. Eğer AK partinin ikiye bölünerek, gücünü kaybetmesi için bir girişim yapılırsa, bunu; halkımızın; “Temiz, dürüst, güvenilir...” olarak bildiği bir ismin altında yapılması, önce bu işe girişeni yakar. Bütün her şeye rağmen yine de parti kurmayı kafasına koymuşsa Sayın Şener, korkarım ki sonu Erkan Mumcu’ya benzeyecek.
Şunu söyleyebilir belki okurlarım; “Sen değil miydin, demokraside partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. İsteyen parti kurabilir....” diyen. Tamam dedim ve diyorum. Ama bir parti içinde parti kurucusu olarak görev yapmış, bakanlıkta bulunmuş, partinin temel direklerinden birisi olarak görülmüş bir ismin böyle bir girişimde bulunması, akıllara soru getirmez mi? kısa yoldan hatadan dönmekte yarar var. ama yine de; “Kardeşim ben yolumdan dönmem” deniyorsa, o zaman yapacak bir şey de yok zaten.
Böyle tavırları çok gördük. Yarı yolda bırakanlar, yarı yolda kalıyorlar. Ülkeyi kaosa sürükleyenler, kendileri kaosun ortasında kalıyor.
www.hakimiyet.com