Yanlış okumuyorsunuz.
Laf oturtma sanatı!..
İnanın ben böyle bir sanatın varlığından habersizdim. Ta ki çevremdeki insanları şöyle bir gözlemlemeye başlayıncaya kadar.
Şimdiye kadar bulunduğum hiçbir yerde insanların birbirlerini kırmak adına sürekli laf oturtmaya çalışmaları bu kadar dikkatimi çekmemişti.
Şöyle size tepeden bir baksınlar, sonrada kendilerini kanıtlama çabası içinde ezici üstünlük sağlamak adına konuşsunlar.
Var mı böyle bir şey.
Evet; var.
Yani laf oturtma sanatını icra etsinler.
Karşılarındaki kişiyi etkisiz hale getirsinler…
Ben adamı işte böyle yaparım pozunu versinler…
Podyumlara oynasınlar…
Bir de karşıdaki kişi karşılık vermemişse, lütfen dikkat edin verememiş değil vermemişse…
Değmeyin sanatı icra edenin keyfine.
Zavallı, nerden bilsin karşısındakinin zavallılara cevap vermeyecek kadar vakarlı, sabırlı olduğunu.
Kendi kendine düğün bayram yapıyordur; sanatımı icra ettim diye.
Bir de bu sanatı icra edenler için yer ve zaman önemsizdir.
Ulu orta her yerde olabilir.
Bu sanatın bir özelliği de ben geliyorum demesidir.
Karşıdaki kişiye sen kim oluyorsun edasında burun kıvrılır, omzuna hafiften çarpacak gibi yapılmasıyla laf oturtma sanatı geliyorum der.
Dediğim gibi yer önemsizdir, zaman önemsizdir bu icranın sahipleri için.
Lavaboda, yemekte, sokakta, iş yerinde, evde, toplantıda, okulda, parkta, bahçede, tarlada neresi olursa olsun fark etmez.
Bu sanatın sahipleri için nerede, ne zaman zavallı durumuna düştükleri önemli değildir.
Birçoğu mantara basmıştır ama farkında değildir.
Ne yazık ki, günümün yüzde 90’lık bölümünü bu sanatı icra edenler arasında geçiriyorum.
Şimdiye kadar bu sanatı icra edenlere kendilerini düşürdükleri çirkin durumu izah etme şansı bulamadım.
Niye mi?
Çünkü kendilerini ulaşılmaz zannederler. Çünkü podyumlardan gelen yuh seslerine kulaklarını tıkarlar. En önemlisi yaptıkları hatanın en çok kendileri farkındadır ama fark etmemiş rolünü oynarlar.
Artık normal insanların safına geçmek isteseler bile kabul görmeyeceklerinden öylesine korkarlar ki, bulundukları yerde kalmayı tercih ederler.
Zavallılar ordusu…
Diplomalı cahiller yığını…
Bilgiyle, kültürle insanlığı buluşturamayanlar sınıfı…
Bilgi ve kültür öylesine cazip öylesine hoş kavramlardır ki, insanları birbirinden uzaklaştırmaktan çok yaklaştırmalıdır.
Birbirinden soğutmak yerine kaynaştırmalıdır.
Demek ki, bilgi dediğimiz şey kültür dediğimiz şey insanın içine işlemediği zaman ya da sahip olan kişiler kullanmayı bilmediği zaman laf oturtma sanatı ortaya çıkıyor.
Tabi ki adına diploma denen şeyde kâğıt parçası olmaktan öteye gidemiyor.
Bazen karşınızdaki kişinin insanlığında, kültüründe, bilgisinde boğulmak istersiniz, bazen de onları görünce arkanıza bakmadan kaçmak istersiniz.
Umarım hayat insanlığında boğulmak istediğiniz kişileri karşınıza çıkarır.
Yoksa laf oturtma sanatını icra eden çok kişi canınızı sıkacaktır.
Benim bu sanatı icra edenlerle ilgili bir tespitim var.
Bence onlar için her insan bir ayna görevi yapıyor. Ve bu cahiller ordusu kendi yansımalarını görünce iyice hırçınlaşıyor.
Bunun için bırakın sanatlarını icra etsinler(!)
Elbet bir gün ayna kırılacak ve kendileriyle yüzleşecekler.
Kaybettikleri değeri kazanmak için kolları sıvarlar ama artık her şey için çok geç olabilir.
İnsanlık kişinin yüreğinde başlar ve sabır, vakar, alçak gönüllülük, hoşgörü gibi meyveleri karşısındakine cömertçe ikram eder.
Ne yazık ki, insan insanlığını yitirmeye görsün bulması çok zor oluyor.
Ya insan insanlığıyla buluşunca işte o zaman insanlığına paha biçilemiyor.
İşte o zaman insanlık sanatı bütün sanatları içinde boğuyor…
www.hakimiyet.com