Yıllardır; dindarlar ile aydınlar arasında birbirini anlayamama problemi vardır. aydınlar; “Din, ilme karşı” der.
Dindarlar; “Dinin alanı ile ilmin alanı farklıdır. Dinin, ilmin alanına girmemesi, ilme karşı olduğu anlamına gelmez...” diyerek her ikisini de gerekli yerine oturtmaya çalışırlar.
Aydınları bu duruma iten sebep; modernleşme anlayışıdır. Yine onlar; dindarların, modernleşmeye karşı oldukları, ilerlemeyi istemedikleri, yenilikten haz almadıkları....” gibi bir anlayışları söz konusudur. Hangi aydını, hangi aydınım diyeni dinlerseniz hepsinden aynı sözü işitirsiniz. Bu, Batılılaşma adı verilen bir akımın temsilcileridir. Batı ne derse doğrudur. İsterse bu, Türklüğün ve Müslümanlığın değer yargılarına ters düşsün. Yeter ki Batıdan gelsin! Bu anlayışla; “Yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” anlayışı terk edilmedi mi?
Bu tür yaklaşım, Tanzimatla birlikte içimize girmiş ve giderek yayılarak bugünlere gelmiştir. Aslında dindarlarla, aydınların anlaşamaması, birbirine karşı olmaları için bir sebep görülmemektedir. Fakat kavram kargaşası, terimleri yanlış anlama ve kendine göre yorumlama hatası yüzünden olmaktadır.
Esasında tanzimat; bize batılılaşmayı ön görüyor ama, biz istersek özümüzden taviz vermeden, değer yargılarımızı bir kenara atmadan da bu modernleşmeyi, batının iyiliklerini, teknik ve ilimde, gelişimini alabilirdik. Yani inanç değerlerimizi yozlaştırmadan, zamana ve şartlara göre muamelelerde gelişim sergileyebilirdik.
Her iki kesimde de aşırılık var, dindarlarımız; modernleşme deyince; İnanç değerlerimizden taviz vermek, ibadetleri bir kenara atmak, Allah’ı unutmak, Peygamberimizi kabul etmemek, Kur’ana saygısızlık, ezanı yok saymak.... anlaşıldığı için karşı duruyor. Yani meselenin özünde- ki bu, doğru bir yaklaşım- pozitivizm anlayışı var. pozitivizm; Allah’ın hakimiyetinin dünyada yok sayılması, modern çağda Allah’a ihtiyacın kalmaması. Her şeyin başında insanın gelmesi. Tabir yerinde ise insanın tanrılaştırılması...işte burada ipler kopuyor. Halbuki; Allah’ı hiçbir alandan çıkarmamızın mümkün olmadığını, O’nun olmadığı bir alanın olmadığı ve olamayacağını... aydınlarımız- aydın geçinenlerimiz- bir bilseler mesele çözülecek.
Bakınız olaylara, izleyin ve tahlil ediniz olanları... hepsinin altından bu anlayış çıkar. Aydınlara göre; dindarlar, okumayan, düşünmeyen, fikir üretmeyen, yeniliklere kapalı... bir kesimdir. Aydınlar, kendine göre bir din tanımı geliştirmişler. O din tanımında; aşırı serbestiyet var; içkiye karışmayan, kumara karışmayan, kadınların tesettürüne ilgisiz kalan ve hatta tesettür deyince kendine göre ayetler ihdas eden, Kur’andaki tesettür ayetini kendi çıkarı için yorumlayan, Kur’ansız, hadissiz bir İslam anlayışı. Aslında buna İslam anlayışı da denmez; Halk dini veya aydınların ihdas ettiği din desek her halde yanlış söylemiş olmayız. Dine yan baktıkça, dini bir kenara atmaya kalktıkça iki yakamız bir araya gelmez ve gelmeyecek.
www.hakimiyet.com