Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. Allah zamanlardan Cumartesi gününü Yahudiler için takdis ettiği için güzeldi. Bu günün kudsiyetine ehemmiyet vermeyen İsrail Oğullarını cezalandırmış, saygı gösterenleri de mükâfatlandırmıştı
Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. Allah zamanlardan Cumartesi gününü Yahudiler için takdis ettiği için güzeldi. Bu günün kudsiyetine ehemmiyet vermeyen İsrail Oğullarını cezalandırmış, saygı gösterenleri de mükâfatlandırmıştı.1 Allah Cumartesi yerine Pazar gününü, hıristiyanlar için takdis etti. Bunu, o günde gökten indirilen sofra 2 bereketiyle kendileri istemiş ve Allah da takdir buyurmuştu.3 Derken… Allah, arabların ‘yevmü’l-arûba’ dedikleri Cuma gününü de4 Müslümanlar için takdis, teberrük ve tekrîm etti. Ranuna Vadisinde Cuma Namazı farz kılındığı günden beri, bu mukaddes günün adı, CumâGünü olarak biiznillah kıyamete kadar devam edecektir.
Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. Allah mekanlardan bir yer olan Kâbe’yi de Âdem (as) zamanından beri takdis etmiş, kıyâmet gününe kadar da bu yer mukaddes olarak kalacaktır. Hz. Âdem (as) in tevbesinden sonra Hz. Havva Anamızla Cidde’de buluşup, Arafat’ta duâ etmesi ve yeryüzünde ilk binâ olarak Allah adına “Beytullah”ın yapılması, ardından Hz. İbrâhîm (as) tarafından yeniden inşa edilmesi ve nihayet son Peygamber Efendimiz’le (sav) şereflenmesi, Kâbe kudsiyetinin önemindendir. Ancak bazı peygamberler için, bazı zaman ve bazı mekanların geçici olarak takdis edilmeleri, iki sebebten dolayıdır. Birincisi, sonradan gelecek İslâm’ın orijinalliğine halel gelmemesi içindir. İkincisi de eski ümmetlere, hem ünsiyet ettikleri zamanı zikirle takdis etmeleri, hem de (at ve deveyle) ulaşım ve nakliyede kolaylık olsun diye, onlar içine me’nûs olan bir mekânı takdis ederek, Allah onlara lutfetmiştir. Mesela, Müslümanların ilk kıblesi ve Mîraç yolculuğunda uruç noktası, Beyti Makdis olan Mescid-i Aksâ gibi…
Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. Aslında hiçbir zaman, hiçbir zamana; hiçbir mekan da hiçbir mekana üstün ve mükerrem değildir. Yâni Kadir gecesi. Yahudilerin ‘Yomkibbur’undan (*) ve Hıristiyanların Paskalyasından farklı değildir.(**) O’nu, bütün zaman dilimlerinden üstün kılan, Allah’ın O gece Kitâbullah’ı inzâli, mukaddes emri ve zikridir. O’nun orijinal bir gün olarak saklanıp Muhammed (sav) ve ümmetine bir rahmet olmak üzere Allah tarafından hîbe olarak ikram edilmesidir.
Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. Zamanın ve mekanın kudsiyeti, bizâtihi kendiliğinden olmayıp Allah kudret ve irâdesinin tecellisiyle olur. Şöyle ki, Çarşambadan üstün olan Cumâ Günü, hem kendinden önceki takdis edilmiş günlerin kudsiyetini siliyor, hem de Allah’ın o güne mahsus emri ve zikriyle kudsiyet kazanıyor. Sözün özü, zaman ve mekanın kudsiyeti yoktur. Kudsî olan sadece ve ancak Allah ve Tekaddes (C.C.) Hazretleridir. Ve onun emrettiği kudsî emirlerdir. Bundan sonra kudsiyet, O’nun Zâtı gibi, Kelâm sıfatından neşet eden Kelâmullah, Kur’ân’dır. Sonra, Eşrefi mahlûkât ve ecmelü tahiyyât olan, yaratılmışların en ekmeli Efendimiz (sav) Hz. Muhammed’dir. Bu Zât, kendisi, ve hemcinsleri için yaratılıp ayakları altına serilen bu dünyadan üstündür. Dünyadan bir parça olarak takdis edilmiş Kâbe’yi ziyaret edip orada Allah’ı anıyor ve O’na duâ ediyor. Bütün zamanların en hayırlısı kendi yaşadığı (Asrı Saâdet) zamanı olduğu halde, Kadir Gecesi’ni de Allah’ın takdiri ve rahmeti adına takdis ve temcîd ediyor. Demek ki zamanda ve mekanda bizâtihî kudsiyet yoktur. Allah’ın emrinden dolayı onlar kudsiyet kazanıyor. Hakîkatta Kudsî olan sadece Allah’tır. Zamanlar ve mekanlar da O’nun emri ve izniyle, O’nun havl ve kuvvetiyle, O’nun tebrik ve temcidiyle mecâzen ve biiznillah kudsîyet kazanırlar.
Allah emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur. İnsanların uydurduğu mukaddes zaman ve mekanların beş paralık değeri yoktur. Peygamberlerin bile yetkili olmadığı bir yerde, birilerinin ölüm ve doğum gününün kutlaması; uyduruk anne-baba günlerinin takdis edilmesi; evlilik, âşıklık(!) günlerinin ihdas edilmesi; insanların uydurma bayramlar îcâd etmeleri, asla mukaddes olmayan yakışıksız ve yaramaz günlerdir. Hakîkî Tanrı olan Allah yanında, uydurma tanrılara tapan ve onlardan fayda ve zarar uman ahmakların eşyâyı, zamanı ve mekanı takdislerinin bir değeri yoktur. Ancak, muhdes ve uydurma güzel günlerin(!) örfe göre, mukaddes yer ve zamana alternatif görme niyeti söz konusu olmadan, insanlar arasında bir kaynaşma, barış ve sevgiye vesilesi olması halinde, bunlar mübah eğlence günleri olarak hoş görülebilir. İslâm tutucu ve statik, katı kural koyucu ve zorlaştırıcı değil, esnek, geniş ve kolaylaştırıcıdır. Ancak, bid’atlara da kapalıdır. Çünkü onun temelinde akıl, vahiy ve bilgi sentezi vardır. O’nun binası iman, adalet ve hikmetle yükselmiştir. Bu aylarda fâsıkların fıskı, kâfirlerin küfrü ve münafıkların nifâkı arttığı gibi, müminlerin de gündüz oruçları, gece de ibadetleri artar. Gecenin feyiz ve bereketi, zikir ve duâların manevî lezzetleri, Kurân okumanın coşkusu imanlı kalblere Allah’ın bir lütfu olarak dolar-taşar. Biz, sefihlerin oyun ve eğlencelinden zevk alamadığımız gibi, onlar da bize ihsan edilen ibâdet zevkini ve zikir lezzetini bilemezler. Onlarınki bize, bizimkiler de onlara ağır ve ters gelir.
Bazı mevsimler ve bazı topraklarda, diğer bazı emsal yerlere göre bazen bir bolluk ve bereket fışkırması yaşanır. Kimi zaman o topraklara mevsimi denk gelince ekilen her şey, hemen çimlenir, hemen yetişir ve elinize gelir. Bir de bakarsınız ki, bir ektiğiniz yerden bazen on, yüz ve bin kat mahsul alırsınız. Halbuki zamansız ve mevsimsiz ektiğiniz, kıraç ve verimsiz topraktan bire on bile alamazsınız. Sermaye de gider. Allah, üç aylar mevsiminde, maneviyat toprağında yapılacak ekim-dikimi, şartlara bağlı rahmet meyvelerini vaat etmiş. İbadet ziraatıyla, zikir çapasıyla, ihlas suyu ve sadaka gübresiyle öyle bir rahmet meyveleri ihsan ediyor ki, onun bereketi yerlere ve göklere ağıyor. Bu bereketli zaman dilimlerinde, diğer günlerde olduğu gibi, kalbimiz biraz daha farklı bir heyecan ve coşkuyla bütün hacetlerin görüldüğü, bütün isteyenlerin eli boş dönmediği, herkesin O’na muhtaç olduğu, O’nun hiç kimseye muhtaç olmadığı, O kudreti ve rahmeti sonsuzun tek makamına gözler ve gönüller yönelecek. Yalnız ona tapılacak. Sadece ondan yardım istenecek. Dertliler derman için, O’ndan şifâ isteyecek ve en gizli sırlarını ve dileklerini ona arz edecekler.
Allah, samimiyet ve ihlâsla kendisine tövbe ile dönenlerin kalbindeki kötülükleri temizlediği gibi, o kalbin içini iman ve rahmet nûruyla doldurur. Allah'ın hadsiz rahmeti, gazabını geçmiş ve biz, O’na nerede, ne zaman, nasıl yönelmiş olursak olalım; Allah ‘onca fırsatları niye kaçırdın? Artık bana gelemezsin’ demiyor; bizi rahmetiyle, merhametiyle, affıyla, mağfîretiyle, şefkatiyle kucaklıyor. Yeter ki biz O'na doğru yürüyelim, O bize doğru koşarak geliyor. Yani ezelî ve ebedi sonsuz kudret ve imkânlarını, keremiyle önümüze saçıyor. İmdâdımıza cevab veriyor. Yani bu üç aylar zemininde kurulan “âhireti kazanma pazarın”da bütün insanlara, kurallara uyma şartıyla, bir sermayeye bedel, binler kâr vaad ediyor. Rahmet kucağını açmış kullarını bekliyor.
Allah hayrı da şerri de bizim iyiliğimiz için yaratıyor. Hayırlara karşı şükredersek; cennet için geçerli olan sevap hazinesi bize ihsan edilecektir. Şerlere ve musîbetlere karşı sabredersek, bu bizi cehenneme karşı koruyacak kalkan ve korunak olacaktır. Nefsimizin hoşuna gitmeyen, sevmediğimiz şeylerde bizim için hayır olabileceği, nefsimizin hoşuna giden, sevdiğimiz şeylerde de bizim için şer olabileceği bize hatırlatılıyor.5 Birkaç örnekle bunu şöyle açıklayabiliriz. Tembellik, istirahat ve keyf çatma gibi görünse de, bu kötü bir haslettir. Bütün yoruculuğuna rağmen çalışkanlığın bir fazilet olduğu tartışılmaz. Zekat ve sadaka malı tüketir ve azaltır gibi görünse de, kuyudan çekilen su, onu tazelendirdiği ve bollaştırdığı gibi, kişinin malı, eskisinden daha bereketli olarak artar. Budanan ve aşı için kesilen ağaçların da ne kadar gürbüz ve tatlı meyveler vereceği tartışılmaz. Adalet bekçilerinin, savaş için yaptığı hazırlık, masraf ve talim ile barış korunur.
Bu üç aylarda ve üç ayların içinde bulunan mübarek gün ve gecelerde rahmet-i Rahmân'ı elde etmek için çaba göstermeyen eblehlere yazıklar olsun. Bu gün ve gecelerde, manevî yükseliş ve günahlardan arınmamız için, tövbe ve istiğfar etmek; Allah katında makbul bir kul olmamız için, O’na çokca duâ edip O’nu mübârek isimleriyle anmalıyız. Başka zamanda bire on sevap getiren ibâdetler, bu aylarda, bu gün ve gecelerde bire yüz, bire yedi yüz, bire bin, bire on bin, bire yirmi bin, (kadir gecesinde) bire otuz bin manevî kazanca vesile olabilmektedir. Dualar bu aylarda daha çok makbuldür.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam buyurmuşlar ki:
"Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. 6
“… Receb denen bu aya, Şaban ve Ramazan hürmetine büyük bir hayır ve hürmet lütfedilmiştir.7
"Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâ geri çevrilmez. Bunlar: 1- Receb ayının ilk cuma gecesi olan Regâib Gecesi, 2- Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat Kandili, 3- Cuma Geceleri, 4- Ramazan Bayramı geceleri, 5- Kurban Bayramı geceleri.8
"Şaban ayı, Receple Ramazan ayı arasında bulunan, insanların çoğunun değerini bilmediği bir aydır. Onda kulların amelleri Allah'a arz edilir. Ben amelimin ancak oruçlu iken Allah'a arz edilmesini isterim.9
"Şaban ayına bu ismin verilmesinin sebebi, onda bol ve bereketli hayırların bulunur ve bu ayda oruç tutan kimseler için Cennete girinceye kadar bu hayırlar dallanıp budaklanır.10 "Şaban ayının yansı geldi mi, o geceyi ibâdetle ihya edin, gündüzün de oruç tutun. Çünkü Allah Teâlâ o akşam güneş battıktan sonra dünya semâsına (rahmetiyle) tecellî eder ve der: "İstiğfar eden yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Hastalığa uğramış olan yok mu, afiyet vereyim! Keza, duâ eden yok mu, kabul edeyim!" Bu böyle sabaha kadar devam eder.11 "Ramazan ayına bu ismin verilmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.12
"Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennem ateşinden kurtuluştur.13 Kur’ân’da adı geçen tek mübârek gece, “Kadir Gecesi” Ramazan ayının en büyük kerâmetidir. Ramazan ayını ihya eden bir mümin için, Allah bu gecede, kullarına 83 yıllık ibadet sevabı ihsan edeceğini vaad etmiştir.14
Bu mübarek Üç Ayların İslâm âlemi ve bütün Müslümanlar için hayır ve bereketlere vesile olmasını Feyyâz-ı Mutlak Cenâbı Hak’tan niyaz ederim.
Dipnotlar:
1- K.K. A’râf, 163
2- K.K. Mâide, 112-115
3- Tarihi Taberi, C.2, s.112-113
4- K.K.Cuma, 9
5- K.K. Bakara, 216
6- Câmiü's-Sahîh, 3/1034
7- Câmiü's-Sahîh, 3/1075
8- Câmiü's-Sahîh, 3/953
9- Câmiü's-Sahîh, 3/1107
10- Câmiü's-Sahîh, 2/672
11- Taç, 2/168.
12- Câmiü's-Sahîh, 2/671
13- Câmiü's-Sahîh, 3/719.
14- K.K. Kadir Sûresi.
(*) İbranice ve Arabca birbiriyle akraba olan Sâmi Kavimlerin dillerindendir. Hatta İbranice, Arabca’ya nazaran daha kaba ve gelişmemiş geri bir dildir. ‘Yom Kibbur’ Arabca’da ‘Yevmü’l-Kebir’ veya ‘Yevmü’l-Ekber’ anlamına büyük gün demektir. Hz Musâ’nın (as) Mısır’dan çıkışını ve denizin yarılıp yol olmasıyla Firavun zulmünden kurtuluşun şükrü için yapılan bayram ve ibadet günü… İslam’la bu dinler ve mukaddes günler neshedilmişitir.
(**) Hıristiyanlık dini gibi, kadir gecesine benzetilen paskalya günü de İslam’la neshedilmiş olup bizce hiçbir kudsiyeti yoktur. Kur’ân, kendinden önceki bütün dinleri, kitaplarrını ve mukaddes günleri nesh edip silmiştir. Allah, emreder güzel olur, nehyeder çirkin olur.
www.hakimiyet.com