Tabii ki kültür lazım, elbette tarihten, kültürden, edebiyattan vazgeçilmez. Kültür; hiç pörsümeyen, önemini kaybetmeyen, geçmişle gelecek nesiller arasında köprü görevi gören bir mirastır.
Atalarımızın bıraktığı miraslar arasında en önemlisi ve en değerlisi olan kültür mirasına sahip çıkmak, insan olmanın, medeniyet sahibi bulunmanın göstergesidir. Konya denilince; kültür akla gelir. Konya’yı kültürden soyutlamak imkansızdır. Konya; Selçuklu’ya başkentlik yapmış, buram buram tarih kokan bir şehirdir. İnsana huzur verir. Bilhassa kütüphanelere uğrar, şehri şöyle bir boydan boya gezer, camilerini, türbelerini, park ve bahçelerini, müzelerini, eski Konya evlerini..... gezerseniz, bunu açıkça görürsünüz.
Konya’ya bu güzellik ve özellik nereden geliyor? Başta bir çok peygambere kucak açmış, bir çok velinin ikamet ettiği ve halen ziyaretçisi bitmeyen; Mevlânâ, Sadreddin-i Konevi, Âteş Bâz-ı Velî, Şems-i Tebrîzî, Şeker Furuş, Sadır Sultan, Âşık Şem’i.... ve bir çok ilim, fikir, düşünce, tasavvuf erbabının şereflendirdiği tarihi bir mekan oluşundandır.
Konya’da kültürden söz ederken, kültüre hizmet etmiş insanların unutulması mümkün değil. Kültüre hizmet edenleri sayarken de; hangi birisinden başlasam diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü; Konya’da bulunup, bu şehrin; tarih, turizm, eğitim, edebiyat, folklor, felsefe, tasavvuf, düşünce ve fikir adamları v.b... kimselerin hizmeti inkar edilemez. Kafasını yoran, fikir geliştiren, düşünce üreten, fikir bazında çalışmalar sergileyenlerin hepsi kültüre hizmet ediyor demektir.
Konya denilince; Hacı Veyiszade, Fahri Efendi Hoca, Ladikli Ahmet Ağa, Akşehirli Mustafa Efendi, Ağazade hoca, Çimili Hoca ve bir çok dini, tasavvufi büyükleri saymamak, hatırlamamak, Üçler’e adını veren Üçler isimli din büyüklerini, Asıl, Mevlana’yı göz ardı edebilir miyiz? Konya’ya dünyanın dört bucağından gelen bir çok turist ve misafir bu insanlar sebebiyle geliyor. özellikle de Mevlana için ve şehrimizi süsleyen camilerimiz, türbelerimiz sebebiyle geliyorlar.
Konya’ya gelip de; Alaaddin camiini ve Selçuklu sultanlarını, İnce Minareyi, Karatay Medresesini, Sırçalı Medreseyi, Sahip Ata külliyesini, Kara Sungur kümbetini, Şems-i Tebrizi’yi, Şerafettin Camiini, İplikçi camiini, Aziziye camiini, Sultan Selim’i, Kapı Camiini, Hoca Hasan Camiini... gezmemek, hakkında bilgi almamak, hiç olmazsa Konya’da bulunulduğu sürece bu camilerde namaz kılmamak mümkün mü?
Konya’yı merak edenler içinde en çok; Ramazandaki Konya’yı arzuluyorlar. Bilhassa; ramazanda Konya’da hayatı, ramazan hazırlığını, insanların ramazandaki iftar ziyafetlerini, hatimle kılınan teravih namazlarını, ramazan boyunca süren Kur’anı Kerim tilavetini... içlerine çeke çeke hissetmek istiyorlar.
Konya’yı tercih edenlerin arasında; burasının sakin, huzurlu ve dindar oluşu büyük yer tutar. Her ne kadar bazı insanlar Konya’yı kötü göstermeye çalışıyorlar, “Dindarlığı alet ediyorlar” diyorlarsa da, bu, çok azınlıkta kalan bir husustur. Yapılan istatistikler gösteriyor ki, Konya’yı bütün dünyaya tanıtan,; “Gez dünyayı gör Konya’yı” düşüncesine zemin hazırlayan en önemli faktör, dindar bir havaya sahip oluşudur.
www.hakimiyet.com