Geride bıraktığımız yirminci yüzyılın ikinci yarısı siyasi ve ekonomi yarışmalarının yanında, hatta onlarla at başı bir mücadele içinde olan milletlerin kültür savaşlarını da yakinen görüyor ve biliyoruz.
Bilhassa ekonomik açıdan üstün güce sahip bulunan milletler zayıf ve geride kalmış milletlere kendi kültürlerini veya kültürlerinin bir cüzünü kabul ettirebilmek için çok sinsi planlar yürürlüğe koyma mücadelesi vermektedirler.
Bunun için bir aralık, bir açık kapı, bir menfez, bir giriş yolu bulmak için her türlü gayri meşru ve gayri ahlaki yola tevessül eden güç odakları girmiş oldukları ülkelerde çok yönlü ve sinsi girişimlerle hafiften hafiften kendi kültürlerini, zamanla da dinlerini övmeye başlarlar. Zayıf karakterli insanlara çeşitli vaatlerle yaklaşan yabancı kültür ajanları çoğu zaman girdikleri kapıdan veya menfezden kolay kolay eli boş olarak dönmezler. Kültürlerinden birini kabul ettirecek adamlar bulunca önceki dar çemberi genişleterek kültürlerini daha da yaygınlaştırma imkanı bulmuş olurlar.
Hem silah zoruyla, hem ekonomik üstünlük yoluyla başlatılmış olan kültür savaşlarını emperyalist ülkeler her geçen gün dozunu biraz daha artırarak devam edip gitmektedir.
Kendi kültürlerine gereği gibi bağlı olmayan veya öz kültürleri hakkında yeterli derecede bilgiden mahrum bulunanlar emperyalist ve yayılmacı ülkeler için hazır lokma kabul edilir ve onlarda işleri, tahminlerin üstünde kolaylık gösterir.
Ülkeler arasında yapılan silahlı savaşlar alenen gelir. Karşıdaki düşman bellidir. Bunun için her ülke, her millet gücü nispetinde hazırlığını yapar ve belli olan karşısındaki düşmana karşı silahlı mücadelesini sürdürür. Fakat kültür emperyalizmi ve kültürel savaşlar öyle açıktan değil çok gizli ve sinsi şekilde ülkelere girerler.
Kültürlerini yozlaştırmak veya yabancı kültürlerin hegemonyasına girmek istemeyen devletler bu konuda çok uyanık olmalı ve giriş yollarını kontrol altında tutmalıdır.
Kontrol edilmeyen bir menfezden, bir yoldan veya kıyadalı bir kapıdan girme imkanı bulan yabancı kültür elçileri, daha doğrusu ajanları artık girmiş oldukları o ülkede at koşturmaya, fikirlerine taraftar bulmaya ve bir takım maddi imkanlarla o ülkenin saf insanlarını kandırmaya başlamış olurlar.
Bir milleti ayakta tutan manevi unsurların ve güçlerin başında yer alan kültür hafife alınacak ve sıradan bir şeymiş gibi kabul edilecek cinsten değildir.
Kültür; milletlerin var olmasıyla, hayatiyetlerini devam ettirmesiyle ve kimliklerinin ispatıyla yakından ilgilidir. Bu ilgi türlü sebeplerle dejenerasyona uğratılacak, asliyetinden uzaklaştırılacak ve yabancı kültürlerin tesirleri altına girecek olursa işte o zaman öyle toplumlarda bir manevi kargaşa ve boşluk yaşanmış olur. Onun için her türlü yabancı ve yalancı kültürlere karşı açık bir menfez bırakılmamalıdır.
Kendi öz kültürüne sahip olmak bir asalet, bir erdemlik, bir manevi haslettir. Bu üstün özelliklere sahip olmasını bilmeyen devletler, milletler ve ülkeler zaman içinde o hasletlerini, o benliklerini ve o üstün özelliklerini kaybetmekle karşı karşıya kalmış olurlar. Bu çok acı bir netice olur.
www.hakimiyet.com