Sayın Abdüllatif Şener; “Eline kağıt kalem alan herkes eleştiriyor. Ben her gittiğim yerde parti genel başkanlarından daha fazla kalabalıkla karşılanıyorum” diyerek bazı köşe yazarlarına cevap verdi.
Sivas’ın, sayın Şener’den desteklerini çektikleri iddia ediliyor. Bu konuya da kendine göre cevaplar vermiş ama zayıf cevaplar.
Abdüllatif Şener’i bu noktaya getiren sebep neydi? Gerçi açıkça belirtmiyor ama, göründüğü kadarıyla bazı eski siyasetçilerin ve ana muhalefet partisi genel başkanı sayın Baykal’ın dolduruşuna mı geldi ne? Diye de düşünmeden edemiyor insan.
Şener başarılı olabilir mi? olabilecek mi? halkın çoğunluğu; “Bu zamanda Şener’in ayrılması doğrusu pek normal değil. Sıkıntılı zamanda teşkilatı terk edeni doğru bulmuyoruz. Dost, kara günde belli olur. onun için bizler Sayın Şener’in partisine ve kendisine destek vermeyi düşünmüyoruz. Sonra, neden kendi memleketi Sivas’tan değil de Konya’dan başlattı hareketi? Bu bizim kafamızda büyük bir soru...” diyorlar.
Sayın Abdüllatif Şener’in şahsı ile, karakteri ile, ahlaki durumuyla ilgili hiçbir şüphemiz, hiçbir tereddüdümüz yok ve olamaz da. Ancak siyaset başka şey. Bir adam dürüst olabilir ama siyasetçi, lider, önder olamaz. Bunlar ayrı ayrı ele alınması gereken hususlar.
Daha önceleri de bazı sağ partiler kurarak, sağı parçalamak, parçalı tutmak isteyen birçok isim çıktı piyasaya. Hala da onların partileri tabela partisi olarak varlığını sürdürüyor. Fakat hiçbir varlık, hiçbir aksiyon göstermiyorlar. Demek ki; “Küçük olsun benim olsun, sağın oyları bölünsün, tek başına iktidara gelemesin veya çok güçlü bir şekilde iktidarda söz sahibi olamasın....” düşüncesi hakim.
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” der atalarımız. Güçlü olmak, seslerin daha gür çıkması için tek yumruk, tek bilek ve tek yürek halinde hareket edilmelidir. Parçalanma, bölünme, teşkilattan ayrılma- ihanet edilmediği, aldatılmadığı, sürece- özellikle de sıkıntılı bir devrede gemiyi terk etme halk tarafından doğrusu olumlu puan almıyor. Kimi dinlesem, kime kulak versem, kiminle bu konuyu paylaşmaya kalksam, aynı şeyleri söylüyorlar.
Sayın Şener’in; “Beni bazı parti liderlerinden daha çok kalabalıkla karşılıyorlar” sözü bana sayın Osman Bölükbaşı’nı hatırlattı. Onun da mitinglerinde çok kalabalık olur, alkışlar tutulur, “Bravo” sesleri ayyuka çıkardı... ama bir türlü oy çıkmazdı. Böyle ayrılmalar olduğu zaman aklıma hep bu ve testici hikâyesi gelir.
Bir testicinin yanında çalışan bir çırağı varmış. Bu çırak, belli süre çalıştıktan sonra; “Ha, ben yetiştim, kendi işimi kendim kurabilirim” havasına kapılmış ve ustasına; “Usta ben testiciliği öğrendim, ayrılıp kendi işimi kuracağım” demiş. Ustası: “Evyadım, bunun püf noktasını öğrendin mi?” deyince; “Tabii ki öğrendim” diyerek, ustasının ısrarlarını dinlemeden ayrılmış kendi işini kurmuş. Ustası, aradan bir zaman geçince, eski çırağı yeni kalfasının yanına ziyarete gitmiş; “Hem hayırlı olsun diyeyim, hem de durumu bir kontrol edeyim” demiş. Astası, kalfasının dükkanına girince bakmış ki yaptığı testiler hep su sızdırıyor, çabucak kırılıyor. Bir türlü form tutmuyor. Ustasına bunun sırrını sormuş. Ustası; “Ben sana testiciliğin sırrını öğretmedim ki. Sen de acele ettin. Sonuç böyle olur tabii” demiş.
Evet her şeyin bir sırrı, bir özelliği, bir taktiği var... bunları bilmeden; “Ben oldum” diyerek ortaya atılmak, kendini canavarlara yem yapmak demektir.
www.hakimiyet.com