Hayata önce gelmiş olmanın verdiği gururla yaşayıp, yeni nesli hiç mi hiç beğenmezler. Hoyratça vakit harcarlar. Çok çalışmışlar ve artık hayatın tadını çıkaracaklar.
Siyaseti, dini, futbolu hatta tıbbı vs. uzmanından daha iyi bilirler. Yarıçapları hayli büyüktür. Zamanın kütü olduğuna inanırlar. Ve dahası gittikçe kötüye gittiğine… Kendileri emeklidir efendim.
Ülkemizin en büyük sorunlarından biri işsizlik. Bu doğru olabilir. Toplumsal yapı itibari ile hemen herkes bunu doğru kabul eder. Bunun arkasına gizlenen sorunlar kendilerini fazla hissettirmezler ama onlarda bu ülkenin geleceği açısından en az işsizlik kadar ciddidir. İtiraf edelim ki, disiplinli çalışmayı millet olarak pek sevmeyiz. Bundandır ki ‘türkün aklı sonradan gelir’ diye bir darbı meselimiz bile var. Bu nerede ise kader inancımızın bir parçası haline gelmiş. Kimseye teoloji veya metafizik dersi vermek gibi bir düşüncem yok. Sadece hayatımızda yer etmiş, derin izli bir problemi aktarmak istiyorum.
Teorik olarak baktığımızda emeklilik; çalışma hayatının zorunlu kısmının bittiği anlamına geliyor veya gelmeli ama birçoğumuz için artık çalışmak çok gerilerde kalmıştır. Hatta emekli maaşı olmasa ‘çalışmak’ deyince ‘oda ne’ diyeceğiz. (istisnalara saygılar sunuyorum)
Ellili yaşlardaki çalışanlara. ‘emekliliğe ne kadar var?’ diye sorarım; sohbet imkânı varsa. Birkaç istisnayı görmezsek, ölümü anlatır gibi anlatmaya başlıyorlar sanki cennetlik olarak dünyadan göçmüşlerde, oranın sefasını sürüyorlar. Acı ama gerçek.
Efendim emekli olunca öğleye kadar uyuyacağım. Kimse beni kalk işe gideceksin diye rahatsız edemeyecek. Önce uzun bir tatil.. Gezeceğim memleketi, hayatın tadını çıkaracağım. Biz bugüne kadar devlete çalıştık, şimdi devlet de bize baksın… vs.
Uzayıp gidiyor liste, ama artık hayatın tadını çıkarmak için yaş pek müsait değildir. Geç kalkmak için geç yatmak gerekir ama bünye geç yatmayı kaldıramıyor/dayanamıyor. Gezilecek ama kemikler sızlıyor. Yenilip içilecek ama doktor perhiz diyor.
Emeklilik kuruntularının çoğu boş anlayacağınız. Tabi ki zamanı acımasızca öldürmek en özel emekli davranışı. Huysuz bir ev adamı olmak.. kimseye söz geçiremeyen biri haline gelmek. Bunlarda hesapta olmayanlar.
Emeklilik deyice artık, ölmeden ölenleri hatırlıyorum. Hayatı kendine mezar yapmış insanları yani. Onlara kızamam çünkü hayata benden önce gelmişler(?) Artı, onlar da öncekilerden öyle görmüşler. Her fırsatta yeni nesli küçümsemeleri, geçmişte hep küçümsenmelerindendir.
Birkaç ay önce üç emekliye yeni nesle tecrübelerini aktarmalarını teklif etmiştim. Bir de ne göreyim; ipe-sapa gelmez anılarını tecrübe diye anlatmaya kalkmazlar mı? Tabi benim müdahalem vacip oldu ve ‘gençlerin sizin tecrübe sandığınız bu saçmalıklara ihtiyaçları yok ama sizin bu gençlerin ahlakını öğrenmeye ihtiyacınız var’ cümlesi ağzımdan çıkıverdi. Nerden mi bildim gençlerin ahlakını; anlatılanlardan gençlerin yüzleri kızarmıştı. İhtiyarlara ne oldu dersiniz. Onlar kahvede okey oynamaya devam... Ayrıca eğitimli insanlar diplomalarına bakarsanız. Sadece çocuklaşmışlar, mızmız birer insan olmuşlar o kadar.
Emekliler hep maaşları ile gündeme gelir bu ülkede, ama onların bu halka borçları bitti mi diye kimse sormaz. Ben şu kadarını söyleyeyim; bu ülke süper güç değilse, herkesin bu millete borcu vardır. Eski/yeni, emekli/çalışan, ihtiyar/genç… hiç fark etmez. Bizim en büyük sorunumuz millet olarak kendimize ciddi hedefler koymuş olmamamız.
Toplumsal ezberler din gibidir, kolay değişmez. Bu ezberlerin koruyucuları da eskilerdir. Bu ezberleri bozmakta yeni neslin eski olduğu zamanki işidir. Cenneti dünyada hayal edip, emeklilik sonrasında kabir hayatı yaşamaya gerek var mı?
www.hakimiyet.com