Sayın Baykal, iddianameyi ciddiye almıyor ve; “Bu iddianame, siyasidir” diyerek, hukuki olmadığını, yanlı olduğunu söylüyor.
Peki, bu iddianame siyasi ise, sayın Cumhuriyet Baş savcısının iddianamesine niçin; “Siyasi” demiyor? Niçin bunu derken, gülleri açıyor? Mutluluktan uçacak duruma geliyor?
Valla kim ne derse desin, iş mahkemeye intikal etmiştir. Artık mahkemede mesele gün yüzüne çıkacak, kim suçlu, kim değil, kim bu işi yapmış kim yapmamış... belli olacak. Zaten yargı da bunun için yok mu? Hep birlikte bekleyip göreceğiz. Tarihte bir çok böylesine olaylar gün yüzüne çıkmadı mı? mızrağın çuvala girdiği görülmüş mü? Evet diyorsanız, mızrağın çuvalı delip çıktığını da söylemeniz gerekir.
Bundan sonra, mahkemenin kararına kadar, yargıyı etkileyici her türlü konuşma ve yorum hem suçtur, hem de mahkemenin çalışmalarını etkiler niteliktedir.
Biz geliniz kendi işimize bakalım. Baykal şunu dedi, veya bunu demedi... bunları bir kenara bırakalım. Muhalefet de böylesine konuşmalardan uzak durmalıdır.
Biz şunu yapabiliyor muyuz; ülkemizde; terörün bitmesi, mafyanın son bulması, “Devletin malı deniz yemeyen domuz” anlayışına sünger çekilmesi, temiz toplumu oluşturmak için elimizi taş altına sokmak, “Acaba ben ne yapabilirim? Benim bu konudaki sorumluluğum ne kadar? Veya ne olmalıdır? Ben de bu ülkenin bir üyesi ve vatandaşı olarak mutlaka bir yerlerinden işlerin tutmam lazım....” düşüncesinde miyim? Birliği, dirliği sağlayıcı hangi tedbiri alabilirim? Bu hususta tedbir alanların yanında yer almalı değil miyim? Armudun sapı, üzümün çöpü var zihniyetinden uzak kalmalıyım. Özellikle de partizanca düşünceleri bir kenara bırakmalı, objektif, yansız, tarafsız ve gerçekleri yansıtıcı tavır sergilemeliyiz....
Muhalefetin; pireyi deve yapması, iktidarı yıpratayım da ne olursa olsun. Yeter ki istikrarı bir bozayım, rayında giden işleri yürümez kılayım, ekonomik büyümeye balta vurayım, ülkenin kalkınmasında, ilerlemesinde engeller koyayım, ne kadar karanlık güçler varsa hepsini göreve çağırayım... anlayışı içinde ne ülke kalkınır, ne ekonomi büyür. Sadece; terör büyür, anarşi baş kaldırır, kaos oluşur, insanlar birbirini fişler, ticari istikrar bozulur, ekonomi çöker, kimsenin ağzını bıçak açmaz hale gelir, sanayi durur, imalattan söz edemezsiniz...önüne gelene çelme takma taktikleri uygulanır... kısaca büyük bir çıkmaza girilir ki o zaman da ülkede; özgürlüğü, kardeşliği, dostluğu, istikrarı beklemek beyhude olur. başka ülkelerin iştahla baktığı ve yemek için çare aradığı bir konuma geliriz Allah korusun.
Hala bazı satılmış beyinler, hala bazı dumura uğramış akıllar, kiralık kafalar... olanları bir türlü çözemiyor. Aslında çözmek istemiyor. Bir kere şerbetlenmişler. Neyle mi? yalanla, iftirayla, oklavayı baklava diye yutturmakla, öküzün altında buzağı aramakla...
Bunlara kafa da denmez. Böylesine insan nazarıyla da bakılmaz. Hatta hayvan desek, hayvana hakaret olur. bulundukları derekeyi söylemeye kalksak, derekenin de bir mevki olduğunu söylemiş oluruz.
Ama az kaldı. Ülkemin önü açık. Yarınlarımız- yakınlıktan kinaye- daha güzel olacak, çocuklarımız ve torunlarımız temiz bir Türkiye’de yaşayacaklar. Benim buna inancım tamdır. Ama biraz sıkıntı olacak, biraz başımız ağrıyacak.. şunu unutmayalım ki her doğum sancılıdır. Bu sancıdan sonra, nur topu gibi bir çocuk dünyaya gelir. İşte ülkemizin durumu buna benziyor. İnşallah hayırlı olur.
www.hakimiyet.com