Yazdır

Bir Emanet

Emanet, bize ait olmayan, başkasına ait bir şeyi, geçici bir süreliğine kullanmadır. En büyük emanet insan rûhu olup o da Allah’a aittir. Allah, emanetini aldığı zaman insan ölmüş olur.

Bu emanetle ilgili ayette Allah şöyle buyurur: "Biz emâneti gökle­re, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındılar ve sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi.”1 İnsan bu emanete riâyet ederse cennete gider. Etmezse, emanete hıyânetin cezası olarak cehennemi boylar.

Hazret-i Ömer (ra) bir pınar başında su içti ve ağladı. Neden ağladığı sorulduğunda, ken­dine geldiği zaman şöyle cevap verdi: "Hatırladım ki Cenâb-ı Allah; 'Nihayet o gün, dünyada yararlandığınız nimetlerden el­bette ve elbette hesaba çekileceksiniz'2 buyu­ruyor. Bu doya doya içtiğim suyun hesabını düşündüm. Allah'ın üzerimizde ne büyük ni­metleri vardır! Hesabını verebilecek miyiz?" Allah’ın bize lutfettiği sayısız nimetler ve bir çok emanetler vardır. Bir bardak tatlı ve soğuk su, bir dilim ekmek, bir lokma yiyecek, bir tane hurma, faydalandığımız ve şükretmekle yü­kümlü olduğumuz her tür malımız, mülkümüz, canımız, gözümüz, kulağımız, elimiz, ayağımız, hayatımız, varlığımız, benliğimiz (enemiz), nefsi­miz, aklımız, irâdemiz, düşünce gücümüz, ha­fızamız, duygularımız, kabiliyetlerimiz, güç ve kuvvetimiz, iktidarımız, görev ve sorumlulukla­rımız, Allah'ın dini ve Allah'ın kitabı... Kısacası, elimiz altında bulunan ve olmazsa olmaz derecede bizi ihya eden herşey, faydalandığımız bütün nimetler, birer emâ­nettir veya emânetin birer parçasıdır.

Bir dilenci, bir gün Peygamber Efendi­miz'den (sav) bir şeyler istedi. Peygamber Efendimiz (sav) ona bir hurma verdi. Dilenci: "Sübhânallah! Koskoca bir Peygamber! Bir hurma sadaka veriyor!" dedi, sadakayı küçümsediği için elindeki o tek hurmayı fır­latıp attı. Peygamber Efendimiz (asm) adama: "Bu hurmada kaç zere ağırlığı var biliyor musun?" buyurdu. Bir başka dilenci daha geldi. Allah Resulü (sav) buna da bir hurma verdi. Adam sevincinden uçacak gibi oldu. Dedi ki: "Sübhânallah! Allah'ın Peygamberi bana bir hurma verdi! Yemin ederim ki, sağ kal­dıkça bu hurmayı saklayacağım ve bundan bereket umacağım!" Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) ona iyi bir şey verilmesini emretti. Adam çok geçmeden beklenmedik biçimde zengin oldu.3

Görülüyor ki, bir hurmayı saygısızca at­mak, nasıl bir nankörlükse; bir hurmayı emânet sayarak ondan bereket ummak da fevkalade bir iyi niyetin sonucudur. Bir hurmalık emanete karşı gösterdiği saygının bereketini çok geçmeden bu dünyada dahi görmesi, emanete riayetin bir ödülü olarak tecelli etmiştir.

Sosyal hayatın ve cemiyetin ruhu hükmünde olan şey adalettir. Bu uçup gitti mi, geriye kargaşalı bir kitle yığını kalır. Yönetimi elinde bulunduran hakim kişilerin sorumluluğu kadar yetkileri ve mükâfatları da büyüktür. Çünkü, adaleti ayakta tutarak; halkı huzura ve saâdete sevk etmek veya adaleti zedeleyip insanları anarşi içinde öç almağa sevk ederek huzursuz ve mutsuz etmek, yönetici ve hakim kişilerin elindedir. Tabii ki herkes, vüs'ati (gücü yettiği kadar) sorumludur. Bu sebeble emânete riâyet edene büyük ödül, etmeyen de ceza  vardır.  Emânete riâyet etmek ve adaletle hükmetmek, insanlara karşı insaflı davranmak demektir.4  İnsaf ise dînin yarısıdır. Yâni, dînin yarısı Allaha ibâdet ise, diğer yarısı da halka hizmet demektir. Bu hususta İbnu Mesud "herşeyde emânete riâyet vâcibtir. Hatta abdestde, namazda, oruçta ve zekatta bile..." diyor. Burada halkı ilgilendiren ve zenginle fakirin arasını düzelten zekat, emânet bakımından önemli bir meseledir. Fakat, emânet meselesi, Allah'ın farzlarından sonra doğrudan doğruya cemiyet ile alakalıdır. Elde edilen bir devlet makamının halka hizmet için adaletle işlemesi, ödünç alınan bir eşyanın sahibine sağlam olarak iâde edilmesi, ölçü ve tartılarda doğru davranılması emanete riâyettir. Hem insanların sırlarını ifşa etmemek ve kusurlarını araştırmamak ta emanettir...Ayrıca, bilginlerin halkı irşâd etmesi, karı-kocanın birbirine itaatli ve vefakâr olması, erkanı devlette halkın işlerini ehline yâni, becerikli ve doğru insanlara tevdî etmek de emânete riâyettir…5

İnsanın zalim ve cahil oluşu, sahip olduğu eşsiz emanetlerin farkında olmayışıdır. Kâlû-belâda verdiğimiz sözü hatırlamak gibi bir kabiliyetimiz yoktur. Bu söz iradî değil, fıtrî olarak verilmiş bir sözdür ve bu konuda Kur'ân’a itimad etmemiz ve mümin olmamız yeterlidir.

 

DİPNOTLAR:

1- Ahzab Sûresi, 33/72;    

2- Tekâsür Sûresi, 102/8;     

3- Haya-tü's-Sahâbe, 3/214.

4- Beyzâvî, Envâr...C.2,s;102  (Mecmuatü minet-Tefâsir içinde)

5- Hâzin, Lubâb… C.2, s.102  (Mecmuatü minet-Tefâsir içinde)

 

www.hakimiyet.com