Yazdır

Emanet Pırlantalar

Işıl ışıl parlayan onlarca çift göz, sanki kalplerindeki heyecan ve aşkı, bu küçük mekânın pencerelerinden sokaklara taşıracak…

Kalpleri bir küçük kuşun çırpınışı gibi pırpır ederek, biraz heyecan, biraz heves, biraz da,  Rablerini memnun ettiklerini hissetmenin gururuyla dolu bir şekilde dizilmişler önüme… Açmışlar kaplarının ağzını, “doldur hocam” diyor her biri lisan-ı haliyle…

 Öyle güzel bir manzara ki tasviri imkânsız… Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye gelmiş bu küçük yüreklerin tertemiz duyguları, dünyanın tüm kirlenmişliklerine meydan okuyor. Bu duygular, küresel ısınma sebebiyle oluşacağı varsayılan tüm felaket senaryolarını, dünyadaki vahşi tüketim politikası sebebiyle yaşanan sömürülerin perişan ettiği insanları, savaşların tarumar ettiği beldeleri, yok ettiği ocaklardan sağ kalan gözü yaşlı çocukları, uyuşturulmuş genç beyinleri, şeytana teslim edilmiş dimağları çepeçevre saracak; aydınlık ufuklara götürebilecek kadar güçlü… Elifba kitaplarına sarılmış küçük parmaklar, her gün kaç sayfa okuyabileceklerini sayıp; Yüce Kitabı kucaklarına alacakları büyük günü hesaplıyor… Okuyup bitirdikleri sayfadan başlarını kaldırıp gözümün içine çekingen bir şekilde bakarken; “ aferin, çok güzel okudun” sözünü duyduklarında, dünyanın en büyük zaferini kazanmış bir kumandan edasıyla arkadaşlarının yanına koşuyorlar… Namaz dualarını ve surelerini ezberlemek için, olimpiyatları kıskandıracak bir yarış içindeler. Eğer arkadaşları kendilerinden önce ezberleyip yeni bir sureye geçecek olsa, güreşte yenilmiş bir pehlivandan daha çok üzülüyorlar…

            Yaptıkları ödevleri panoya asıldığında, çizdiği tabloyu sergileyen bir ressam edasıyla dolaşıp, her fırsatta arkadaşlarına göstermenin yolların arıyorlar. Harfleri, duaları, sureleri defterlerine yazarken, bir hattat edasıyla oynatıyorlar kalemlerini… Bir gözleriyle dua kitabına, diğeriyle defterine bakarak çizdikleri harfleri, Kur’an-ı Kerim hattına benzetebilmenin sevinç ve heyecanını yaşıyorlar… Ve kendilerini biraz daha yakın hissediyorlar, rablerine… Çünkü O’nun kitabını okumaya ve yazmaya çalışıyorlar. Yüce Rabbimiz de, onları görüyor. Bu küçük yüreklerin, bu küçük gözlerin kendi sevgisiyle dopdolu olduğunu çook iyi biliyor. Elbette O(C.C.)’ da onları çok seviyor…

            Peygamberimizi anlatırken, onunla hüzünlenip; onunla seviniyorlar... O(S.A,V.) ‘İ anlattıkça, onun zamanında yaşayan bir çocuk olabilmeyi yüreklerinin en derin yerlerinde hissediyorlar… O(S.A.V.)’e bu dünyada kavuşmanın imkânsızlığını bildikleri için, umutlarını cennete saklıyorlar… Cennete gidebilme isteği kalplerinde canlı bir ateş haline gelen çocukların bu duygularını diri tutmak, bizim en önemli görevimiz… Yaz kur’an kursları öğreticileri olarak bize verilen bu emanetlere çok iyi sahip çıkmalıyız… Dokuz haftalık bir eğitim, hiç te küçümsenecek bir süreç değildir… Kalpleri şekillenmeye müsait bir hamur halinde olan bu yavrularımızı, ailelerinin de desteğiyle çok iyi yetiştirebiliriz… Güzel duygularını pekiştirecek hal ve davranışlarımızla onlara din adamını sevdirebilir, böylece bilinçaltına maneviyat adına çok sağlam bir temel atmış olabiliriz… Yahut tam aksine, yanlış tutum ve davranışlarla çocuğu hem kendimizden soğutur, hem de manevi dünyasında onulmaz yaralar açabiliriz.

Demir tavında dövülür, demiş büyüklerimiz… Bu sıcacık kalpleri soğutmadan, en güzel müslümana yakışacak şekle getirmek için var gücümüzle çalışmalıyız. Onlara cennet bahçelerine ulaşacak yolları çok iyi öğretmeliyiz. Aksi halde bu dünyanın sahte cennetlerine kanarlar da, Allah bize bunun hesabını sorar. Bu çetin sorguya tabi olmamak için, emanetlere sahibine yakışır şekilde sahip çıkalım. Kucağımıza bırakılmış bu pırlanta kalpleri şeytana kaptırmayalım.  O küçük kalplerdeki saf ve berrak duyguların, hem bize hem de tüm insanlığa aksetmesi niyazıyla…            

  Selam bize ve Allah’ ın Salih kullarına olsun.

www.hakimiyet.com