Yazdır

İpin Ucu

2008 yılı dördüncü çeyreğinden itibaren kiracı ve mülk sahibi ilişkisinde bir takım değişiklikler olacağını bir çoğunuz medyadan takip etmişsinizdir. Bu değişikliklerin başında kamuoyunu ilgilendiren kira bedellerinin artış oranları gelmektedir. Ancak borçlar kanunu tasarısından önce yasalaşan ve 1 Kasım itibariyle yürürlüğe girecek kiracı ve mülk sahibini ilgilendiren başka bir tebliğ bulunuyor. 268 seri nolu gelir vergisi genel tebliği.

Bu kanunla beraber aylık kira bedeli 500 Ytl’yi geçen konutların kirası posta genel müdürlüğü veya Bankalar aracılığıyla yapılacak. Buradaki amaç kira gelirlerini kontrol altına almak ve maliyenin yıllık belirleyeceği istisna oranlarının üzerindeki kira gelirlerini vergilendirmek. Böyle bir yasayla kira gelirlerinin kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu zannetmiyorum. Her şeyden önce kira geliri 500 Ytl’nin üzerinde olan Konut veya ev sahipleri kira bedelinin 500 Ytl’sini bankadan kalanını ise kiracının bizzat kendisinden alabilir. Kanunda diğer gözlemlediğim yanlışlık ise “Her bir konut için aylık tutarı 500 Ytl’ nin altındaki konut kira gelirleri” maddesidir ki bu madde vergi sistemimizdeki adaletsizliğin boyutunu göstermektedir. Şöyle ki; Bu maddeye göre, bir şahsın 3 adet konutu var ve bunlardan 499’ar Ytl kira aldığını farz edelim konutların kirası banka ve postaneden ödenmesine gerek kalmıyor oysa ki toplamda baktığımızda geliri tek kira iradı olana  göre daha fazla. Bir diğer Diğer yanlışlık  ise belirtilen 500 Ytl’nin bütün Türkiye’yi kapsaması tıpkı asgari ücrette yapılan yanlış bu kanunda da yapılmıştır. Oysa Asgari ücret başta olmak üzere  alınan vergilerin  bölgesel olması daha adil olacağı kanaatindeyim. Ordu ilindeki 500 Ytl ile İstanbul ilimizdeki 500 Ytl.nin alım gücü asla aynı olamaz. İşyeri hariç kaçımız 500 Ytl kira veriyoruz. Ayrıca Her ne kadar işyeri kira stopajı işyeri sahibi adına ödenmiş olsa da bu vergi tamamen kiracının üstüne kalmış bir kamburdur. Hani vergi kanunlarımıza göre vergi kazanç elde edenden alınması gerekliydi. Her şeyden önce bunun çözümü bulunmalıydı.

 Kamuoyunun yakından ilgilendiği maddeler ise muhtemelen yeni yasama yılında ilk görüşülecek olan Türk Borçlar Kanunu içerisinde bulunan maddelerdir. Tasarıya göre kira artış oranları ÜFE’ye göre belirlenecek, Konut ve işyeri kiralarında depozito,3 aylık kira bedelini aşmayacak, dövizle yapılan kira kontratlarında 5 yıldan önce artış yapılmayacak. Bu maddelerin kiracıya bir umut niteliğinde olduğunu zannedenler tamamen yanılıyorlar. Zira bunların bir çoğu yürürlükte olan Gayrimenkul kiraları hakkındaki kanunumuzda zaten mevcut. Örneğin kira artışları TÜFE ve ÜFE ortalaması alınması gerekliydi. Ancak ev sahibine “Ahmet Abi bu yıl TÜFE-ÜFE ortalaması %5 kirayı bu kadar artırabilirsin dersen ev sahibi de sana ha öylemi Atillacım tamam o zaman sen ufaktan ufaktan Üfeli-Tüfeli eve bak der ” Mevcut kanunumuzda hava parası veyahut her ne nam ve suretle olursa olsun kira bedelinden fazla para alanlarla ilgili maddede mevcut hatta bu maddeye aykırı hareket edenlere hapis cezası bile verilebiliyor Ancak çevrenize baktığınızda alınan hava parasız dükkan tutmak imkansız. Tasarı halindeki kanuna şöyle bir madde olsa ne olurdu acaba “kira artış oranları %50’nin altında olmamak kaydıyla her altı ayda bir yapılacaktır” ne olacağı yürürlükte olan yasamızdan belli . İpin ucu kimin elinde olduğunu bilmiyorum ama bu kira mevzuunda ipin ucunun kaçtığı büyük bir hakikat.Bütün insanlığa dünyada mekan Ahret’ de iman nasip eyle YARAB.

www.hakimiyet.com